2017’Yİ MASAYA VURDUK: Bu Yılımızı Eğleyen 18 Kayda Değer Yeni Dizi
2017’yi parça parça baştan almaya, küçük kısımlarını didiklemeye; nasıl geçti gözümüzün önünden şöyle bir akıtmaya hep beraber başlıyoruz! İlk etabımız diziler. Nereden nereye geldik; neler geçti başımızdan, nelere ne dedik hep birlikte inceleyeceğiz.
Başlayalım mı?
13 Ocak:
2017’nin hemen başı başında, ta Ocak ayında karşımıza A Series of Unfortunate Events’in yeni bir uyarlaması çıkıverdi. Berna 15 Ocak’ta cevval bir şekilde kendini dizinin önüne attı, şu yazıda, bu kanaatleri kullandı:
“Dizi, tatmin vericilik bakımından 2004 yapımı filmin çok daha üzerine çıkmayı başardı bana kalırsa. Elbette çocukluğumun filmlerinden biri olarak yeri farklı olacaktır bende ve bazı ayrıntılarını dizide görmek hoşuma gidecekti muhtemelen ama genel manada değerlendirme yapıldığında dizi, filmden çok daha başarılı duruyor. Bu neresinden tutarsanız tutun, açık ve net bir gerçek. Aksini iddia edecek çok insan olacağını düşünmüyorum”
15 Ocak:
Yine yılın başında bir başka yeni dizi çıktı karşımıza. The Young Pope. Onu da Geekyapar’ın YouTube kanadı ele aldı. Can Türkdoğan ve konuğu Barış Kiralioğlu şöyle konuştular dizi için:
2 Şubat:
Bu arada çok enteresan bir DC Comics dizisi geldi karşımıza. Adı Powerless’tı, kanalı NBC’ydi. Şaşkınlıkla karşıladık, sonra üzerimizden o ambaleyi atınca Ozan’a verdik kalemi. O da aldığı pasla, kaleye şu şekilde gitti:
“Doğrusu biraz da beni üzmeyecek DC yapımları izlemek istiyorum, dizi komedi oluşuyla tamamen bu hedefe odaklı zaten. Geek bünyenin tatmin edilmesi gereken anlarda gideri var.”
8 Şubat:
Şubat ayıyla birlikte, göğsümüzün tam ortasına yeni bir fenomen düştü, Legion. X-Men evrenine taptaze bir soluk getiren dahiyane dizi için, Ozan sonraları bir övüş yazısında, şöyle diyecekti:
“Legion zaten kalitesiyle bile birden fazla kez izlenmeyi hak ediyor. Sanmıyorum ki diziyi bir kez izleyen Aubrey Plaza’nın dans sahnesini, Clark’ın trajedisini, David’in iç dünyasını bir kez daha izlemeden durabilsin. Kafanızın rahat olduğu bir günde alın elinize güzel bir içecek, tıklayın ilk bölüme ve karakter gelişimlerine, göndermelere, foreshadowinglere dikkat ederek izlemeye başlayın. Kendinizi sekizinci bölümde bulacaksınız zaten.”
17 Mart:
Defenders öncesi son bir durak vardı Marvel-Netflix treninde, o da Iron Fist’ti. Anlatsın diye siteye YouTube’dan transfer getirdik. Dedikleri afişlere kapak olan Ömercan, Iron Fist’i şurada, böyle sordu::
“Hazır itiraflar başlamışken şunu da demeden sizi bırakmayayım: Ben bu diziyi sevmeye çalıştım. Gerçekten. Sonunda başaramayışımın sebebi diziyle ilgili beklentilerimin olmasıydı. Yukarıda yazdım zaten ne olduklarını, tek tek geçmeyeceğim üstünden ama gerçekten merak ettiğim bir şey var: ister internette olsun ister çevremde olsun bu diziyi eleştirenler hep ya çizgi roman hastası ya da en kötü tüm MCU’yu takip eden insanlardı. Ama işte bizler, belli beklentilerle oturduk bu dizinin başına. Acaba diyorum, hiç bu camialarla alakası olmayan biri bu diziyi nasıl bulur?”
