Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Puzzle Oyunu
Son güncelleme: 25 Nisan 2014
Geekyapar olarak hafiften hafiften ölmeden önce kesin oynamanız gereken oyunları, tür tür sıralıyoruz, fark ettiniz mi? Hoşumuza da gidiyor, hem bize arşiv, hem de sizinle fikir yarıştırmaya ortam çıkıyor. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en iyi 10 stealth-action oyununu seçtik, en iyi 10 müzik oyununu, en iyi 10 taktiksel rol yapma oyununu, 10 gerçek zamanlı stratejiyi, 10 sıra tabanlı stratejiyi, 10 tycoon oyununu ve 10 arcade yarış oyununu da ekledik. Şimdi ise çekirdek oyuncular için “guilty pleasure” olan, dünyanın diğer tüm oyun oynayan insanları için ise oyun kelimesinin tek karşılığını oluşturan türe geldi sıra. Puzzle oyunları. Evet, buna da el attık.
Geekyapar’ın daimi kriteri yine baki: Her seriden sadece bir oyunu alıyoruz. Ama burada, aynı arcade yarış oyunlarında olduğu gibi yine altı çizilmesi gereken bir ekstra kriter var. Bir oyunu “puzzle oyunu” olarak tanımlarken, şunu kanun belledik: Oyunda asıl yaptığınız şey, bulmaca çözmek olmalı. Bir sorunu ateş ederek çözebiliyorsanız, o oyun puzzle oyunu değildir. Ve bulmaca derken adventure oyunlarında bulunan “Şu balonu şu iple birleştir” tarzı şeylerden bahsetmiyoruz. Oyunun bir ana bulmaca mekaniği olmalı, ve bütün oyun o ana mekanik üzerinden ilerlemeli. Bulmaca türünün tüm alt dalları da kabulümüzdür, fizik bazlı bulmacalar, inşaat bulmacaları, üçünü birleştir tarzı.
Tamam mıyız? Kriterler okey mi? O halde başlayalım.
10. Minesweeper
10. sırayı bir klasiğe devredelim istedik. Minesweeper, ya da Türkçe ismiyle Mayın Tarlası, herhalde hemen hemen herkesin hayatında bir defa oynadığı bir oyun. Böyle bir payeyi ele geçirmek kolay değil, fakat yıllar boyunca Windows içerisinde fiks gelen oyunlardan biri olduysanız ofis saatlerinde vakti geçirmek sizden beklenen bir şeydir. Mayın Tarlası, pek çok puzzle oyunun olduğu gibi, hem basit, hem de kompleks olarak bu işi başardı. Hem işin içinde bir ironi yok mu ya? Microsoft’un yaptığı en popüler oyun ne Halo, ne de Age of Empires, açık ara Minesweeper arkadaş…
9. Bejeweled Blitz
Candy Crush Saga yapımcısı King’in can sıkıcı politikalarıyla gözümüzde düşmüş olabilir, ama zaten listemizde yer vereceğimiz “üçünü birleştir” tarzı oyun hiçbir zaman o olmayacaktı. Biz, kelimenin tam anlamıyla küçük oyunların babası PopCap’in en bağımlılık yapıcı oyunu Bejeweled’dan bildik üçünü birleştir türünü. Ve o serinin Facebook oyunu Bejeweled Blitz, hakikaten eroinden, kokainden daha tehlikeli bir şeydi. Facebook oyunlarının kral olduğu günlerde, insanların birbirlerine küsme sebebiydi bu oyun. “Ya yeter artık Bejeweled Blitz isteği yollama be!”. Telefona geldi, dertler biteceğine azaldı resmen.
8. Picross 3D
Eğer hayatınızda hiç Picross oynamadıysanız, çok şey kaybediyorsunuz. Adı üstünde, çapraz bulmaca (Crosswords) mantığı ile resimleri birleştiren Picross, aslında gazetelerde de bulunan nonogram türü bulmacanın hayata geçmiş haliydi. Japonların çok tuttuğu seri, en sonunda Picross DS olarak Batı’ya geldi ve mest ettiricek denli güzeldi. Ama ne zamanki Nintendo’nun muhteşem stüdyosu HAL Laboratory işe elini attı, işte o zaman ortaya Picross 3D çıktı. Sen Picross’u şahane yapan her şeyi al, üzerine bir de iyice işleri güzelleştiren 3D bulmacalar koy. Saatlerimiz gitti resmen.
7. Armadillo Run
2006 yılında, henüz akıllı telefonlar piyasada niş ürünlerken ve Facebook hayatımızı ele geçirmemişken çıkan bu küçük oyunu pek fazla kişi hatırlamaz. Ama hatırlayanlar, eminiz yukarıdaki resmine bakıp oyuna gömdükleri vakti yad edeceklerdir. O zamanın LEVEL dergisinde demosu verilen oyun, benim hayatıma öyle girmişti. Muhtemelen parasını verip aldığım ilk indie oyun da buydu. Öyle bakmayın, 2006 senesinde büyük bir işti indie oyun almak, ama oyunun temel mekaniği o kadar basit, fakat aynı zamanda bir o kadar da eğlenceliydi ve kafa patlatıcıydı ki, demoyu oynadıktan sonra saniye kaybetmemiştim. Oyunun başındaki uyarıya da ayrı biterim: “Bu oyunun yapımında hiçbir armadillo zarar görmemiştir…”
6. Scribblenauts
Scribblenauts’un yapımcısı 5th Cell, bir önceki oyunları Drawn to Life ile bulmaca türünde farklı bir yaklaşım göstereceklerini kanıtlamıştı aslında. Ama ne kadar farklılaşabileceklerine Scribblenauts’u görene kadar inanmak mümkün olmadı. Scribblenauts’un ilk oyunu belki de serinin en kolay oyunudur (bir Cthulhu genelde her problemi çözüyordu) ama ilk elimize alıp, aklımıza gelen her şeyi yazdığımızda hissettiklerimizi inanın çok az oyun hissettirdi. Mesele bulmacaları çözmek değildi aslında, mesele bulmacaları çözerken hayal gücünü zorlamaktı. Tamam, ben bir Cthulhu yaratıp her şeyi iç edebilirim, ama acaba merak ediyorum, bir çakmak ve bir kutu benzinle de sonuca gidebilir miyim?
