Kulaklarınızı büyüleyen harika bir müzik ve dinamik ses efektlerinden sonra ekranda renkler birbirine karışıyor, çizgiler başka çizgilerin içine geçiyor ve kısa ama yoğun bir sinematik deneyim, aklınızı başınızdan alıyor. Uzaklarda; dağların, şehirlerin ve gök cisimlerinin dizildiği manzaraların içinden çıkan ışınlar, doğrudan gözlerinize hücum ediyor, birbirinden ilginç karakterler kendi yolculuklarına çıkmaya başlıyor, ekran kararıyor ve oyunun ismi ile logosu kendini gösteriyor. Tüyleriniz diken diken oluyor, teninizin altında sıcak kaşıntılar hareket ediyor, heyecan bedeninizin her bir hücresini doldurmuş hâlde. “Böyle bir oyun olamaz,” diyorsunuz, her şey gerçek olamayacak kadar iyi ama içinizden bir ses, Ya öyleyse? diye fısıldıyor ve o küçük olasılığa sarılıyorsunuz. Çıkış günü geldiğinde ise bir bakmışsınız, tüm bu çizgiler, sesler, müzikler, renkler ve heyecan aslında sadece bir pazarlama sürecinin ürünüymüş…

Dürüst olacağım, ben bu heyecana kapılmaya bayılıyorum. Ben, böyle heyecanların insanıyım ve bu duygular için yaşıyorum. Ne zaman güzel bir oyun tanıtımı izlesem içime müthiş bir coşku doluyor ve kendimi, güzel şeyler üretmek için çaba gösterirken buluyorum. İlham dediğimiz şey de sanırım bu olmalı. Ortaya güzel şeyler çıkartmak için bedenimizi ele geçiren o tanımlanamaz enerji… Tabii bazen şirketler bu heyecanımızı kendi çıkarları için, korkunç bir art niyetle kullanıyorlar. Bu durum, her oyun tanıtımında yaşanmasa da kalbimizde ve cebimizde çok ciddi yaralar bırakan vakalara bir göz atmaya başlayalım. 

Almost heaven…” diye girdiler videoya ve yerkürenin her tarafına dağılmış benim gibi sayısız Fallout hayranı, olduğu gibi kafayı yedi. Bethesda, 2015’te çıkan Fallout 4 ile sonraki Elder Scrolls arasında iki tane farklı oyun olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı; bu da demekti ki sonraki Fallout ancak Elder Scrolls 6’dan sonra gelecekti. Bethesda Game Studios’un her bir oyununun arasında üç yıl olduğu düşünülürse sonraki Fallout’un gelişine, en az on iki yıl daha vardı. O zamanlar kampüs hayatı yaşayan bu coşkulu yazar ise bu çıkış yıllarına kadar okuldan ayrılmış olacaktı, hatta evlenip çocuk yapmış bile olabilirdi. Yine de Bethesda, bir kez daha göz kırpmıştı.

Fallout 76 çevrimiçi bir oynanış sunacaktı, önceki Fallout girdilerinden daha farklı bir oyun tasarımı ile geliyordu. Tüm karakterler canlıydı, yani bu karakterler, tamamen oyunculara ait olacaktı. Oyunun haritası Fallout 4’ün dört katına kadar çıkıyordu. Fallout 5’e kadar olan uzun bekleyişten önce, son bir kez daha, yeni bir Fallout dünyasını deneyimleyebilecektik.

Fallout oyunları ve onların dünyası, içine benim de dâhil olduğum sayısız oyuncu için bir ev, yuva niteliği taşıyordu. Düşlerle, kavramlarla, maceralarla inşa edilmiş bir evdi bu. “Take me home, country roads,” demişti John Denver ama Bethesda, bunu yapamadı. Ne yazık ki Fallout 76 içi boş, beton bir kutu olmaktan öteye geçemedi.

Oyun, teknik bir kabustu. Hatalardan, tasarım açıklarından, dengelenmemiş bölümlerden geçilmiyordu. Oyun tasarımı ve içerik açısından ise hiçbir üstün nitelik taşımıyordu. Sıkıcı, düz, çok sıradan bir oynanışa sahipti. Hikâyeyi bitirmek bir noktada işkenceye dönüşüyordu. Hikâye akışını ve deneyimi desteklemesi gereken ve önceki oyunlarda inanılmaz düzeylerdeki ustalıklarla kurulan çevresel anlatım ise serinin bu girdisinde, oldukça zayıftı. Oyunun tasarım, yapım ve pazarlama süreci çok kötü bir şekilde yönetilmişti. İnsanlara sunulan son ürün ciladan uzaktı, hiçbir şekilde bitmeye yakın değildi. Sorunlar ise burada sona ermiyordu.