31 Mart:
Mart ayı bitmeden, Netflix ön ve son ergenliklerini yaşayan gençlere yeni fenomenlerini hediye etti, 13 Reasons Why. Bununla ilgili de Yiğitcan bir podcast açmaya karar verdi. Şunları, şöyle ifade etti:
21 Nisan:
Netflix’in durmaya niyeti yoktu. Daha 13 Reasons Why’ın internet tartışmaları kurumadan, Girlboss’u sürdüler piyasaya. Ele alan Ozan’dı, İlk Bölüm Canavarı için, şunları söyledi:
“Girlboss da o yemek sırasında izlenecek diziler arasında kendine yer bulabilir ama bir Netflix dizisi olduğundan sıkıcı veya halsiz bir pazar günü de acımasızca bitirilebilir. Benim de planım ikincisi yönünde. Boş bir pazar günü bulduğum ilk gün izlerim.”
26 Nisan:
Geekyapar ekibinin gönlüne taht kuran dizilerden biri de The Handmaid’s Tale‘di bu sene. Dizi için Berna, şurada şöyle coşturdu kalemini:
“Bir süre yüksek müsaadenizle, ciğer bitene kadar diziyi övmem lazım. Zira beni kolay kolay bu denli psikolojik anlamda etkileyebilecek başka yapım çok düşünemiyorum şu sıra. Korku filmlerinin bile kendi çapında bir etki süresi ya da büyüklüğü olur illa. Fakat şunu söyleyebilirim ki The Handmaid’s Tale tam anlamıyla o gerçeklik savar gözlüğü kaldırmaya yarayan en önemli distopik eserlerden biri.”
30 Nisan:
Ardından bu sene geek dünyasını çok konuşturan bir dizi çıktı. Neil Gaiman’ın aynı adlı eserinden uyarlanan American Gods. Berna epey coştu diziye, coşarken de şunları, şu yazıda, şu şekilde söyledi:
“Büyük bir okur çoğunluğundan da gelen yorumlarla romanın diziyle olan paralelliği konusunda onayı kapan yapım, gelecek yedi bölümünde de merakla beklenecek diziler listeme girdi. Her karakter portrelemesiyle size kendini sevdireceğinden de fazlasıyla eminiz. Neil Gaiman’a ya da American Gods kitabına dair tek bir şey bilmeseniz bile izleyebilirsiniz, gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz bunu. Sevmemeniz için çok bir sebep yok zira.”
23 Haziran:
Yavaş geçen yaz döneminde arada birkaç cevher de yok değildi. Bunlardan biri, Alison Brie’li GLOW, yine Ozan’ın radarına, şu istikamette takıldı. Şunları dedi Ozan:
“GLOW ilk bölümü bittikten sonra yeni bir şey keşfettiğinizi hissettiğiniz dizilerden. Tamamının harika olacağına garanti veremesem de tamamının nasıl olacağını öğrenme aşamasının harika olacağını söyleyebilirim. Bu yüzden bunu öğrenene kadar izlenir.”
18 Ağustos:
Peki Defenders’ı unutmak mümkün mü? Aslında sanırız epey mümkün. Geekyapar YouTube tarafında CS ve Ömercan, şöyle ele aldı diziyi:
25 Ağustos:
Bu esnada eski bir dost tekrar çıktı karşımıza. The Tick. Amazon’un tekrar ekrana taşıdığı efsaneye, Berna şurada, bu kelimeleri kullandı:
“Bir oturuşta hüpletilecek, eğlenceli vakit geçirilecek bir dizi olmuş. İkinci sezonu gelse de güzel olur, yine oturur izlerim herhalde. Ne sizi “ay kesin izlemem lazım” diye zorunlu bir şekilde ekran başına oturtan türden, ne de izlediğinizde boşa vakit kaybıymışçasına üzen bir yapım olmuş; tadımlık ve derin mesajlı bir parodi dizisi olarak parlamış aksine. Bir süper kahraman parodisinden ve bittabi Kene’den beklenebilecek ne varsa her şeyiyle güzel, onun dışında farklı bir şey bekliyorsanız göz bile atmayın.”
