İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Anime 23 dk okuma

Miyazaki: Kimliğin, Hiyerarşilerin ve Japon Değerlerinin Dekonstrüksiyonu

Merve Çay
Miyazaki: Kimliğin, Hiyerarşilerin ve Japon Değerlerinin Dekonstrüksiyonu

Son güncelleme: 22 Ocak 2020

Benim ne kurt ne de insan olabilen sefil, çirkin ve güzel kızım.

Moro – Mononoke Hime

Genel “dönem filmlerinin” aksine bu filmde çok az samuray, köylü ya da feodal lord var. Bu, tarihin sahnesinde görünmeyenlerin ana karakter olduğu bir film. Bu, tarihin kenarında köşesinde kalmışlara, marjinallere ait bir film.

Hayao Miyazaki

Miyazaki: Kimliğin, Hiyerarşilerin ve Japon Değerlerinin Dekonstrüksiyonu

Kültürel Olgu Olarak Anime

Anime, popüler kültürün bir elemanı olarak Zen, Haiku (Japon şiir türü), Ukiyo-E (tahta basma kalıp resimleri) gibi Japon kültürünün geleneksel sanat dalları kadar ciddiye alınabilir mi bilinmez ama kendinden önceki yüksek kültür geleneklerinden etkilendiğini ve kitle kültürü elemanı olmasından dolayı da çok daha geniş bir zümreye ulaştığını kabul edebiliriz.

Beslendiği mangalar gibi animelerin de sadece kitle tüketimine yönelik eserlerden ibaret olduğu önyargısı oldukça geniş fakat son yıllarda anime ve manga üzerine akademik çevrelerde yapılan incelemelerin artması entellektüel açıdan ilginç bir sanat dalı olarak kabul edildiğini, estetik ve sosyolojik açıdan da “kültürel olgu” olarak görülebileceğini gösteriyor.[1] Genellikle belli bir kitle tarafından takip edilmekteyken hitap ettiği kesimin sadece çocuklar olmadığı düşüncesi, 90’larda sinemalarda yayımlanan Akira ve Ghost in the Shell anime filmleriyle değişmeye başlamıştı, 2001’de ise Hayao Miyazaki’nin Spirited Away ile Oscar kazanmasıyla uluslararası bilinirliği de zirveye ulaştı.

Hayao Miyazaki ve Yamuk Bakış

Japonya’nın en ünlü anime yönetmenlerinden biri olan Miyazaki, yarattığı dünyaların ve karakterlerin zengin ayrıntıları dışında eserlerinin çok katmanlı yapısı nedeniyle de oldukça önem arzediyor. Miyazaki’yi diğer yönetmenlerden ayıran en büyük özelliği ise filmlerinin ana kahramanları olan shojo (genç kız) karakterlerinin çocukluktan olgunlaşmaya doğru ilerleyen yolculuklarında; bağımsız, cesur ve sorgulayan kişiliklere sahip olmaları. Bu sebepledir ki Miyazaki’nin shojo karakterleri, mevcut animeler içinde başkalarına oldukça bağımlı ve pasif gösterilen, kendi kimliğini bulma telaşındaki shojo karakterlerden oldukça farklılaşır.

Miyazaki’nin eserlerinde öne çıkan bir diğer unsur da, doğa ve uygarlık arasında süregelen denge/dengesizlik ilişkisi. Kendi etik bakış açısı içinde hikayelerini öğretici bir şekilde kurgulasa da “imgelerinin olağanüstü güzelliği, insanı anında cezbeden bir “Öteki” dünya yaratır ve vizyonundaki diğer öğretici unsurları yumuşatır … bu vizyon sadece “neyin yitirildiği” ile ilgili değil, aynı zamanda da bir zamanlar neyin olmuş olabileceği ile ilgilidir.” Yitirilenin ne olduğu sorusuna verilen cevap ise “insanlar tarafından ele geçirilmemiş ve insan olmayan “Öteki” kimliği” içindeki doğadır. Neyin olmuş olabileceğine verilen cevap ise Mononoke Hime filminde gördüğümüz “doğanın hala bağımsız güç taşıdığı dünyalardır.”[2]