5. World of Goo
Şimdilerde iOS ve Android’de de bulunabiliyor World of Goo, fakat çıktığında, sadece Wii ve PC için piyasaya sürülmüştü. Bilmiyorum şimdi inanasınız gelir mi ama, iki platform için de piyasaya sürülen en ilginç oyundu. Wii’de Wiimote’un yardımıyla yağ gibi akıcı bir oynanışa sahipti, PC’de de mouse baya iş görüyordu. Dokunmatik ekran ise onun zirvesi oldu. World of Goo’nun temel mekaniği iyiydi, ama sanıyoruz ki oyunun görsel tarzı, eğlenceli atmosferiydi bizi yakalayan. O küçük goo’cuklar ne tatlıydı yarabbim!
4. Puzzle Quest: Challenge of the Warlords
Oy, oy oy… Puzzle Quest serisi şimdi hemen hemen her mümkün evrene yamandı, en son Iron Man’leri falan birleştiriyor, bir şeyler yapıyordu. Aşağı yukarı aynı mantığa sahip Pokemon oyunları da yapıldı. Ama Challenge of the Warlords’un gönlümüzdeki tahtını hiçbiri deviremedi. DS ve PSP’de başladığı yolculuğuna ve açıkçası dürüst olalım, oyun mobil platformlar için yapıldı sanmıştık. Fakat sonra aynı sene PC, PS2, Xbox 360 ve Wii’ye de geldi. Hatta sonra PS3’e de çıktı ve her birinde de mükemmeldi. Üçünü birleştir türünü bir rol yapma oyunuyla birleştirmek kimin aklına geldiyse o adama madalya vermek lazım. Zira ortaya çıkan şey tadından yenmiyordu.
3. Lemmings
Rockstar North, Rockstar North olmazdan önce İskoça köylüklerinde DMA Design’dı. Belki rahatsızdı, belki rahattı. Bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular, çünkü DMA Design’ın en popüler oyunu Lemmings, onları bir dünya yıldızı yapmıştı. Evet, Rockstar North ekibi firma ve isim değiştirmeden, sokak suçlarıyla ilgilenmeden evvel bu eşsiz bulmaca oyunuyla biliniyordu. Hafif strateji ögeleri de vardı, ama özünde yerleşik duran Lemming mekaniği, gerçekten de kafa patlattırıyordu insana. Şirin Lemming çizimleri seneler geçse de oyunun yaşlanmamasını sağladı. Oyunun seneler sonra çıkan PSP sürümünün hemen hemen aynı oyun oluşu buna delalettir zaten.
2. Tetris
Ne? Bir dakika, en iyi puzzle oyunlarını sıralıyoruz ve Tetris iki numarada mı? Evet, sakin olun, zaten bir numaraya bakıp geldiniz, biliyorum. Sebeplerini orada açıklayacağım zaten, ama önce şunu söyleyeyim: Tetris bence gelmiş geçmiş en iyi oyundur. Evet, bunu kendisini ikinci sıraya koyduğum bir top 10 yazısında yazıyorum. Oyunun kalitesi önemli değil, burada zaten spesifik bir Tetris versiyonundan da konuşmuyorum (ama bence en iyisi DS uyarlamasıdır). Tetris kadar istisnasız, oyuncu ya da oyunla alakasız herkesin oynadığı tek bir oyun daha var mı? Şöyle sorayım: Tetris oynamayan tanıdığınız var mı? Eğer son elli yıl içerisinde doğduysa, Tetris diyince aklına bir şey gelmeyen tanıdığınız var mı? Biz küçükken bütün mobil konsollara, çakma ya da orijinal, Tetris deniyordu. Evet, bütün bunlar doğru, ama yine de gelmiş geçmiş en iyi puzzle oyunu Tetris değil. Gelmiş geçmiş en iyi puzzle oyunu…
1. Portal
Evet, Portal. Ya ne olacaktı? Tamamen The Orange Box’ın içerisinde bir eşantiyon olarak gelen Portal, bugün o kutunun içerisindeki diğer tüm oyunlardan daha popüler ve daha iyi anılıyor. Episode 2’nin sonu 10 senedir bir yere bağlanmadığından kendisini muhabbetle anmıyoruz. Team Fortress 2’de kendini şapkalara teslim edeli çok uzun zaman oldu. Ama Portal, hala esprileriyle, diyaloglarıyla, bulmacalarıyla efsane olmayı sürdürüyor. Portal 2’nin muhteşemliğinin bunda payı var. Ama şu gerçek de var, Portal 1’in inanılmaz bulmaca sistemi olmasaydı, sadece Portal 2 değil, birinci kişi kamerasından oynanan pek çok bulmaca oyunu hayatta olmazdı. O portal mekaniği resmen yapımcıların zihninde bir ateş yaktı. Ve bizim de kısa, küçük çaplı oyunlara olan beklentilerimizi tavana çıkarttırdı. Artık küçük çaplı oyunlarda dahiyane bir fikir olmalı, yoksa da sabaha kadar rafine edilmiş olursa olsun, def olup gitmeleri çabucak sağlanmalıydı.
Yani en nihayetinde diyorum ki, kek aslında yalan değildi.
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)









Yorum Yap