Berlin Uluslararası Film Festivali’nin 76. edisyonu (Berlinale 2026), bu yıl başlangıcından itibaren büyük tartışmaların odağında, politik olmaktan bir hayli uzak yapısıyla gündemde geniş yer tuttu. Jüri başkanı Wim Wenders’in “Siyasetin dışında kalmalıyız” çıkışıyla sinema-politika arasında çalkalanan tartışmalar, festivalin yaklaşık iki yıldır yoğun eleştiri altında olmasının da verdiği hareketlenmeyle hız kaybetmeden herkesin diline dolanmıştı. Yıllardır “politik” bir festival olmasıyla öne çıkmayı seçen, Ukrayna veya İran’da yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmayıp anında festival bünyesinde bir cevap oluşturan Berlinale, Filistinlilerin uzun süredir yaşadığı korkunç eziyetlere sessiz kalarak, net bir açıklamada bulunmadan üstü kapalı bu durumu geçiştirmeye çalışmasıyla bir hayli tepki toplamıştı. Festivalin bu “taraflı” politik duruşuna sessiz kalmayan bağımsız gazeteci Tilo Jung, jüri üyelerinin katıldığı basın toplantısında yönelttiği soruyla festivalin fitilini adeta ateşlemişti.

Başta jüri başkanı Wim Wenders olmak üzere verilen son derece anlamsız “siyasetin dışında kalma” mesajı, basın ve festival organizasyonu arasındaki dengeleri de altüst etti. Festivalin dışına çıkıp tüm sosyal medyada büyük tartışma konusu haline gelen Berlinale’deki Ana Yarışma bölümü ise, Wenders’in açıklamalarına tamamıyla zıt olacak şekilde son derece “politik” birkaç film içeriyor. Gazetecilerin basın toplantılarında günbegün festivalin bu anlamsız tutumuna karşı sordukları sorular da adeta bir turnusol kağıdı etkisi yaratarak aslında kitleleri birleştiren sanatçıların veya filmlerin ne kadar “anlamsız” açıklamalar yapabileceğinin bir göstergesi gibiydi. Bu artan tansiyonun arasından sinema sektörünün bir bölümünün boykot ettiği Berlinale, tüm sanat dünyasında bir değişimin sinyallerini taşıyor.

Yerinden takip ettiğimiz, filmlerden çok festivaldeki gerginliğin gündem olduğu Berlinale’nin ileride nasıl bir tutum sergileyeceği merak konusu olmuşken, samimiyetini yitiren “politika dışı” yaklaşımın sanat ve izleyici arasındaki dengeleri de değiştireceği kesin. Üstelik son derece yerinde ve cesurca bir çıkış yaparak festivalin tutumunu ve sanatçıların duyarlılığını değiştirmeyi hedefleyen Tilo Jung gibi gazetecilerin varlığında ve sorularında dengelenen farklı duygular, sanatın toplumsal olarak nasıl bir formda biçim değiştirebileceği, dünya gündeminden nasıl soyutlanamayacağı ve de neden sinemanın sadece filmlerin niteliğinden ibaret olmadığını herkese aktarmış olsa gerek.

Film ekibiyle birlikte Emin Alper’in yeni filminin basın toplantısı

Tüm bu kaosun içerisinde politik bir duruş sergilemeyi seçip Filistinlilerin yaşadığı zulme değindiği prömiyer konuşmasıyla Emin Alper, Kurak Günler sonrası sinemasında yeni bir arayışa girmeyi tercih etmiş. Kurak Günler öncesi filmografisinden de izler taşıyan Kurtuluş, iki farklı aşiret arasındaki gerilimi konu alıyor. Tür olarak korku sinemasından izler taşıyan, Türkiye’nin politik ikliminde sinemasal olarak gelecekte de yer edineceği kesin gözüyle bakılan film, yarattığı ilginç atmosferle de seyircileri farklı bir gerilimin içerisine çekmeyi başarıyor. Türkiye’nin özellikle 90’lardaki gündemine pek aşina olmayanların kimi yerde ufak çaplı anlam sorunları yaşayabileceğinin ön görüsüyle, Emin Alper’in yeni filmi Kurtuluş’un Türkiye gündemini de düşünecek olursak, büyük ses getireceği aşikâr. Son derece başarılı oyunculukları da bünyesinde barındıran filmin oyuncu kadrosunda Caner Cindoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman ve Naz Göktan gibi isimler yer alıyor.

The Teachers’ Lounge (Das Lehrerzimmer) filmiyle Berlinale’den Akademi Ödülleri’ne kadar uzanan sinemaya adım atışında seyirciyi ümitlendiren İlker Çatak’ın yeni filmi Sarı Zarflar (Gelbe Briefe), festivalin en “hareketli” izleme deneyimlerinden birini vaat ediyordu. Berlin’in Ankara’yı, Hamburg’un ise İstanbul’u oynadığı film, her ne kadar Almanya’da çekilmiş olsa da Türkiye’nin yakın geçmişinden birçok farklı detayı içerisinde barındırıyor. Yoğun baskılar sonucu işlerini kaybede iki oyuncunun aile hayatından yola çıkarak yaşadığı zorluklara dikkat çeken yönetmen Çatak, The Teachers’ Lounge (Das Lehrerzimmer) sonrası kariyerinde bir basamak daha ilerliyor. Özgü Namal ve Tansu Biçer’in nefes kesen performansları arasında ilerleyen filmin Türkiye’de de çok konuşulacağı kesin. Berlinale’nin Panorama bölümünden Ana Yarışma’ya geçiş yapan İlker Çatak, filmi Almanya’da çekerek işlediği konunun evrenselliğine de vurgu yapıyor. Almanya-Berlin doğumlu yönetmen, inanılmaz oyunculukları bünyesinde barındıran yeni filmi Sarı Zarflar (Gelbe Briefe) ile sinemasını da daha politik bir hale getirmekten de çekinmemiş.