Miyazaki, 1997 senesinde vizyona giren Mononoke Hime animesinde toplumsal olarak kabul edilmiş normları sorunsallaştırırken, bu sorunlar üzerinden ele aldığı karşıtlıklıkları norm dışı betimleyerek mevcut “Japon Değerleri”ni eleştirir. Japon toplumunun kendini çoktan belli bir yere yerleştirdiği kimlik ideolojilerine ve Doğa/Uygarlık, Kentleşme; Kami(Tanrı)/İnsan, Hayvan/İnsan, Kadın/Erkek gibi dikotomilere yamuk bakarak, normların aslında kendi içinde yarattığı sağlam olmayan temelleri göz önüne çıkarmaya çalışır. Yapılmaya çalışılan ise mevcut hiyerarşiler içinde bir yabancılaşma ve yaratılan olası kimlik, tarih kurguları içinde Japon değerlerinin zaten kendi içinde yarattığı varyasyonları izleyiciye göstererek genel normları sorgulama ortamının yaratılmasıdır. Bu açıdan Miyazaki, Japon değerlerini dekonstrüksiyona uğratılacak bir metin olarak ele alıp, karşıtlıkların “birbirlerinin altını oyduklarını gösterir”.[3]

Hazırladığı proje planında Miyazaki, “insanlığın değişmeyen doğası ve Muromachi döneminin karışık ortamını -ortaçağa özgü çerçeveyi yıkarak- 21. yüzyıla yaklaşırken içinde bulunduğumuz dönemin kargaşası ile üst üste bindirmek” istediğini yazar. Bu hayat dolu, macera ve dramada iki konu birbiri içinde işlemektedir. Yatayda, Kami‘ler (Shinto Tanrıları)[4] ile orman ruhlarının insanlarla mücadelesi; dikeyde ise kurtlar tarafından yetiştirilmiş, korkusuz bir savaşçı olan ve insanları hor gören kız (shojo) karakter ile üzerindeki ölümcül lanetten kurtulmaya çalışan bir oğlanın tanışmalarıdır. Bu tanışma kurtuluşa giden yoldaki ilk aşamadır.[5]

Filmin ele alındığı tarihsel dönem olan Muromachi dönemi ise Ashikaga Japonyası (1392-1573) içinde olup 1333 ile 1603 yılları arasını kapsar. Çin ile ticaretin oldukça arttığı bu dönemde, Japonya kültürel olarak da Çin’den etkilenmiş. Budizm yayılmış, ülkedeki Zen rahipleri Japonya’nın ilk büyük tiyatro şekli olan Noh (yetenek) tiyatrosunun ortaya çıkmasında oldukça etkili olmuşlar. Kültürel gelişmeler ise çoğunlukla sanatın ve “Budizmin patronları” olan Shogunlar ile saray çevresindeki askeri ve sivil kaynaklardan kaynaklanmış.[6] Bu sebeple genelde bu dönemi işleyen diğer filmler; Feodal lordları, sarayları, samurayları övmektedir. Zen bahçeleri gibi evcilleşmiş insan yaratımı ortamlar yerine Miyazaki, filmini tekinsiz ormanlarda ele alır. Proje planında bu dönemi özellikle seçtiğinden bahseden Miyazaki resmi tarihten farklı olarak son on yılda ortaya çıkan bilgiler ışığında, kabul gören klişelerin aksine bu dönemde sosyal yapı içinde değişkenliğin ve düzensizliğin hakim olduğunu; bulunan kadın zanaatkar resimlerine dayanarak da toplumun çok daha açık görüşlü olduğunu ve ölümle yaşam arasındaki çizginin günümüzdekinden çok daha belirgin olduğunu söyler.[7]

Mononoke Hime: Öteki‘ne Dair

Film puslu dağ görüntüleri eşliğinde, “Eskiden bu ülke, içinde ezelden beri Tanrıların yaşadığı kuytu ormanlarla kaplıydı” sözleriyle başlar.[8] Fakat alışılmış, insanlar tarafından evcilleştirilmiş orman görüntülerinin aksine tekinsiz bir ortam gösterilmektedir. Ormanda hızla ilerleyen ve göremediğimiz bir şey yaklaşmaktadır. Film boyunca pek çok kez gördüğümüz orman görüntüleri, sığınma alanlarından çok direniş alanlarına dönüşecektir.

