İçeriğe geç
Oyun 10 dk okuma

VİDEO OYUN Tarihinin Bugünkü Hâline Gelmesine DİREKT Katkı Sağlamış 10 Efsane Oyun

Oyunder
VİDEO OYUN Tarihinin Bugünkü Hâline Gelmesine DİREKT Katkı Sağlamış 10 Efsane Oyun

Oyunder olarak Geekyapar’la paslaşarak güzel yazılar yazacağımızı duyurmuştuk, işte bu uğurdaki bir yazımızla karşınızdayız. Yerel haberlere geçmeden önce şöyle bir oyun dünyasına göz atalım, bizim de unutamadığımız oyunlara yer verelim istedik. Eminim bazı oyunlar tanıdık gelecek ve mazi gözünüzde canlanacak.

Pong (1972)

pong

Video oyun tarihinin ilk örneklerinden olan Pong, oyun dünyasında önemli bir yere sahip. İki adet oyun kumandası sayesinde iki kişinin karşılıklı oynayabildiği çoklu oyun modunu destekleyen ilk oyunlardandır.

Oyunun adı her ne kadar Pong olsa da ekranın ortasında file ya da orta sahayı andıran görüntüsü ve oynanışı itibariyle Tenis ve Buz Hokeyi olarak da yorumlanmıştır. Bu oyunların tüm kurallarını içermiyor olsa da o dönemin şartlarında muhtemelen zevkle oynanan bir oyundu diye düşünüyorum.

 

Space Invaders (1978)

space-invaders

Hatırlarsınız, ilk konsollarımızın TV atarisi olduğu dönemlerde 9999999 IN 1 gibi oyun kasetlerini aldığımızda içimizi bir neşe kaplar ancak oyunların birbirini tekrarladığı, bazı oyunların farklı levellerde açıldığını görünce o sevinç buruk bir acıya dönüşürdü. Bu kasetlerde galiba ilginç bir şekilde en sık oynadığım oyunlardan biri Sky Destroyer, diğeri de Space Invaders idi.

Tavla, Okey ve Tetris gibi oyunları saymazsak, ailemizdeki tüm bireylerin -babamın bile- oynadığı ender oyunlardan biri olmuştu Space Invaders. Bu açıdan da benim için çok ayrı bir yeri vardır. Şimdi mobil oyun oynayan büyüklerimiz bizleri artık şaşırtmıyor olsa da atari oynadığımız dönemlerde onların da bizim gibi bir oyunu severek oynamaları ender görülen olaylardı bizim için. Oyundaki En Yüksek Skor göstergeleri aramızdaki rekabeti destekleyip tekrar tekrar oynamamızı sağlayan en önemli unsurlardandı.

Tomohiro Nishikado tarafından geliştirilen bu oyunda Breakout oyunundan ve Star Wars filmlerinden etkilenildiği, oyundaki zorluk seviyesinin de tesadüf eseri sağlandığı söylenir. Oyunun yapıldığı yıllarda ekranda çok sayıda uzay gemisi varken mevcut donanımlar bunları işlemekte zorlandığından gemiler yavaş hareket ediyormuş. Uzay gemilerini vurarak sayılarını azalttığımızda ise daha hızlı işlendiğinden uzay gemileri daha hızlı hareket etmeye başlamış. Tabii biz oyuncular bunu oyunun gittikçe zorlaşan bir yapısı var diye algılarken, aslında donanımsal kısıtlar nedeniyle bunları yaşıyormuşuz.

 

Pac-Man (1980)

pacman

Toru Iwatani tarafından tasarlanan Pac-Man, son derece basit bir oyun gözükse de aslında göründüğünden fazlasını içermektedir.

Hayaletlere yakalanmadan ekrandaki tüm küçük noktaları yiyerek bir sonraki seviyeye geçmeye çalıştığımız bu oyunda hayaletler farklı renklerdedir. Bu farklı renkler her bir hayaletin farklı bir karaktere sahip olduğunu temsil etmektedir.

Yapay zeka aradığımız ama umduğumuzu bulamadığımız bazı modern oyunlardan bile daha üstün bir yapay zekaya sahip diyebileceğimiz bir oyundur Pac-Man. Oyunun tasarımcısı Iwatani, yazılan algoritmaya göre oyundaki hayaletlerin Pac-Man’i tuzağa düşürmek için uğraştıklarını, hatta bu hayaletlerden birinin kendini yem etmeyi bile göze aldığını söylemiştir.

