Alışkanlık, düzenli olarak tekrarlanan, bilinçaltında meydana gelme eğilimi gösteren bir davranış rutinini ifade ediyor ve hepimizin, haberdar olsak da olmasak da saymakla bitiremeyeceğimiz kadar alışkanlığı var. Normal zamanın aksine evde vakit geçirmek zorunda olmanın, alışkanlıklarımız açısından iyi büyük etkisi oluyor. Biri, uzun zamandır sahip olduğumuz alışkanlıklarımızdan vazgeçmek ve onlara harcadığımız eforu yönlendirecek yeni meşguliyetler edinmeye çalışmak; diğeri de bu süreçte edindiğimiz yeni meşguliyetleri, yeni alışkanlıklara dönüştürmek.

Böyle söyleyince biraz olumsuz gibi gelmiş olabilir ama ister zorunlu ister gönüllü olsun, insanlık olarak bazı alışkanlıklarımızı bırakmaya, bazılarının yerine yenilerini koymaya ve bazen de tamamen yeni alışkanlıklar edinmeye bayağı bir alışkınız. Yeni dosya konumuzda, bu alışkanlıklardan bahsedeceğiz ve umuyorum ki bazen farkında olmadığımız alışkanlıklarımızı fark edecek, bazen de onlarla ilgili yeni şeyler öğreneceğiz. Bu ilk yazıda ise çok çok eski bir alışkanlıktan bahsetmek istiyorum: Kitaplık dizmek.

Kütüphaneye sahip olmak veya küçük, büyük, kararında bir kitaplığı bulunan bir evde büyümek, herhalde, insanın sonraki yaşantısını derinden etkileyen temel şeylerden bir tanesidir. Buna rağmen istisnaları dışarıda tutmakla birlikte, çoğumuz evimizdeki kitaplığı sadece kitaplarımıza muhafaza sağlayan, o esnada da işlevselliğinin yanında görüntü olarak da odanın genel havasına dekor olarak katlı sunan raflar olarak düşünebiliyoruz. Burada ne kitaplıklara sığmayacak kadar kitabı olanlardan ne kitaplığı sadece derslerde lazım olur, sınava çalışırken yararlanırım diye hazır edenlerden ne de onu sadece bir süs mahiyetine büründürüp, üstüne biblolar koyanlardan dem vuracağım. Çünkü hangi amaçla olursa olsun, işlevselliğinin yanında kütüphaneler yahut onların şahsi ve küçük uyarlamaları olan kitaplıklar, aslında çok eski alışkanlıklarımızı gösteriyorlar.

Binlerce yıl boyunca insanlar kitaplarını saklamanın çeşitli yollarını aramışlar ve hatta bugün kitaptan saymayacağımız metinleri bile sistemli bir şekilde toparlayıp korumuşlar. Bir adım ötesinde tarih bize kitapları –kil tablet, papirüs, tomar olması fark etmeksizin- raflara koyduğumuzu anlatıyor, hangi rafa ne şekilde koyduğumuz, materyalin niteliğine göre değişse bile. Bu faaliyetin arkasında mutlaka arşivcilik veya daha küçük boyutta biriktirme alışkanlığımız olsa gerek diye düşünüyorum zira profesyonel olarak uğraşmamalarına rağmen fotoğraf çeken insanlar da bir nevi aynı şeyi yapıyorlar. Arşivleme ve biriktirme alışkanlıklarını bir arada kullanmam da rastgele değil, dikkat ettiyseniz kütüphane ve kitaplıktan bahsederken birinin daha büyük ve daha genel; diğerinin ise daha küçük ve daha şahsi olduğuna vurgu yapmıştım.

Ebla’daki tabletlerden birkaç parça.

En eski kitaplıkların izleri, Halep şehrinin yakınında, günümüzde Suriye dediğimiz yerin kuzeybatısında bulunan Ebla’daki antik kütüphaneye kadar sürülebiliyor. Buradaki kitaplar, kil tabletlerden müteşekkil tabii, raflara bu tabletler diziliyor. Altıncı yüzyılda Çin’de Fu Hsi isimli bir doğramacı, dönen kitaplıklar icat ediyor. Bu konsept özellikle Çin ve Japonya’da o kadar tutuluyor ki bir kişinin içinde kutsal kitapların bulunduğu kitaplığa dokunup, bir sefer bile olsa rafı döndürmesiyle tüm metni okumuş kadar aydınlanma sahibi olacağı iddia ediliyor.  Kitaplar çoğalıp raflar büyüdükçe bunların çok da işlevsel olmadığı söylenebilir fakat yüklenen bu bir nevi kutsallık sebebiyle özellikle tapınaklarda on beşinci yüzyıla kadar kitap çarkları görülmeye devam ediyor.

Aşağı yukarı aynı yüzyıllarda Ortaçağ Avrupası’nda ise daha farklı bir sistem var. Burada kitaplar gerçek anlamda raflara zincirleniyorlar. Bu davranışın arkasında da tabii ki kitapların çalınmasına yönelik korkular var fakat daha büyük bir amaç, insanların kitaplara erişimini kontrol altında tutabilmek ve kimlerin, hangi kitaplara erişebileceğine karar vermek. Kitapları zincirleyerek hapsetme düşüncesi Çin ve Japonya’daki kutsallık atfetmesinden çok farklı görünüyor ama öyle değil. Kutsallığın her zaman iki boyutu vardır; hem korku hem de saygı getirirler. Ortaçağ’da Avrupa işin biraz daha korku kısmında kalmış sanırım ki bu da sadece o zaman ve zemine ait değil, günümüzde dahi yasaklanan kitapları düşünürsek anlarız.