Ardından filmin erkek karakteri Ashitaka karşımıza çıkar. Köyüne yaklaşırken, ormandan çıkan ve köyüne saldıran kötü ruhlu yaratıkla karşılaşan Ashitaka, yaratığı öldürür fakat onun tarafından lanetlenir. Köyün bilge yaşlısı, yaratığın Tatarigami tarafından lanetlenmiş bir Yaban Domuzu Kami‘si olduğunu söyler. Ashitaka, üzerindeki laneti kaldırmak için köyden ayrılarak Tatarigami’nin geldiği batı topraklarına gitmek zorundadır. Yaşlıların önünde saç topuzunu keser ve köyden ayrılır.[9] Bu ilk Kami/İnsan karşılaşmasında Ashitaka, Kami‘lere saygılı fakat köyünü korumak için kötü ruhlu bir yaratığa dönüşmüş olan Tatarigami’yi öldürmek zorunda kalan biri olmasına rağmen klişe, hetero kurtarıcı erkek imgesini akıllara getirir. Tatarigami’nin bedeninden çıkan demir bir top ise onun akıllı ve kutsal Tanrı kimliği yerine kötü ruhlu bir yaratığa dönüşmesinin nedeni gibi gözükmektedir. Nefret yüzünden lanetlenen Tatarigami gibi olmaması için köyün bilgesi, Ashitaka’ya nefretten bulanmamış gözlerle hayata bakmasını tembihler.

1

Ashitaka’nın hetero kurtarıcı erkek karakterini ilk bozan Miyazaki’nin notlarından da gördüğümüz gibi Japon tarihinde Emishi diye bilinen bir ırkın soyundan gelmesidir.[10] Emishi’ler (etnik Japon olmayan bir ırk) Yamato rejimi sırasında neredeyse tamamen yok edilmiştir. Günümüzde Japonya’da çok az sayıda bulunan Ainu ırkının Emishi’lere dayandığı söylenmektedir. Hem azınlık olması hem de Japon olmaması onu öteki kılan etkendir. Etnik kültürü ve neredeyse yok olmuş bir ırkın temsilcisi olarak Kadın/Erkek, İnsan/Kami dikotomileri sayesinde yaratılmış hiyerarşi ilk olarak bu şekilde bozulur. Şekil 1’den de anlaşılacağı gibi Ashitaka’nın esmer teni onun Japonya’daki etnik kökenini gösteren özelliklerden biridir.

Batıya ilerleyen Ashitaka, ulu orman ruhu Shishigami’nin (Geyik Kami‘si) laneti için yardımcı olabileceğini söyleyen Jiko-bō isminde gezgin bir rahiple tanışır. Ashitaka, Shishigami’nin ormanına yaklaşırken yakınlarda Lady Eboshi’nin liderliğinde ilerlemekte olan silahlı bir grup, kurtların ve San isminde kurtlara binen bir kızın saldırısına uğrar. Lady Eboshi, Moro ismindeki Kurt Kami‘sini tüfeğiyle yaralamıştır. Daha sonra, Ashitaka yolunun üstünde yaralı iki kişiyi bulur ve onları tedavi eder. Duyduğu bir ses üzerine nehre yaklaşan Ashitaka orada Moro ve San ile karşılaşır. Yaralı Moro’nun yarasından akan kanı emip tüküren San’ı izleyen Ashitaka, Moro tarafından görülür ve ortaya çıkar. Kurtlar ve San, kendini tanıtan Ashitaka’yı  gözmezden gelir ve oradan ayrılır.

Kurtlar tarafından yetiştirilmiş San karakteri hem kadın hem de vahşi görünümü ile Kami ve insan dikotomisi içinde Ashitaka’nın oluşturduğu karşıtlıktan farklı bir yere oturur. Miyazaki bu sayede Kadın/Erkek dikotomisi içine Vahşi/Uygar dikotomisini de katar ve San’ı da ötekileştirir. San karakterini yaratırken tarih öncesi Jōmon döneminin (MÖ.14500-MÖ.300) kil figürlerinden yararlanan Miyazaki, Doğa/İnsan dikotomisi içinde dengenin kurulu olduğuna inandığı bir dönemin insanını örnek almıştır.