Pac-Man, oyun mekanikleri arasında yer alan “Zorunluluk” mekaniğini kullanan oyunlardandır. Çok basit bir düzen vardır, hareket etmezseniz ölürsünüz. Ayrıca “Güçlenme” mekaniğini de kullanır. Ölme korkusuyla karakterimizi hayaletlerden kaçırırken, büyük noktalardan birini yediğimizde kısa süreli de olsa işler tersine dönüyor ve biz hayaletleri yiyebilir hale geliyoruz. Super Mario’nun da yıldızı aldığında kısa süreliğine her şeyi öldürebilmesi buna benzer diyebiliriz.

 

Tetris (1984)

tetris

Uzun çubuğun gelmesini bir ömür bekleyerek zamanımızı tükettiğimiz Tetris tüm zamanların en çok oynanan oyunlarından.

Hamle/Kaynak Sınırlaması ve Oyun Görüşü (Acaba bir sonraki bloğun şekli ne olacak?) gibi mekaniklerin kullanıldığı bu oyun bir hikaye içermemesine rağmen, insanları delice kendisine bağlamayı başarmıştı. İçinde Tetris dışında oyunlar olsa bile bizim hep Tetris olarak andığımız Game Boy gibi cihazlarda boy gösteren, bununla yetinmeyip daha birçok platformda karşımıza çıkan bu oyun basit yapısıyla, gittikçe hızlanıp zorlaşan seviyeleriyle, en yüksek skoru alabilmek uğruna arkadaşlarımızla rekebate girmemizle gönüllerimizi fetheden oyunlar arasında yerini sağlam bir şekilde alıyor.

Oyundaki blokları tamamen yok edebildiğimde yaşadığım mutluluk Street Fighter’daki Perfect yazısını yakalamaktan bile daha mutlu ederdi beni. Tetris her ne kadar basit bir oyun olsa da işte bu detaylar sayesinde aslında bir o kadar da zor bir oyundur.

 

Super Mario Bros (1985)

super-mario-bros

İşte bu oyunla ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki… Mario 1×1 öyle bir tasarıma sahiptir ki Game Design kitaplarında ders olarak anlatılmaktadır. Mario’nun oyunun başında ekranın ortasından değil, en solundan başlamasının bile bir amacı vardır. “Nasıl Oynanır?” videoları ya da uzun uzun “Game Tutorial” içerikli yazılar kullanmak yerine kullanıcının oyuna başlayarak öğrenmesi çok hızlı bir şekilde gerçekleşir.

1983-1984’lü yıllarda Kuzey Amerika Video Oyunu İflası (The North American Video Game Crash) olarak bilinen dönem yaşanırken, Shigeru Miyamoto’nun tasarımıyla gelip adeta “Bu işler böyle gitmez arkadaş!” deyip kontrolü eline alan, kötü oyunların gidişine son veren ve oyun tasarımı kavramını ince ince işeyen Super Mario oyun dünyasında çok önemli bir dönüm noktası oldu.

Prensesi kurtarmaya çalıştığımız bu oyunun öyle fantastik tasarlanmış bir dünyası vardır ki kaplumbağalar, tosbağalar ve mantarlar bile birer düşman olarak karşımıza çıkmaktadır. Borulara girerek altın topladığımız gizli bölümler ya da bölümler arası geçişler için gizli bölümler, uzayan fasulye ağaçlarıyla adeta gökyüzüne doğruna ilerlemeler, büyüten ya da ekstra can veren mantarlar. Müzikleri deseniz ayrı bir efsanedir. Tanımadığım birinin cep telefonunda bir Tsubasa müziği, bir de Mario müziği duyarsam heyecanlanırım 🙂

Bu oyun nasıl tasarlanmış diye merak ediyorsanız ilk ağızdan şu videoyu izleyiniz derim.

Street Fighter II (1991)

street-fighter-2

Hadoken! Shoryuken! Nasıl ki Fifa ya da PES oynarken bir anda kendimi futbol spikeri gibi maçı anlatırken buluyorsam, Street Fighter’ı da işte bu nidalar eşliğinde kendimi Ryu ve Ken gibi hissederek oynarken buluyordum. Dövüş oyunu denildiğinde Mortal Kombat ile akla ilk gelen oyunlardan biri olan (hatta ilki de olabilir) Street Fighter, barındırdığı farklı karakterler, her bir karakterin bir hikayesinin olması ve bu karakterlerin kendilerine has dövüş stillerinin olması nedeniyle unutulmazlar arasındadır. Gazete kuponlarıyla bu karakterlerin puzzle ya da kartonlarını almış olduğumu az çok hatırlıyorum 🙂

“Abi sen hep havadan oynuyorsun ama!” lafını duymamak ve rakiplerimize “Bu adam bu işi biliyor.” imajı verebilmek için karakterlerin kombo tuş kombinasyolarını ezbere bilmemiz bizi birkaç adım öne geçirirdi.

