Geçtiğimiz günlerde Erzurum’da insanlar toplanıp, dağlık alanda toprağa ekmek bıraktılar, dualar ettiler. Haberi duymayanınız yoktur herhalde diyerek bu kısmı kısa kesiyorum. Doğrudan haberi duymadıysanız bile bu haberin ardından yorumlar yapan aşırı zeki insanlar sayesinde olaya rast gelmişsinizdir. Her konuda gülümseyecek bir neden bulabilenleri ve gerçekten şakalaşanları kesinlikle tenzih ederek, geride kalan çoğunluktaki bu aşırı zeki insanların zekâsına zekâ katmak amacıyla bir yazı yazmak istedim. Aslında bu aşırı zeki insanları yönlendiren, gazetelerin attıkları manşetlerdi, bunu birçok kişi de ifade etti zaten, tekrarlamaya gerek yok. Ama biz biraz bilgilerimizi paylaşabilir, bu konuyu tartışabiliriz.

Pek çok farklı yerden duymuş olacağınızı düşündüğüm gibi yapılan eylem, uzun yıllardır süren bir geleneğin devamı niteliğinde idi. Depremlerden veya daha genel olarak felaketlerden korunmak için bu eylemin gerçekleştirildiğini söylemek, açıp baksak çok fazla da yanlış değil ancak birikimli gelen ekolojik bilgiyi buraya indirgemenin, bir de üzerine bunu aşağılamanın en hafif tabiri yanlış olur. Şimdi beş maddede, bu yanlışın nedenine bakalım.

1.Geleneksel Ekolojik Bilgi

Yaşlı insanlar, ruh dünyasındaki tahribatın doğanın dengesini bozduğundan söz ederler.

Bizler dünyaya gelmeden önce yaşamış olan, bugünkü bilgilerimizi toplumsal belleğe katmış olan, bugün de hâlâ bu bilgileri aktarmakta olan geleneksel toplumlar, doğa ile aralarında bir akrabalık ilişkisi olduğuna inanırlar. Bugün evrimin ışığında aslında az çok benzer şeyleri söylüyoruz ama geleneksel toplumlardan bahsettiğimizde bu akrabalık bağı biraz daha “görünmez” bir bağ ve sadece hayvanları, bitkileri yahut genel olarak canlıları kapsamıyor. Doğanın içerisinde yer alan her unsur, bu bağ ile birbirine bağlıdır.

Şehir hayatının ve uzay çağının modern toplumları gibi tüketmeyi amaçlamayan ve her türlü materyale kendine dönük tek taraflı bir faydacılık gütmeyen geleneksel toplumlar için doğa ile insan ilişkisi; eşitlik, uyum ve dengeye dayanıyor. Çünkü bu denge bozulursa büyük tehlikeler ortaya çıkabilir ve dünya kıyametine sürüklenebilir. Bu nedenle de bilinçli olarak doğadan sağlayacakları faydayı doğaya zarar vermeden, dengeyi ve uyumu bozmadan elde etmeye çalışırlar.

Doğaya zarar vermemek veya dengeyi kurmak, kestiğin ağaç kadar yenisini de dikmek gibi eylemlerle ilgili değil; zihin yapısı ile bağlantılı. İlkinin bu bilgi içerisinde yeri yok zaten. Yüzyıllar boyunca insanlar zihinlerini, kendi devamlılıklarının doğanın devamlılığından ayrılamayacağı bilinciyle şekillendirmişler, bilinçaltına işlemişler. Bu zihin yapısının bir yansıması olarak da doğaya zarar vermemeyi, denge ve uyumu bozmamayı yasaklar, tabular, kurallarla; inançla, imanla, ritüellerle garanti altına almışlar. Bugün çoğunun hor gördüğü doğaya ekmek bırakma eylemi ve daha nicesi, bunca tahribata rağmen hiç değilse bazı insanların belleğinde korunmuş olan böyle bir bilincin devam ettiğini, bağıra bağıra gösteriyor.

2. Adak Adamak ve Çeşitli Diğer Pratikler

Doğayla olan bağlarının bilincinde olan insanlar, doğrudan, doğaya olan borçlarının da farkında oluyorlar. Bir önceki maddede açıkladığım gibi, bahsettiğimiz sadece bugünkü biyolojik tasavvurumuzdaki canlılar değil, bütün bir doğa. Doğadaki her varlık canlıdır, hepsinin bir ruhu vardır ve hepsi en az insan kadar kıymetlidir.