2

Kurtardığı yaralılarla Shishigami’nin ormanına girmekte olan Ashitaka’nın karşısına Kodama isimli ağaç ruhları çıkar. Bu ruhlar ormanın ne kadar sağlıklı olduğunu gösterir. Yaralılardan biri olan Kouroku, Kodama’lardan korkar ve lordlarını yani Shishigami’yi getirmeye gideceklerini söyler. Ashitaka ise oldukça rahat bir şekilde korkulacak bir şey olmadığını açıklarken Doğa/İnsan dikotomisi içinde doğaya modern insanın olduğundan çok daha yakın olduğunu gösterir. Ormanın içinden geçerek Kouroku’nun yaşadığı Tataraba’ya (demir kasabası) geldiklerinde, kasabanın yerlileri ormandan çıkanların insan olduğuna başta inanamazlar. Tekinsiz sayılan ormandan çıkanların ölümden tekrar hayata dönenler olduğunu sanarlar.

3

Tataraba, Lady Eboshi’nin yönetimde olan, kadınların demir üretiminde çalıştığı, erkeklerin ise kasabalar arasında yiyecek ve demir taşıyarak iş bölümü yaptığı bir yerdir. Kasabanın yerlileri, sosyal sınıflar içinde marjinal sayılabilecek hatta dışlanmış diyebileceğimiz insanlardır. Özelllikle silah üretimi için çalışanlar, Lady Eboshi’nin onlara hayatta bir şans daha verdiğini söyleyen cüzzamlılardır. Kasabayı ilk gördüğümüz andan itibaren Kadın/Erkek dikotomisi içinde alışık olduğumuz hiyerarşi de yok edilir. Ayrıca Tataraba çevresindeki ormanın demir tozu için kesilmesi ve suyun demirin topraktan ayrılmasında kirletilmesiyle de, Miyazaki diğer filmlerinde de çokça öne çıkardığı Doğa/Sanayileşme ikiliğini ortaya koyar. Ayrıca kasaba halkının, liderleri Lady Eboshi’ye olan sevgi ve saygısını da öne çıkararak, sanayileşerek doğayı yok eden insanın klişe gösterimini de sorgular. Modern insanın bir metaforu olarak Tataraba halkı ve Lady Eboshi yaşamak için ilerlemek zorundadır ve iyi/kötü dikotomisi içinde basitçe kötü diyebileceğimiz bir tasvirle sunulmamışlardır. Lady Eboshi, hiçbir erkeğin desteğine ihtiyaç duymadan, herşeyin kontrolünü elinde tutarak ormana karşı savaşta insanlarını askeri anlamda da yönetir ve bir nevi devrimci lider rolü oynar.

4

Lady Eboshi, filmde teknoloji ve kültürü simgeler. Fakat erkek olarak tasarlansaydı, klasik tiplemeler içinde mazlum doğaya karşı zalim bir karakter olmaktan öteye gidemeyecek, film de başka bir klişe olarak kabul edebileceğimiz sanayileşmeyi, teknolojiyi ve silahları şeytani gösterme yolunu seçmiş gibi gözükecekti. Oysa Eboshi’yi incelediğimizde ormana karşı yaptığı saldırılarda bile halkını koruma ihtiyacını görürüz. Lady Eboshi’yi ormana zarar verdiği için öldürmek isteyen San ve ormandaki Kami’ler kadar, silah üreten bu insanların da yaşamaya hakkı olduğunu gösterir Miyazaki. Her ne kadar kötü imgesi dışına yerleştirilse de Tatara halkının sanayileşirken doğa ile ilişkisi, modern dönem insanına getirilen bir eleştiri gibidir çünkü halk doğayla birlikte yaşama çözümleri aramak yerine onu yok etmeyi seçmiştir.