Oyuncular doğal olarak bu duruma sert bir tepki gösterdiler ve büyük bir kriz ortamı oluştu. Şirketin bu kriz süreci boyunca sergilediği davranış da nedense oyunun kendi yapım süreci kadar kötüydü. Oyun hakkında yapılan yorumlara, üretilen içeriklere, verilen tepkilere şirket tarafından büyük bir baskı ve sansür uygulanıyordu. Oyuncular bunu fark ettikçe daha da sert tepkiler vermeye başladılar. Oyunun puanları dibe vurdu ve her bir oyunu ile gösterişli gündemler yaratan Bethesda, bu oyun ile tatsız bir gündeme sebep oldu. 

Ön siparişlerinde vaat edilen ürünlerde ve oyunun kendi marka ürünlerinde de büyük sorunlar görülmeye başlandı. Ürünlerin kalitesi, vaat edilenin çok daha aşağısındaydı. Ürünlerin yapılacağı söylenen seçkin materyaller yerine, çok daha ucuz alternatifler tercih edilmişti. İnsanlar, ürünler için ciddi miktarlarda ödemeler yapmışlardı ve kandırılmış hissediyorlardı. Şirketin bu konuda verdiği tepkiler de oldukça ters ve yersiz kaldı. Hatta bir noktada, sistemdeki bir açık sebebiyle insanların özel bilgileri bile erişilebilir hâle geldi.

Oyunun kendisinin sorunları, hayranlardan gelen tepkilere uygulanan baskı ve ürünlerde görülen eksiklikler, tüm bu süreci iyice uçuruma sürükledi. Fallout 76 ve Bethesda, kısa süre içinde oyun çıkışları arasındaki en büyük kara lekelerden birinin parçası oldu. Bir noktada yasal işlemler bile başlamıştı. Fallout 76 tam bir felaketti.

Bütün bu olanlar, 2018’deydi. Oyunda görülen sorunlardan bir kısmı hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil çünkü eksiklikler çok derinlerden kaynaklanıyor: Oyun tasarımının çekirdeğinde, ana oyunlar üzerinde çalışmamış olan yapım ekibinin deneyimsizliğinde ve ilk olayların ağzımızda bıraktığı o çirkin histe.

Yine de Fallout 76’ya yıllar içinde gelen bir sürü güncelleme ve genişleme ile oyun, gayet güzel ve keyifli bir çevrimiçi oyun hâline geldi. Açık olmak gerekirse her bir güncelleme, peşinde başka teknik sorunları da getiriyor ama doğru yönde atılan adımları gördükçe biraz da olsa insanın içindeki öfke, yavaş yavaş sönüyor. Fallout 76 hâlâ iyi bir Fallout oyunu değil, belki de hiçbir zaman öyle bir konuma erişemeyecek ama şu anki hâliyle bile günlük yaşamının akışından sıkılan ve arkadaşlarıyla maceralara atılmak isteyen insanlar için, yerinde bir seçenek. Fallout dünyasında geçen, farklı ve eğlenceli bir çevrimiçi oyun. 

Fallout 76 çok fazla söz verdi ama pek azını tuttu. Kalbini bu oyunun dünyasına veren insanlara Bethesda yeni bir umut vaat etti ve bu umut üzerinden ciddi miktarlarda para kazandı. Daha fazla kazanamayacağı noktada da bu umudu buruşturup bir kenara fırlattı. Oyun, her ne kadar yıllar içinde iyileşse de o ilk kalp kırıklığı benim üzerimde kalacak. Yine de Bethesda, gelecek yıl bu zamanlarda Starfield adlı yepyeni bir oyun çıkarmayı planlıyor ve bu oyun için de oldukça heyecanlıyım. Sanırım insan kalbinin istediklerinin önüne kolay kolay geçilemiyor. Belki de bu heyecan, stüdyonun yaptığı hataları telafi etmesi ve kendisini eski güzel zamanlarındaki hâline doğru toparlaması için ona verdiğim son şansın yarattığı bir duygudur, kim bilir?

Peki, size evinizdeymişsiniz gibi hissettiren oyunlar, filmler, kitaplar neler? Peki ya bu duyguları maddi çıkarlar için kullanıp sizleri kandırmaya çalışanlar hangileri?

Yazar

Gelin size bir hikaye anlatayım...

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.