Bu yıl yerinden takip ettiğimiz 55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nin (IFFR 2026) çok sesli seçkisi arasında minimalist ve farklı yaklaşımıyla öne çıkan, kendine has bir seyir deneyimi vaat eden filmleri ön planda görmek mümkündü. Farklı hikâyelere farklı perspektiflerden bakabilmeyi hedefleyen filmler arasında öne sıyrılıp hem gelecek için ümit yeşerten hem de son derece elzem bir sinema deneyimi amaçlayan James J. Robinson imzalı First Light, geçtiğimiz sene Uluslararası Melbourne Film Festivali’nde ilk kez izleyiciyle buluşmuş ve büyük ilgi toplamıştı. Fotoğrafçı kariyerinden aşina olduğumuz; Kylie Jenner, Rose Byrne, Sydney Sweeney gibi yıldız isimlerle çalışmış Filipin-Avustralyalı yönetmen James J. Robinson, kendi sinema arayışını ve yönetmenlik vizyonunu daha ilk filminde ortaya koymayı başarmış.
“Yolsuzluk” teması etrafında din ve aile üzerinden kendi geçmişine de bakmayı seçen yönetmen Robinson, minimal yaklaşımı ve büyüleyici görselliğiyle seyirciyi dinginleştirerek büyülemeyi seçiyor. Sinemada farklı bir varoluşun mümkün olabileceğini gösteren yönetmen, fotoğrafçılık kariyerinden aşina olduğumuz tarzının dışına çıkıp kendi için de farklı arayışların ne kadar benzersiz örnekler getirebileceğini gözler önüne sermiş.

Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nin Harbour bölümünde açılan filmin yönetmeni ile bir araya geliyoruz ve filmin temalarını takip ederek minimal sinemanın dengelerini konuşuyoruz:
Arda: Film geçen yıl Avustralya’da prömiyer yaptı, şimdi de Avrupa’da. Fotoğrafçılık geçmişin ve bu film arasındaki bir bağlantıyla ilgili bir soru sormak istiyorum: Ben sizi fotoğrafçı olarak tanıyordum, şimdi ilk uzun metraj filminle karşımızdasın. Yaptığın sanat türünü değiştirmek senin için nasıldı?
James J. Robinson: Ben her zaman bir film yönetmeni olmak istemiştim, aslında niyetim hep buydu. Açıkçası fotoğrafçılığa tesadüfen başladım, bu işi genel olarak eğlence için yapıyordum ama sonra bu işte başarılı olduğumu fark ettim. Bu yüzden doğal olarak fotoğrafçılıkta devam ettim. Fotoğraf, bu yönüyle benim için çok az şeyle bir hikâye anlatmanın harika bir yoluydu. Tek bir kareyle bir duyguyu veya karakteri yakalamaya çalışıyorsun. Sonra birden filme geçince saniyede 24 karen olmuş oluyor. Bu beni her zaman büyülemiştir.
Fotoğrafçılık bana kompozisyon hakkında çok şey öğretti; yönetmenliği, ışığı ve stil konusunda nasıl durmam gerektiğini öğrendim. Düşük riskli bir deneme alanı olarak kendi sanatsal bakışımı test etmemi sağladı. İlk uzun metrajımın başına geçtiğimde ise yaklaşık 10 yıllık bir deneyim ve sanatsal bir bakış geliştirmiştim. Bu yüzden ilk uzun metrajımı yönetmek birçok açıdan çok doğal ilerledi.
Arda: Filmi izlerken kendimi bir fotoğraf sergisindeymiş gibi hissettim.
James J. Robinson: Bunu hissetmene çok sevindim. Bunun, ilk uzun metrajın bir güzelliği olduğunu düşünüyorum. Sevdiğim veya bana ilham veren eserlerin birçoğuna baktığımda edebiyatın çok özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. Hikâye anlatımı söz konusu olduğunda bazen sinemadan bile daha fazla hatta. Bu nedenle First Light’ın hikâyesini yazarken “ahlak” ve “politika” gibi konulara değinmek istedim. Bazı yönetmenler bunu epik hikâyelerle yapabilir, benim yaklaşımım ise minimal ve detaylı bir anlatımla bunu başarmaya çalışmaktı.
Arda: Günümüzde sinema çok dikkat çekmeye çalışan bir yapıya büründü. “Yolsuzluk” gibi “ağır” bir konuyu yavaş ve “nazik” bir dille, bu biçimde anlatmak senin için ne kadar zordu?
James J. Robinson: Gerçekten zordu. Çünkü ben politik olarak aktif biriyim ve bu konular beni çok duygulandırıyor, hatta kimi zaman da öfkelendiriyor. Bir noktada şunu öğrendim: Değişim istiyorsan kör bir öfkeden hareket edemezsin. Durmak, düşünmek, tarihi anlamak ve insanların bakış açılarını sorgulamak gerekir. Bazen en kötülere bile insani bir duyguyla yaklaşabilmek gerekebilir. Bu yüzden “yolsuzluk” hikâyesini minimal bir sinema diliyle anlatmak pasif gibi gözükse de aslında radikal bir yaklaşımdı.
Arda: Sinemada özellikle kişisel keşif hikâyelerinden genel olarak hoşlanıyorum. Senin için de bu film bir bakıma kendi köklerini aramanın dışavurumu gibi sanki. Filipinli-Avustralyalı olmak.
James J. Robinson: Evet, ikinci kuşak göçmenler için durum biraz karmaşık. Avustralya’da Filipinli sayılıyorum ama ailemin diktatörlük döneminde ülkeyi terk etmesi nedeniyle memleketimle bağım kopmuştu. Yetişkin olarak Filipinler’i tekrar ziyaret ettim. Bir makale sayesinde büyük büyük dedemin Filipin-Amerikan Savaşı’nda devrimci olduğunu öğrendim. Sanırım devrimcilik kanımda var (gülüyor).
Bu filmi yapmak aslında Filipinler ile tekrar bir bağ kurmak için bir araçtı. Film başarılı olsun ya da olmasın, amacına benim açımdan ulaştı.

Kendi geçmişini sinemasal bir deneyimle tekrardan keşfetme biçimi olarak adlandırabileceğimiz First Light hakkında daha fazla bilgi almak için filmin IFFR sayfasına göz atabilirsiniz: https://iffr.com/en/iffr/2026/films/first-light