5

Lady Eboshi’nin Kadın/Erkek ikiliği içinde lider vasfıyla norm dışı bir yerde bulunmasının yanında, Miyazaki Eboshi’yi özellikle güzelliği ve kimono giymesi ile öne çıkararak ayrı bir eleştiri daha getirir. Japon magazin dergilerinde çokça görülen, mevcut Japon estetiğinin önemli bir parçası olan fotoğraflara da bu sayede gönderme yapar. Çünkü bu mankenler doğa içinde kimono ile poz verirken “Japon kadınının doğa ile ne kadar uyumlu olduğu”nu göstermektedir.[11]

Kasabaya Lady Eboshi’yi öldürmek için gelen San’ın saldırısını ikisi de yaralanmadan durduran Ashitaka, San’ı ve Lady Eboshi’yi bayıltır. Ashitaka, köyünün yaşlı bilgesinin söylediği gibi, nefretle bulanmamış gözlerle hayata bakmaya çalışmakta ve hikayenin bir de orman tarafını görmek istemektedir. San’ı yanına alarak kasabadan çıkarken ise vurulur. Ormanda giderken kendine gelen San, yaptıklarından ve insan olmasından dolayı Ashitaka’yı öldürmek ister fakat tereddüt eder ve yapamaz. Bu sebeple ölümcül yara almış olan Ashitaka’yı Shishigami’nin ormanında kutsal sayılan bir yere götürür ve Ashitaka’nın hayatının sona erip ermeyeceği üzerine olan seçimi Shishigami’ye bırakır. Shishigami, Ashitaka’nın yarasını iyileştirir fakat Tatarigami’den aldığı laneti iyileştirmez.

6

Daha sonra Lady Eboshi’nin köyü ile samuraylar arasında bir savaş görülür. Suyla işlenen demir tozu nehri kirletmekte ve Tataraba kasabasının bulunduğu dağın eteklerinde pirinç yetiştiren köylüler için ölümcül sonuçlara sebep olmaktadır. Bu savaş boyunca dağda gizlenen bir grup asker ve başlarında Jiko-bō görülür. Gezgin bir rahip yerine paralı asker olduğu anlaşılan Jiko-bō, Kami‘lerin başının uzun ömür ve sağlık verdiği üzerine süregelen efsane sebebiyle Shishigami’nin başını keserek imparatora götürmekle görevlidir. Jiko-bō, Lady Eboshi’yi samuraylarla savaşmak yerine imparatorun isteği ile Kami‘leri öldürmek için ormana çağırır. Kasabasındaki kadınların savaşarak kendilerini koruyabileceğini bilen Lady Eboshi Kami‘lerden kurtulmak için bu teklifi kabul eder. Bu olaylardan habersiz fakat eş zamanlı bir şekilde ormanda toplanan yaban domuzları Jiko-bō ve grubuna saldırır ve çoğu öldürülür.

Başka bir yöreden gelen yaban domuzlarının Kami‘si Okkoto aldığı kurşun yaraları ve insanlara olan nefreti yüzünden lanetlenerek Tatarigami gibi kötü ruhlu bir yaratığa dönüşür. Okkoto’ya yardım etmeye çalışan San lanetle kaplanarak kendinden geçer. Son gücünü Lady Eboshi için saklayan ve yaralı olan Moro ise son nefeslerini San’ı lanetlenmiş Okkoto’dan kurtarmak için kullanır. Lanet yüzünden artık konuşamayan ve basit bir yaban domuzundan farkı kalmayan Okkoto, bu sırada ortaya çıkan Shishigami tarafından öldürülür.

Kenarda bekleyen Lady Eboshi tarafından Okkoto’ya yaklaşırken vurulan Shishigami ölmemiştir. Okkoto’nun canının alındığını gören insanlar ise şaşırarak Shishigami’nin öldürebildiğini ilk defa görürler ve Shishigami’nin hem yaşamın hem de ölümün üzerinde gücü olan bir Kami olduğu anlaşılır. Daha sonra Moro’nun da öldüğünü görürüz.

7

Gece gelmiştir ve Shishigami’nin, geceleri Daidarabotchi’ye yani devasa gece hayaletine dönüşümü görülür. Harekete geçen Lady Eboshi, Shishigami’nin başını kesmeyi başarır. Ölümün ve yaşamın, ormandaki dengenin Kami‘si Shishigami giderek büyüyen şekilsiz bir halle başını ararken değdiği her şeyi yok etmeye başlar.

8

Ashitaka, Lady Eboshi’yi durdurmaya çalışmış ama başaramamıştır yine de yaralanan Eboshi’yi kurtarır. Her olayda kimin tarafında olduğu sorulan Ashitaka, her seferinde kendi kararlarını vererek taraf seçmekten öte insan hayatını, ormanın iyiliğini düşünerek hareket etmiş bu anlamda Kami/İnsan, Vahşi/Uygar ayrımında nötr bir noktada kalmıştır.

