Ödül töreni sonrasında bile büyük tartışmaların gündeminde kalmaya devam eden, geçtiğimiz günlerde medyada çıkan haberler doğrultusunda festival direktörü Tricia Tuttle’in görevine son verilebileceği dedikodularıyla çalkalanan Berlinale 2026’dan (Berlin Uluslararası Film Festivali) öne çıkan filmlerden biri de usta yönetmen ve sanatçı Ulrike Ottinger’in üzerinde neredeyse otuz yıldır çalıştığı Die Blutgräfin (The Blood Countess) idi.

Bohem Viyana’da yıllar sonra tekrardan şehirde belirmeye başlayan bir vampirin, sihirli güçler taşıyan ve yok edildiğinde vampirler dahil bütün kötücül ruhları ortadan kaldıracak kitabın arayışında olduğu Die Blutgräfin (The Blood Countess), muazzam estetiği ve mekan seçimleri ile Ulrike Ottinger imzasını ilk sahnesinden itibaren izleyiciye belli ediyor. Kostüm dizaynlarindan oyuncu seçimlerine detaycılıkta kusur tanımayan film ise son derece eğlenceli bir Bohemya kara komedisi.

Farklı dillerde harmanlanan ve kuir mizahın da Ottinger’in tarzında yoğurulduğu filmde, ilk kez bir vampir rolünü oynayan Isabelle Huppert, rol için de Ulrike Ottinger ile birlikte uzun bir süre çalışmış. Son on yılda Jim Jarmusch’un Only Lovers Left Alive’i ile birlikte What We Do In the Shadows sonrası hareketlenen vampir mitine sinemasal bakışıyla da sürprizlere açık bir anlatı kuruyor Die Blutgräfin (The Blood Countess). Almanya’da farklı bir sinema anlayışıyla efsaneleşen yönetmen Ulrike Ottinger ile politik olarak son derece gerilimli geçen Berlinale 2026 sırasında bir araya geldik ve filmin estetiği-vampir miti üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Die Blutgräfin (The Blood Countess)

Arda: Isabelle Huppert olağanüstü bir karakteri canlandırıyor. Bu karakteri yaratırken Isabelle Huppert ile birlikte çalışmak nasıldı?

Ulrike Ottinger: Filmi 1998’den beri geliştiriyordum ve senaryodaki tüm karakterler ikili ilişkiler üzerine kuruluydu. Filmdeki tüm çiftlerde bu durum böyleydi. Örneğin bazı vampirologlar var, ardından polis müfettişlerini görüyoruz… Bunların hepsi birbirini adeta “dramaturjik” bir şekilde destekleyen ikilileri. Isabelle Huppert de psikolojik olarak yoğun, farklı duygular barındıran rolleri oynamaya oldukça alışkın. Harika bir oyuncu, fakat başlangıçta onun için de biraz zorlayıcı oldu bu.

Yan rollerde bile çok iyi oyuncularla çalıştım bu filmde. Herkes için gerçekten ilginç bir deneyimdi. Filmin başında Isabelle (Huppert) otele geliyor ve Freud analizleri üzerine bir tartışma başlatıyor; orada küçük bir davranış terapisi unsuru var. Oldukça pragmatik ve kısa bir yol bu aynı zamanda. Ayrıca kelimelerle değil, görsel olarak taşınan bir tür diyalog da mevcut.

Arda: Film çok dilli. Fransızca, Almanca, Macarca ve biraz da Rusça duyuyoruz filmin içerisinde. Sadece Almanca kullanmak yerine bu çok dillilik sizin yaklaşımınızı nasıl etkiledi?

Ulrike Ottinger: Bir bakıma bu bizim gerçekliğimizin bir parçası. Şu anda siz başka bir ülkedensiniz ve biz bu röportajda İngilizce konuşuyoruz. Almanca ya da Fransızca konuşsaydım daha ayrıntılı ifade edebilirdim kendimi belki ama İngilizceyle de elimden geleni yapıyorum. Siz de muhtemelen bunu kendi dilinize aktarmak için en iyi şekilde anlatmaya çalışıyorsunuz, çalışacaksınız. Bu bizim gerçekliğimizin bir parçası.

Aslında Isabelle’in biraz daha fazla Almanca konuşmasını isterdim ama otuz günlük çekim süresi içinde bu biraz karmaşık ve de zor oldu. Bu film için sadece otuz gün çekim yapmak tamamen çılgıncaydı.

Gerçekten çok yoğun çalışmak zorundaydık. Çekimler bittikten sonra bile oyuncularla çalışmaya devam ettim. Isabelle biraz Macarca ve biraz da Rusça konuşuyor bu filmde, bu da Avusturya-Macaristan bağlamından geliyor. Bu çok dilli yapının bir arada olmasını sevdim. Çoğu sinemada film orijinal diliyle ve altyazılı gösterilecek, fakat Almanca bir dublaj versiyonu da yapılacak. Birgit Minichmayr’ın rolü için Fransızca öğrenmiş olmasını da harika buluyorum. Elbette her yerde orijinal versiyonu tercih ederim ama bazı ülkelerde dublajlı versiyon da mevcut olacak bu film için.

Arda: Son yıllarda insanlar vampir türüne büyük ilgi duyuyor. Her dönemde insanlar vampirlerde farklı perspektifler buluyor. Sizi bu konuda en çok ne etkiliyor?

Ulrike Ottinger: Benim açımdan vampirlerle uğraşırken zaman unsuru çok ilginç. Vampirler geçmişe, bugüne ve geleceğe ulaşabiliyorlar. Bu filmde yüzyıllar arasında dolaşma imkânım oldu. Hikâye anlatımı açısından zaman meselesi benim için çok etkileyiciydi. Ayrıca Bohemya’da gerçekten harika mekânlar buldum, çok eski Barok tiyatrolar… Şimdi o yerleri biraz özlüyorum açıkçası (gülüyor).

Toplumlarda yapılar görünür hâle geldiğinde, böyle bir film yaptığınızda… İşte bu benim özellikle ilgilendiğim bir şeydi.

Filmin detay bilgileri -> https://www.ulrikeottinger.com/de/filmdetails/die-blutgraefin

Author

Berlin'den bildirmeye çalışan, Avrupa'nın nabzını tutan, sinema sevdalısı ve yazmayı seven bir birey.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.