Borçların ödenmesi için dağları, ağaçları ve diğer varlıkları, onları kendileri gibi görerek veya bazen borcu verdikleri için kendilerinden de çok koruyucu gibi görerek bu varlıkları kutsarlar. Toprağı, güneşi, suyu bereketin kaynağı olarak görürler. Bunlar bir yandan insanların yaşadığı yerlerin sınırlarını belirlemekte etkili olurlar, bir yandan da insanların manevi deneyimlerine –mesela doğaüstü varlıklarla olan ilişkilerine- kaynak veya aracı olurlar. Şamanlar göğün katlarına yükselmek için kazlara binerler, kötülüklerden korunmak için bazı hayvanlar kurban edilir veya bazı isteklere ulaşmak için ağaçlara dilekler dilenir.

Az önce verdiğim örnekleri ve daha fazlasını hâlâ gerçekleştiriyoruz. Ülkenin her beldesinde bir tane çaput bağlamalık dilek ağacı bulursunuz, yılın belirli bir noktasında kurban bayramı gelir. Bunlar sizin için çok banal ise şükran günlerini izlediğiniz dizilerin sezon arasına girdikleri zamanlardan takip edersiniz. Ha, benim için hepsi banal diyenler varsa bir sonraki başlığa da onlar baksınlar.

3. Vicdan ve Merhamet

İnanç, animizm, ritüel ve borç ödemenin arkasında, bir de insan olmanın gerekliliği var. Komşusu açken tok yatmamak güzel, yarın Hakk’ın divanında hakkın alır karınca güzel; yetimi giydirmek sosyal devletin sorumluluğu, sokakta kalan kedi, köpek dostlarımız için bir kap su bırakmak hepimizin.

Yalnız, bunun ismi kutup ayıları çok yalnız olunca bir farklı, taraftar grupları ormanlarda hayvan barınakları yapınca bir farklı; esnaftan birkaç kişi toparlanıp doğaya yiyecek bırakınca bir farklı oluyor değil mi? E ama birisi somut bir yardımlaşma çalışması, diğerinde dua falan etmişler. Batıl, bilimsellikten uzak uygulamalar bunlar değil mi? Bakalım öyle miymiş?

 4. Sebep – Sonuç İlişkisi

Giriş kısmında olay için atılan “afetlerden korunmak için” şeklindeki başlıkların, özelde yaşanan olayın bağlamı haricinde yanlış olmadıklarını ancak indirgeyici ve ön yargıya yönlendirici olduklarını söyledim. Evet, bir madde önce de dediğim gibi insanlar başlarına gelen kötülüklerden korunmak için ya da başlarına iyi şeylerin gelmesi için doğaüstü çözümler arayıp, bilimsel düşüncede yeri olmayan şekillerde yardımlar isteyebiliyorlar.

Ancak bu, bugün bir apartman dairesinde oturup akıllı cep telefonundan haberleri okuyan bizlerin nazarıyla böyle. Bizim dışımızdakiler için ise afetlerden korunmak için doğaya yapılan her yatırım, basbayağı somut, elle tutulur ve mantıklı bir afet önleme çabası. Ağaçları keserseniz heyelanlar olur, kaynaklara atık dökerseniz içme suyunuz kalmaz, yazın köye gidince beslediğiniz hayvanları kışın yanınızda götürmez ve doğaya terk ederseniz de ya birbirlerine ya da diğer insanlara saldırırlar. İki tarafa da çıkar sağlayan bir ilişki bu; ineğini otlatırsan süt ve et alırsın, köpeğini beslersen sürüyü kollar.

Kendi imkânları dâhilinde baraj dikecek teknolojisi olmayan insanların bunun yerine suya kutsallık yükleyip, fazla harcayanın çarpılacağına dair hikâyeler anlatıyor olmaları, haksız olduklarını göstermez. Aç kalan, eziyet çeken hayvanların âhı tuttuğu için yangınların çıktığına inanmaları da.  Bu son dediğim için özellikle İstanbul’da bir dönem toplatılıp adalara gönderilen köpeklerin hikâyesini bir okuyun. Sonrasında durumun psikolojik olduğuna karar verebilirsiniz pek tabii ama bu da o zamandan bu zamana İstanbul halkının hayvanlara daha iyi imkânlar sağlamaya çalıştığı gerçeğini değiştirmez. Bir musibet bin nasihatten iyidir.