10 Eylül:
Sonbahar elbette ki yeni dizileri beraberinde getiren bir mevsim olduğu için de sevilir. Bize getirdiği yeni diziler arasından bir tanesi de The Orville’di. CS diziyi çok sevdi. Discovery’den bahsederken, şöyle övgüler sıkıştırdı diziyle ilgili araya:
24 Eylül:
Ki demişken, elbette Star Trek: Discovery’yi de ele almamak mümkün değildi. Uzun süre sonra gelen ilk yeni Star Trek dizisi, Geekyapar YouTube kanadında bölüm bölüm ele alındı. Ömercan, CS ve Cevdet şunları dediler:
29 Eylül:
Senenin en garip olaylarından biri Inhumans dizisiydi. Diziyi o kadar sevmedik ki, formal bir inceleme yapmak yerine J.H. bir haberde ancak şunları söyleyebildi:
“Marvel etiketi artık bizde belirli beklentiler uyandırıyor. Saçıyla meşhur karakterlere şu çağda Trump’ınkinden kötü peruklar takmamak, kostümleri Arrow ve Flash kötülerinin kullanılmış kıyafetlerini sattığı dükkanlardan almamak, yutamayacağın efekt lokmasını ısırmamak gibi beklentilerimiz var Marvel markasından. O yüzden önce iyi iş yapılsa, daha iyi sanki.”
2 Ekim:
Legion’ın başarısıyla feyzlenen Fox, X-Men evreninden bir dizi daha çıkarttı 2017’de, The Gifted. Ozan İBC için, şurada, şunları dedi:
“Birkaç bölüm izlenir. Fakat oyunculuk başta olmak üzere birtakım yapısal sıkıntıların giderilmesi lazım. Yoksa heyecan verici arka plan hikayeleri ilgimi diri tutmaya yetmez. Eğer sıkıntılarına çare bulunursa The Gifted potansiyeli yüksek bir dizi.”
13 Ekim:
Netflix’in sonsuz sınırsız üretiminin bir diğer halkası da nevi şahsına münhasır Mindhunter’dı. Yiğitcan bir haberde, şunları dedi:
“Yapımcılığını Charlize Theron ve David Fincher‘ın başını çektiği bir ekibin üstlendiği dizi enteresan bir konu öbeği etrafında şekilleniyordu. Elbette seri katiller yeni bir keşif değildi Amerikan dizi külliyatında, ama Mindhunter’ın neredeyse işin akademisine daha çok coşan yaklaşımı muadilleri arasında çok taze ve özel kalıyordu. Bu tazelik ve özellik dizinin epey sevilmesine sebep oldu, eleştirmenlerde hayran tarafından gelen bu sevgiye eşlik ettiler…”
17 Kasım:
Yine Netflix. Yine Marvel. Ancak bu sefer bazı şeyler de farklıydı. The Punisher için yine kelimeleriyle altın döken Ömercan, şurada, bunları dedi:
“Etkileyici bir öykü ve etkileyici bir performans var içeride. Ama sanki biraz daha yoğun ve biraz daha hareketli olabilirmiş. Bir de kendinden önceki diğer Marvel / Netflix dizileri olmasa daha vurucu da olacakmış Punisher. Olmamış. Netflix’in formül dizi üretme yönteminin getirdikleri süper tahmin edilebilirlik diziyi sadece keyifli statüsüne kilitlemiş.”
Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.
Tüm yazıları (1579)












Yorum Yap