Maalesef çok güzel filmler diyemesek de Street Fighter filmlerinin çekilmiş olması yine oyuna verilen önemi göstermektedir. Biz yine Jackie Chan’in City Hunter filmindeki Street Fighter sahneleriyle avutalım kendimizi. Videosu burada 🙂

 

Resident Evil (1996)

resident-evil

VR’da yeni oyununu oynayıp, sinemada da final filmini izlediğimiz seriye gelelim.

Capcom tarafından geliştirilen Resident Evil korku gerilim türünde çok önemli bir yere sahiptir. İlk oyunda giriş videosuyla bizi bir anda kendine bağlayan, nedir bu Umbrella Corps diye merak ettiren seri özellikle ilk üç oyundaki kamera açılarının kullanımı, kısıtlı sayıda mermi ve sağlık ekipmanı sunması ile stratejik bir şekilde ilerlememizi mecbur kılması ve bulmacalarıyla unutulmazlar arasındadır. Kapı açma animasyonları bile oyuna ayrı bir farklılık katıyordu.

Sonraki oyunlarda daha çok aksiyona kayan bir seri olsa da, hikayesi itibariyle de ilgi çekicidir. Açamadığımız kapıları yeni bir anahtar bulduktan sonra açmaya çalışmak gibi amaçlarla aslında küçük bir alanda sürekli ileri geri gidiyor olmamız neticesinde bu küçük alanın bile bize aslında uzun süreli oyun deneyimi sunuyor olması ilginç bir oyun tasarımıdır.

 

Half-Life (1998)

half-life

Durun “Half-Life 3 çıkacak mı?” sorusunu biraz daha bekletin ve yazıyı okumaya devam edin.

Öyle bir oyun düşünün ki sizi daha başlangıç anında oyuna hapsediyor, kendinizi trende ilerlerken buluyor, ne videoyu kapatabiliyor ne de kapıyı açıp bulunduğunuz ortamdan çıkamıyorsunuz. Bir kadın sesi duyuyor, ilginç bir tesiste olduğunuzu etrafınızda olanları izleyerek anlıyor ama neredeyse beş dakikalık bu video bitmeden olayların farkına varamıyorsunuz. Tam video bitti derken ve hadi verin silahı aksiyon başlasın diye beklerken oyunun ana karakteri olan ve sizin yönlendirdiğiniz Gordon Freeman’ın tek kelime etmediğinden habersiz bir şekilde tesisteki ilk görevine başlayıveriyorsunuz.

FPS oyunlarında nasıl sağlam bir hikayenin olabileceğini gösteren Half-Life öylesine sağlam bir oyun oldu ki hem Valve firmasının bugünlere gelmesinde hem de FPS oyunlarına farklı bir açıyla yaklaşılmasına zemin hazırladı. Hikaye yerine Multiplayer isteyenlere de hem Multiplayer bölümünü sundu hem de Counter Strike gibi yeni bir efsanenin doğmasını sağladı.

Half-Life evreniyle ilgili diğer detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

 

Metal Gear Solid (1998)

metal-gear-solid

Metal Gear Solid’den önceki Metal Gear oyunlarında gizlenme mekaniği kullanılması bu türü doğuran en önemli oyunlardan olmuştu. Ardından Metal Gear Solid ile sinematik hikaye anlatımının önemini anlamış ve bir oyunun nasıl bir film izliyormuşçasına oynandığını görmüştük. Şüphesiz bu seri Hideo Kojima’nın dokunuşlarıyla ince ince örülmüştü ve Kojima’nın oyun dünyasında çok saygın biri olmasında önemli bir rol oynamıştı.

Müzikleriyle de efsaneler arasında yer alan oyun, her karakter için seçilen başarılı seslendirmenler sayesinde oyunlardan beklentilerimizi çok üst seviyelere taşımıştı.

Oyunla ilgili daha detaylı bilgilere “Metal Gear Oyunları Hikaye ve Oynanış Sıralaması” ve “Metal Gear Oyunları Hakkında İlginç Bilgiler” ile ulaşabilirsiniz.

Grand Theft Auto III (2001)

gta-3

Açık dünya oyunu mu? O da ne ki? Biz onu hep “Abi GTA türü oyun var mı?” diye başlayan cümlelerle anlattık.

GTA 3 ile 2001 yılında üç boyutlu yapıya geçen GTA serisi bize artık alın işte size koskoca bir alan verdik, ister sunduğumuz hikayeyi tamamlayın, isterseniz kafanıza göre takılıp şehri birbirine katın demeye başladı. Açık dünya kavramına öncülük eden bu oyundan sonra True Crime, Saints Row ve Sleeping Dogs gibi oyunları görmüş olsak da GTA’nın yeri hep bir başka.

 

Yazar: Volkan SEL – Oyunder

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.