5. İşimize Yarıyor

Kültürel bellekte ve güncel yaşamda varlığını sürdüren hiçbir etkinlik yoktur ki bir işlevi olmasın. Körü körüne bir bağnazlıkla yapılıyor olduğundan emin olduğunuz şeylerin bile iyi veya kötü belirli işlevleri vardır. Tam konusu üzerine geldi, şurada toprakla ilgili inançların işlevlerinden bahsettiğimiz bir yazımız var.

Bu işlev, önceki başlıklarda açıklamaya çalıştığımız gibi denge ve uyumu sağlamak da olabilir,  belirli bir fayda elde etmek için çabalamak da.  İlla maddi fayda olmasına da hiç gerek yok, umutsuz zamanlar için bir umut ışığı sağlamaktan daha büyük işlev mi olur? İnsanlar birbirlerine destek olmak için sivil toplum örgütleri kuruyorlar, haklarını aramak için yürüyüşler düzenliyorlar, olumsuzlukları protesto etmek için boykotlara katılıyorlar veya bir bağımlılıktan kurtulmak için haftada bir gün bir odada toplanıp dertleşiyorlar. Bu insanları garipsemiyor isek kendi endişelerine bir çözüm yolu bulmak amacıyla bir tarlanın ortasına ekmek bırakıp dua eden insanları da garipsememeliyiz.

Velhasılıkelam gündemimizi bayağı bir meşgul eden bu olayın arkasında pek çok sebep var. Aslına bakarsanız bu olay da müstakil değil, sadece şu an haber olduğu için bunun üzerine konuşuyoruz. Yoksa “yerin hakkını vermek” için kalan şişede kalan birkaç yudumu ağaç köklerine dökenlerimiz, ateşi söndürmek için su kullanmayıp kendi kendisine sönmesini bekleyenlerimiz, yaktığı mangaldan çevredekilere ikram edenlerimiz ve daha nicesi, çok da farklı bir şey yapmıyorlar.

Bugün özellikle çevresel farkındalık veya aktivizm adı altında yaptığımız pek çok bilinçli eylemden kat kat fazlası, geleneksel bilgimizde yaşıyor. Birini destekleyip diğerini reddetmek bir çözüm yolu değil. Bunu bir çözüm yolu olarak görmeye başlarsak işte böyle “Okullarda matematiğin yanından değerler eğitimi de verilsin” diye ya da “Finlandiya’da eğitim sistemi ne güzel, ilkokul çocuklarına toprak işlemeyi öğretiyorlar” diye söylenip dururuz.

Yapılan eylemin somut sonuçlar getirip getirmeyeceği veya yapılıp yapılmamasının somut gerekliliği üzerine tartışabiliriz. Bu bilgiyi aktarmak için illa “inanç” çerçevesinde uygulamalara bağlı kalmamak gerektiğini de aynı şekilde. Ancak burada önemli noktanın, neden böyle bir şeye ihtiyaç duyulduğu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden eylemin arkasında olan sebepleri açıklamaya çalıştım zaten.

Hepsi için konuşamam ama geleneksel düşünce diye hor gördüğümüz ve cahillikle suçladığımız insanlar, yaşadığı dünyayı gelecek nesillere güzel bir şekilde bırakmak isteyen hiç kimseden farklı bir şey yapmıyorlar. Ama farklı yaptıkları veya farklı oldukları bir şey var, söylemeden geçmeyeceğim. Geleneksel ekolojik bilgiye sahip toplumlar “farkındalık” çalışmalarını, gayriihtiyarî yapıyorlar. Onlar, modern apartman dairelerinde sıkışmış, ister istemez arzulama, sahip olma ve hızlı tüketme üçgeninden sıyrılarak merhamet göstermek isteyen vicdan sahibi bizler gibi “Doğaya zarar vermeyi bırakmamız lazım” demiyorlar. Doğayla eşit ve bir olduğunu kabul etmek, “Bunu doğaya yapamam” değil, “Bunu doğaya yapmam” demeyi gerektiriyor çünkü. Yapamam ile yapmam arasında da evet, büyük bir fark var. Hepimize bu ekolojik tasavvurdan, biraz da olsa diliyorum. Belki derdimize çare, bir çiçektir.

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

1 Yorum

  1. Harika bir yazı olmuş. Bu bakış açısı ile fikirlerin aynı kaynağa ve amaca hizmet ettiğini okumak keyifli oldu benim için . Eline gönlüne sağlık.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.