Duyanınız, göreniniz ya da en azından YouTube kanalımızı takip edeniniz var mı bilmiyorum ama geçen günlerde Can ve Ömercan ile birlikte değerlendirmek üzere Trolls denilen bir animasyon filmine gitmiştik ve bunun üzerine de ortalama uzunlukta bir yorum videosu çekmiştik. Sizi bu videoya yönlendirmeden önce belirtme ihtiyacı duyduğum bir husus var: Yazıda ele alacağım noktalardan bazılarını videoda tartışmadığımız gibi videoda konuştuğumuz her şey de yazıda olmayacak. Tamamsanız videoyla baş başa bırakıyorum:

Videoyu izleyip de bir de ayrıyetten ne söyleyeceğimi merak edenler varsa onların merakını gidermek ve de video izlemek yerine yazılı halde bazı yorumlar okumak isteyenler için buradan devam etmeden önce bir uyarı bırakayım: Film içerisindeki detaylar hakkında tamamen kişisel ve öyle planlanmadıysa bile hoş olmuş dediğim türden yorumlarıma yer vermek istiyorum bu yazıda biraz. Yani olur da referans olarak gösterdiğim ayrıntıları “E ama yani sen de, ne alaka?!” diyerekten göz ardı edersiniz diye belirtiyorum bunları, zira öyle düşünülmese bile böyle düşünmek hoşuma gittiği için bu tür fikirleri sizlere aktarma arzusundayım.

Öncelikle film hakkında tekrardan genel bir değerlendirme yapalım. Daha başarılı işlerini gördüğümüz Dreamworks’ten ortalama bir film gelmiş, çok büyük olay yaratacak bir film olmasa da sizi oldukça eğlendirecek türden. Videoda çokça bahsettiğimiz şu dublaj ve orijinal ses kadrosu hakkında yeniden bir şeyler söylemek gerekirse her iki tarafın da çok iyi iş çıkarttığını söyleyebilirim. Evet, Türkçe seslendirme kadrosu gayet iyi, dublaj konusunda sıkıntı yaşamazsınız muhtemelen. Biz her ne kadar asıl seslendirenleri duymak hoş olurdu desek de yine de Türkiye’deki kadronun da hakkını yemek olmaz bu noktada.

Tabii adeta ünlüler geçidi olan seslendirme kadrosuna da güzel bir iş çıkardıklarını söylemek lazım, zira filmden çıktığım günden beri canım sıkıldığı zamanlarda Trolls film müziklerini açıp keyiflenirken buluyorum kendimi. Seslerindeki kaliteyi bir kenara bıraktım, film yapımcıları tarafından seçilip coverlanan şarkılar ve getirilen yorumlar oldukça hoş. Sound of Silence’tan tutun Total Eclipse of My Heart’a kadar bilindik birçok şarkının uyarlanması gerçekten güzeldi, bu konuda kulaklarım bir açıdan minnettar. Öyle ki bu yorumlanan parçalardan özellikle büyük bir hayranı olduğum Zooey Deschanel şarkılarını ve Anna Kendrick‘in eğlenceli ses tonunu daha takdir ettiğimi de belirtmek isterim.

800-x-400

Tüm bu ses kadrosu ve dublaj eyyorlamaları dışında devam edersek, beni film boyunca en çok cezbeden şeylerden biri de görüntü kalitesiydi sanırım. Ciddi anlamda ekrandaki trollerin yumuşacık olduğuna ikna olmuştum. Kenarda bir meşalenin yanan ateşinde bile hissettim o yumuşak dokuyu sanki. Hele ki Poppy’nin devamlı olarak kesip biçtiği şu keçeden oluşan kitaplar, davetiyeler ve hikaye anlatımına karışan sahnelerdeki samimiyeti de duyumsadım adeta.

Hikaye konusunda genel anlamda klasik animasyon öyküsü demek zorunda hissediyorum kendimi biraz, çok değişik bir örgüde ilerlemedi bana kalırsa. Animasyonlardaki bu tahmin edilebilirlik de bir yerden sonra kaçınılmaz oluyor hep. Gerçi bu tür klişeler neredeyse her filmde karşımıza çıkıyor, bunu animasyonlara indirgeyerek farklı bir özellikmiş gibi göstermek de ne kadar doğru bilemiyorum doğrusu.

Karakterler konusunda çok da bahsetmediğimiz bir detay eklemek istiyorum aslında: Çalı’nın aşırı realistliğinden tutun da Biggie’nin elinden hiç ayrılmayan Mr. Dinkles’ın aşırı-süper-muhteşem havalı (açık ara en sevdiğim karakter, yoo ciddiyim) hallerine kadar birçok karakter aslında çok güzel kurgulanmıştı bana kalırsa. Öyle çeviriye kurban gitmiş türden espri kaçakları da olmadığından, neredeyse gülünecek anların çoğu karakterlere bölünmüştü, ki bu ayrıntı filmde her birine karşı sempati beslememizi sağlıyordu bir bakıma.