9

Shishigami’nin başını aramak için San’dan yardım istediğinde de San’ın sorusu aynı olmuş ve Ashitaka’yı Lady Eboshi’nin tarafında olmakla suçlayarak onu bıçaklamıştır. Her şeye rağmen nefret zincirini kırmak isteyen Ashitaka, San’ı ikna eder ve Shishigami’nin başını geri almak için Jiko-bō’nun peşine düşer. Başını arayan Daidarabotchi ise giderek büyüyerek Tataraba kasabasını da yok eder. Daha önceden kasabalılara haber verebilen Ashitaka kasabalıların çoğunun kurtulmasını sağlamıştır. Sonunda Jiko-bō’yu, başın onu öldüren insan ellerince geri verilmesine ikna eden Ashitaka ve San, Shishigami’nin başını geri verir. Başı Daidarabotchi’ye uzatırken Ashitaka’nın laneti neredeyse tüm vücüdunu kaplar, San’da lanetlenir.

10

Sonunda başına kavuşan Shishigami güneş doğarken Daidarabotchi halinden geri dönüşmek yerine yere yıkılarak yokolur ve pırıltıları ormana saçılır ve ormana hayat geri dönmeye başlar. Ashitaka ve San yaptıkları sayesinde Shishigami’nin laneti üzerlerinden kaldırmasını da sağlamışlardır. Filmin sonunda San hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söyler çünkü Shishigami ölmüştür. Fakat Ashitaka, Shishigami’nin ölemeyeceğini, onun ölüm ve yaşamın ta kendisi olduğunu söyler. San, insanları yaptıklarından dolayı affedemeyeceğini ama Ashitaka’yı sevdiğini söylerken ilk tanıdığımız karakterinden oldukça farklılaşmıştır. Yıkılan Tataraba’yı tekrar kuracak olan Lady Eboshi bile etrafa zarar vermeyecek bir demir kasabası yapacağını söyler. Ashitaka ise bu iki uç arasında kalma durumunu koruyarak San’a “Sen ormanda, ben de Tataraba’da yaşayacağım ve seni ziyaret edeceğim. Birlikte yaşayacağız” diyerek iki ucu bir arada tutan dengeli halin olası olduğu bir gelecek tanımlar.

Degiskenlik, Kimlikler ve Yıkılan Hiyerarsiler

Batı kültüründe, doğa ve vahşi gibi kelimelerin doğurduğu dikotomilere olan hisler kendi içlerinde karışıktır. Doğayı masumluk, saflık ve sağlık gibi algılarken; modern dünyada teknolojinin ve bilimin gelişmesi gibi konularda yolumuza çıkan gereksiz bir şey gibi görmekteyiz. Yollar, binalar yapmak için dağları dümdüz ederek, ormanları yok ediyoruz. Sanayileşme için suyu, havayı ve toprağı kirletiyoruz. Benzer şekilde vahşi ve ilkel olana karşı duruşumuz da kendi içinde yapıbozumuna uğruyor. Batı kültürü vahşiyi bir yandan doğa ile uyumlu görürken bir yandan da içinde bilinmeyeni, uğursuzluğu barındırdığı için ondan korkuyor.[12]

Miyazaki yarattığı uç karakterleri ve kişilikleri süreç boyunca değiştirerek tek bir kimliğe bağımlı ve sabit kalma ihtiyacımızı vurgulayarak bunun imkansız olduğunu gösteriyor. San karakteri temsil ettiği hayvansılık ve ilkellik, doğa ile uyumlu fakat insanlığını unutmuş bir kimlik olarak çizilirken değişiyor ve Ashitaka’ya olan sevgisi sayesinde insanlığını ve kadınlığını keşfediyor. San’ın annesi olan Moro, ormanını yıkan hatta kendi çocuğundan vazgeçen insanlardan nefret etmesine rağmen San’ı kendi kızı gibi yetiştirerek daha en baştan kendi içinde çelişkiler gösteriyor fakat doğanın acımasızlığını, sevgisiyle birleştirebilmiş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Lady Eboshi ise temsil ettiği modern, sanayileşen, kültürlü insan kimliği ile San ile zıt uçlara düşse bile iki karakter de bilindik kadın imgesinin dışına çıkarak kendi ayakları üzerinde duran, korkusuz, gerekirse ölmekten ya da öldürmekten çekinmeyen devrimci ve film boyunca değişen kimliklere sahip olmalarıyla bir anlamda benzer hale geliyor.