Özgü Namal seviyesinde çok başarılı bir oyunculuk sergileyerek filmini taşıyan Sandra Hüller ise Rose ile birlikte kariyerine yeni bir perspektif getirmeyi başarmış. Yüzünden yara almış bir askerîn 17. yüzyıl başlarında bir Protestan köyünde kendini buluş ve varoluş hikayesini konu alan film, neo-kuir sinemanın son yıllardaki en iyi temsillerinden birine dönüşüyor. “Cinsiyet” kavramının dışına çıkarak toplumsal normları Almanya ve Protestanlık üzerinden eleştiren yönetmen Markus Schleinzer, Jim Jarmusch’un Dead Man’iyle Michael Haneke’nin Das Weisse Band (The White Ribbon) filmlerinden ilham aldığı görsel dokunuşlarıyla atmosferin ihtişamını arttırıyor. Anatomy of a Fall ve The Zone of Interest sonrası Almanya’dan çıkmış en iyi oyunculardan biri olduğunu bir kez daha kanıtlayan Sandra Hüller, “cinsiyet” ve “erkeklik” kavramlarının arasında şekillenen bu rolde son yıllarda izlediğimiz en dikkat çekici performanslardan birini sergiliyor. Siyah-beyazın estetiğinde yolculuk hikayelerine getirdiği yeni bir bakışla da sinemanın “politik” gücünü toplum eleştirisi mahiyetinde sergilemekten çekinmeyen bir film Rose.

Sari Zarflar galası ve film ekibi

Yaşattığı duygular ile bu sefer son yıllarda hatırladığımız çocuk oyuncu performansları arasında son derece başarılı bir performansa imza atan Mason Reeves de Sundance Film Festivali’nde büyük yankı uyandıran Josephine filmiyle öne çıkıyor. Festivalin prömiyerini yapan son Ana Yarışma filmlerinden biri olan Josephine, tesadüf eseri bir cinsel saldırıya tanıklık eden Josephine adlı bir kız çocuğunun psikolojik zorluklar arasında gidip gelen yaşamından bir kesiti izleyiciye sunuyor. Channing Tatum ve Gemma Chan’in de son derece başarılı performanslar sergilediği, duygu yüklü film yer yer seyircinin duygularını hareketlendirecek yaratıcı seçimler yapsa da son derece “ağır” bu konu etrafında şekillenen, psikolojik olarak sınırları zorlayan yapısını dramatik yapının içerisine yedirmeyi başarıyor. Bir noktada video oyun estetiğine geçen anlatım şekliyle de senenin öne çıkanları arasında olacağı kesin gibi gözüküyor Josephine filminin. Mason Reevers ilk oyunculuk deneyimiyle fark yaratıyor, yarattığı bu fark da filmin bütün seyir odağını şekillendiriyor.

Juliette Binoche’dan da öne geçip farklı yaşta farklı bir yıldız gibi parlayan Anna Calder-Marshall da Queen at Sea filminde harikalar yaratıyor. Geçtiğimiz birkaç sene içerisinde farklı anlatı teknikleriyle şekillenen “yaşlılık” temalı filmlere duygu sömürüsüne girmeden bir hikaye yoluna giren Queen at Sea, demans-yaşlanma çerçevesinde bir ailenin geçirdiği birkaç ayı mercek altına alıyor. Yaşlılık temasının yanında “gençlik” temasını da kontrast oluşturacak şekilde son derece başarılı bir şekilde işleyen film, Berlinale 2026 Ana Yarışması’nın bu sene oyunculuk anlamında son yılların en iyi seçkilerinden birini sunduğunu da kanıtlar nitelikte ilerliyor. İzleyici tepkileri de öne alındığında izleyiciyi yönlendirmeden farklı duygularla baş başa bırakmayı seçen anlatı, pürüzsüz bir sinema dilinin yalın bir örneği.

Queen at Sea basın konferansı

Son derece karmaşa içerisinde geçen Berlinale 2026’dan ödülle dönen filmleri, sinemanın politikadan ayrıştırılamayacağını da tekrardan vurgulayarak aktarmaya devam edeceğiz. Ulrike Ottinger, Leyla Bouzid, Alain Gomis ve Grant Gee gibi yönetmenler ile yaptığımız röportajları merak ediyorsanız takipte kalmayı unutmayın

Author

Berlin'den bildirmeye çalışan, Avrupa'nın nabzını tutan, sinema sevdalısı ve yazmayı seven bir birey.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.