Genel anlamda bu kadar değerlendirmenin yeterli olduğunu düşünüyorum, zira videoda bahsettiğimiz noktalara değindim ya da değinmedim, devam edeceğim hususta tekrardan tanıdık yorumlarla karşılaşsanız da bir iki yeni şey eklemek istiyorum. Videoda bir yerde, filmde kendimce bulduğumu düşündüğüm referansları sayıyordum; Külkedisi hikayesine yapılan gönderme dışında diğerlerinin ciddi anlamda oturulup düşünüldüğünden hiçbir şekilde emin değilim, bunlar tamamen benim fazla derine inip anlam çıkarma çabamdan kaynaklanıyor yani. Ama yine de düşündükçe böyle düşünmüş olsalar aslında çok şeker olurdu, hiç de sıkıntı duymazdım bu bilgiden diye hayal etmekten de alamıyorum kendimi. Hazırsanız kısa kısa onlardan bahsedeyim mi artık?

Külkedisi, Bulaşıkları Yıka!

landscape_nrm_1423570968-cindys-slippers

Bir yapımın, klasikleşmiş diğer başka yapımlara selam çakmadan durması neredeyse imkansız ve inanır mısınız bilmem ama bu klişeler artık bir süre sonra o kadar alışılmış hale geliyor ki, çoğu izleyici zaman zaman ne olduğunu bilmese bile ne bıdısı olduğundan haberim var tarzında düşüncelerine hakim olamıyor. Gerçi şu yıllarda sanmıyorum ki büyük çoğunluğun çıkıp da “Abi ben Cinderella hikayesini bilmiyorum, neymiş onun olayı?” tarzında şeyler diyeceğini. Artık klişenin sözlük karşılığı haline gelebilecek kadar hikayelere çok konu olmuş olan bu masalı bilmeyenin olacağından da ciddi anlamda şüpheliyim. E peki hikayedeki en bariz yakalanacak detay olan Külkedisi’nin bizim Trolls’de ne işi vardı?

Şöyle bir işi vardı ki, Bergen ırkına mensup olan ve krallıkta bulaşıkçı kız olarak görev alan Bridget isimli karakterimizin kendine has olan ama asıl temada yan öykü niteliği taşıyan hikayesi tek başına Cinderella kalıbındaydı. Bir kere bulaşıkçı kız, pis işleri hallediyor, kendini belli bir güzellikte göremiyor ve aslında kralla tanışma arzusu var; tüm bunları minik Trollerimiz yardımıyla aşan Bridget’ın öyküye en klişe katkısı da, kralı etkileyip bir şekilde buluşmaya çıktığında ve o günün sonunda da kaçmak zorunda kalıp dans patenlerinden birini ardında bırakması oluyor sonuç olarak. Kralın, bu pateni odasında saklaması da cabası. Asıl Külkedisi’nden tek fark, sanırım bizim Bergen kralının tırım tırım bu patenin sahibini aramıyor oluşuydu.

 

Herkesin Bir Sam’e İhtiyacı Vardır!

shelob-vs-sam

Şimdi diyeceksiniz ki koskoca Tolkien’ın yarattığı bir karakterin, Sam Gamgee’nin, Trolls filminde ne gibi bir referansı olabilir? İşin ilginç kısmı, sadece Sam Gamgee olarak değil ama birçok ana kahramanın yanında sidekick olarak dolaşan karakterlerdeki Sam ismi benzerliği denen bir durum var. Hatta internette bir geyiktir aldı başını gidiyor bu konuda: Jon Snow’un kankası Sam’den tutun Dean Winchester’ın kardeşi Sam’e kadar birçok destekleyici kişiliğin aslında Sam ismine sahip olması garip bir şekilde hayranların dikkatini çekmiş ve bunu internet aleminde bayağı bir geyikleştirmişler.

Trolls animasyonunda bana Sam Gamgee’yi anımsatan detay aslında biraz da çevre faktörüyle tetiklendi. Poppy’nin tek başına çıkıyor gibi gözüktüğü bir maceralı yolda ilerlerken örümcek ağlarından kundak haline gelip ormanın dibine yuvarlandığı sırada tam ona saldırılacakken, uzaktan çok da tahmin edilebilir bir şekilde gelen Çalı’nın desteği ile kurtuluyor olması bana o sırada tam anlamıyla Sam Gamgee’yi hatırlattı. Durun, her şey ağdan kundak olan Frodo-Poppy ve yardımına koşan Sam-Çalı benzerliğiyle bitmiyor: Bir de her nereden bulmuşsa artık, Çalı elindeki tavayı, Poppy’ye saldırmak için harekete geçmiş tuhaf yaratıklara fırlatıyor. Sam de böyle aletleri sırtında taşımıyor muydu zaten? Bilmiyorum, belki ben fazla çağırışım aradığımdandır ama böyle bağlantıları çok da düşünmeden kuruyor oluşum belki de başkalarının da bu detayları yakalayabileceği anlamına gelir, kim bilir…

1 2
Yazar

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.