Değişkenliğin filmdeki en önemli örneği ise Shishigami-Daidarabotchi karakteri. Kendi ormanının bir parçası olan Kami Moro ve yine kendisi gibi bir Kami olan Okkoto’yu ölümden kurtarmak yerine Ashitaka’yı kurtarmayı seçmesi, ölümü ve yaşamı bir nevi keyfilik ya da kendi bilgeliği içinde alan/veren kişiliğinin yanında geceleri dönüştüğü dev Daidarabotchi, gündüzleri geri döndüğü Shishigami kimliği ile bu karakter, kaos/denge dikotomisini aynı varlık içinde bulunduruyor.

Bilindiği gibi dekonstrüksiyon, dilin dinamik, belirsiz, değişken ve sürekli olarak saçılan bir şey olduğunu söyler. Varlığın bir merkezi, sabit bir anlamı ya da temeli olmadığını savunmanın yanında insanların parçalanmış savaş alanları olduğunu, ideolojilerle rekabet içinde sabit bir kimlik arayışı içinde hatta buna inanarak, değişkenliği görmezden gelmeye çalıştıklarını açıklar.[13] Miyazaki de yaptığı tam olarak budur. Değişkenliği göstererek kimlik üzerine getirdiği eleştirilerin yanında Japon değerlerinin yani süre gelen Japon ideolojilerinin de pek çoğunu dekonstrüksiyona uğratmaktadır.

İlk olarak Muromachi döneminin resmi tarih algısı dışında nasıl olabileceği üzerinde ilerleyerek mevcut tarihin dışına çıkar. Ayrıca “babaerkil bir elit kesim” sayesinde mitleşmiş, modern öncesi Japonya’sının doğa ile uyumlu halkının idealize halini dekontsrüksyona uğratarak ortaya “kültürel uyumsuzluk, ruhsal kayıp ve çevresel kıyamet vizyonu” çıkarır.[14] Miyazaki’nin betimlediği doğa da masum ve saf olmaktan öte tekinsiz direniş alanlarıdır. Böylece hem masum doğayı hem de onunla uyumlu yaşamış Japon insanı düşüncesini mevcut tarih algısından farklı bir tarih içinde anlatarak farklı olasılıkları gösterir ve mevcut dili bozar.

Japonya’nın istediği/yarattığı kadın kimliği ideolojisi de filmden nasibini alır. “Büyük acılar çekmiş ama destek olucu kadın miti” San ve Lady Eboshi karakterlerinin korkusuz, harekete geçmekten çekinmeyen, dinamik ve değişen yapıları sayesinde yıkılır. Yaratılan iki uç sayesinde doğa ile uyumlu pasif kadın ikonu her anlamda parçalanmıştır.[15]

Ashitaka karakteri ise filmdeki karakterlerin kimliklerinin değişkenliğini ortaya çıkaran, yaratılan dikotomi hiyerarşilerini ve sistemin nefret zincirini kıran en büyük etmendir. Hetero erkek tiplemesinin getirdiği cinsiyet yüklerine sahip olmamasının yanında en başta saç topuzunu kesmesiyle Japon sosyal ortamında aslında bir insan kimliğine bile sahip değildir. Başlarda belki de haksız görülebilecek pek çok karakter onun sayesinde içini açmış, kendilerini izleyiciye sevdirmiş, İyi/Kötü hiyerarşileri içinde tek bir tarafa ait olmadıklarını göstermiştir.