İngiltere’deki Hereford Katedrali’nden zincirli bir kitap rafı.

Roma cephesinde ise kütüphaneler, bir nevi inşaat projesi mahiyeti taşıyor. Tabii kronolojik gayeler güdeceksek kitaplıklar açısından Roma’nın milattan önce birinci yüzyıla kadar uzanan bir geçmişi olduğunu belirtmek gerekiyor fakat genel itibariyle bir ‘medeniyet’ olarak bakarsak keskin dönem sınırları çizmek mümkün değil. Efes’te bulunan halk kütüphaneleri, genel Roma kültürünün bir parçasını oluştururken kişisel kütüphaneler, aydın seçkinlerin ve ekonomik açıdan varlıklı olanların arasında popüler. Bir statü belirteci hâline gelen kitaplıklar arttıkça, yaygınlaştıkça bunlar evlerde, konaklarda kendilerine daha çok alan isteyen bir hâle geliyorlar. Sonucunda ise kütüphaneye ayrılmış özel yapıları bulunan binalar inşa edilmeye başlanıyor.

Böylece kitaplıklarla ilgili topu Roma’dan alıp milattan öncesinden bugüne kadar uzanan bir alışkanlığa daha varıyoruz; sergileme alışkanlığı. İnsanlık olarak arşivleme, biriktirme gibi alışkanlıklarımızın yanında bir de bunları sergilemek gibi büyük bir alışkanlığımız var. Bu da bizi sanıyorum ki bugüne çok rahat bir biçimde bağlamış oluyor. Kitaplıklarımızı hem kitaplarımızı saklamak bakımından biriktirme alışkanlığımızı hem onları kendi belirlediğimiz bir düzen içerisinde tutmak bakımından arşivleme alışkanlığımızı hem de güzel durarak çeşitli estetik gayelerimizi gidermeleri için sergileme alışkanlığımızı karşılayacak şekilde kullanıyoruz. Bunların birleşiminde yaptığımız tercihler ise bizim dünya görüşümüzü, zihin yapımızı açığa vuruyor.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakülte Kütüphanesi

Bu üç alışkanlık da doğrudan kitaplıklarla ilgili değil. Sadece, kitaplıklar, bu üç alışkanlığımızı gösterebilmek ve ne kadar eskiye dayandıklarının izini sürebilmek için biçilmiş kaftan bir örneği oluşturuyorlar. Aksi hâlde metinlerin giderek dijitalleştiği ve hatta artık bütün metinlerin dijital manada hüviyetini sürdüreceği ön görülerinin sunulduğu bir çağda yaşayan bizler, neden e-kitaplarımızı raflar şeklinde görünen uygulamalarda toplayacaktık? Niçin kitaptan müteşekkil olsun yahut olmasın, bütün dijital verilerimizi sakladığımız dijital depoları, “ortam kütüphanesi”, “medya kütüphanesi”, “müzik kütüphanesi” diye isimlendirecektik?  

Bu yazının üç çok eski alışkanlığımızı betimlemekten farklı bir ana fikri, ulaştığı bir sonuç olacaksa onun, kitaplar ve kitaplıklarla olan ilişkimizi yüzümüze vuruşu olmasını isterim. Evinizdeki kitaplıklara şöyle bir bakın; onları, kitapları saklamak için bir biriktirme, kitapları düzenlemek için bir arşivleme ve dekor da sağlamak için bir sergileme aracı olarak kullanıyoruz. Fakat günümüzde de sürdürdüğümüz bu alışkanlıkların kökeni için örnek olarak verdiğim dönemlerle aralarındaki paralellikler de gözden kaçmasın isterim.

Çünkü milattan sonra altıncı yüzyılda Çin’de kitaplara bir kutsallık yükleniyordu, Ortaçağ Avrupası’nda kitaplar zincirleniyor ve böylece bir hâkimiyet, otorite sağlanıyordu ve Roma’da ise bütün bir medeniyet dairesinde bu kitaplar bir statü, bir sınıf göstergesi oluyordu. Bugün, kendi şahsımıza münhasır sebeplerimizle kitaplıklarımızı koyduğumuz yerlere göre onlara bir kutsallık yüklüyor, raflarını düzenleyerek onlar aracılığıyla bir otorite ilan ediyor ve kitap olsun, olmasın çeşitli koleksiyon materyallerimizi de kitaplıklarımıza koyarak onları, ziyaretimize gelenler için bir statü simgesi olarak kullanıyoruz.

Sözlerimi, kitaplıklar üzerine bir kitap yazan Lydia Pyne’nin Freud’un meşhur bir sözüne gönderme yaptığı bir alıntısı ile tamamlamak istiyorum:

Bazen bir raf, sadece bir raftır. En azından siz üstüne bir kitap koyuncaya dek.  

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.