Taraf olma sorusu yukarıda da bahsedildiği gibi Ashitaka’ya en çok sorulan sorudur. Miyazaki bu noktada modern insanın sabitlik arayışının ve ikiliklerin tek bir tarafına ait olmanın mantıksızlığını da göstermektedir. Ashitaka olmasa Kami/İnsan, Kadın/Erkek, Vahşi/Uygar hiyerarşileri içinde görülen kırılmalar ve anlayış alanlarının yaratılması mümkün olamaz. Miyazaki bu karakteri tasarlarken etnik bir kimlik yüklemeyi özellikle seçmiştir. Japon’ların Emishi ve Ainu ırklarına yönelik hareketlerini eleştirerek, farklı kimliklerin hayatın değişkenliğini ve farklılığını keşfedebilmek için ne kadar önemli unsurlar olduğunu göstermeye çalışır. Ashitaka’nın nefretle bulanmamış gözlerle hayata bakmaya çalışması da iyi/kötü ikiliğinin aslında tamamen bir perspektif olduğunu, bu tip hiyerarşiler içine hapsolmanın manasızlığı gösterir.

Mononoke Hime filmi içerdiği fantastik öğelerle, resmi tarihe sorduğu nasıl olabilirdi sorusuyla, doğayla uyumlu Japon insanı ve pasif Japon kadını ideolojilerine farklı bir bakış açısı getirirken “çokluk ve ötekiliğin insan hayatının bir parçası” olduğunu vurgular.[16] Günümüz dünyasının, hiyerarşilerin ve ideolojilerin, insanların üzerine yüklediği yükü ve sadece tek bir kimliğe ait olma ihtiyacının gereksizliğini gösterirken bir yandan da bu sürecin zor fakat ortak anlayış alanları yaratabildiğini gösterir.

[1] Napier, yüksek kültür ile popüler kültürün animeler üzerinden bir karşılaştırmasını yaparak toplumun, zor anlaşılır eski sanatsal formların yapamayacağı şekilde animelerden etkilendiğini, bu metinlerin izleyiciyi güncel meselelere yönelmeleri için kışkırttığını söyler. Susan J. Napier, Anime “Akira’dan Howl’un Hareketli Şatosu’na”, çev., M. Murat Başekim (İstanbul: Es Yayınları, 2008), 12.

[2] Napier, Anime, 177-178.

[3] Terry Eagleton, Edebiyat Kuramı, çev., Tuncay Birkan (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2014), 143.

[4] Kami yani Shinto Tanrıları’nın evrenin yaratıcı güçleri, doğanın, hayvanların ya da Japon aşiretlerinin atalarının göçmüş ruhları olduğuna inanılır. Tabiatın (nature) bir parçası olan Kami’ler pozitif ya da negatif yapılı olabilirler.

[5] Hayao Miyazaki, Starting Point: 1979-1996, çev., Frederik L. Shodt ve Beth Cary (USA: Viz Media, 2012), 272.

[6] Milton W. Meyer, Japonya Tarihi Hanedanlık döneminden günümüz Japonyası’na, çev., Lizet Deadato (İstanbul: İnkilap Kitapevi, 2014), 87-94.

[7] Miyazaki, Turning Point, 273.

[8] Princess Mononoke, yönetmen Hayao Miyazaki (Canada: Miramax Films, 2010), DVD

[9]Japon kültüründe saç topuzunun kesilmesi, o kişinin toplum içinde artık insan yerine konmayacağının da bir göstergesidir.Miyazaki, film için yaptığı bir röportajda Ashitaka’nın “bir kaderi olan melankolik bir oğlan” olduğunu söyler ve “Tatarigami’yi öldürmemesi gerektiğini biliyordu ama insanların bakış açısından bakınca bunu yapmak için gerekli nedenleri vardı” diyerek ekler. Ashitaka, yanlış bir şey yaptığını bildiği için köyünden ayrılmadan önce saç topuzunu keser. Köyden ayrıldıktan sonra da bu sebeple insan içine girdiği ilk kasabada yüzünü örter.

[10] Miyazaki, Turning Point, 273.

[11] Napier, Anime, 276.

[12] Lois Tyson, Critical Theory Today: A User-Friendly Guide (New York: Routledge, 2006), 264.

[13] Lois Tyson, Critical Theory Today, 258.

[14] Napier, Anime, 266.

[15] Napier, Anime, 267.

[16] Napier, Anime, 284.

Merve Çay

Wu Wei: the Action of Non-Action / Eşikte Bir Kişi. Mimar, Animanga manyağı, Mütemadi öğrenci @mrvcy

Tüm yazıları (40)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.