Geçen haftanın Geek Dosya‘da İtalyan çizgi roman ekolünün yani artık bildiğiniz adıyla Fumetti‘nin tarihini kapsamlı şekilde incelemiştik. O inceleme yazısının sonlarında bir yerde de ekolün Türkiye’de nasıl yankı bulduğundan bahsedeceğimiz sözünü vermiştik. Bugün o sözümüzü tutacağız ama bunun tek sebebi size verdiğimiz sözleri yerine getirmeyi seviyor oluşumuz değil: Fumetti’nin Türkiye’de bulduğu yankı küçümsenmeyecek kadar önemli. Hatta biraz cüret edersek Fumetti olmasa ülkemizde çizgi roman kültürünün bilinirliğinin –ne bileyim– origami kültürünün bilinirliğinin seviyesinde kalacağını söyleyebiliriz.

Diğer hiçbir çizgi roman ekolünün değil de özellikle Fumetti’nin Türkiye’de hayran toplamasının belli başlı sebepleri var: Mesela ilk olarak aynı İtalyan okuyucu gibi bizim vatandaş da öyle uçmalı, ışın atmalı maceralardan pek hazzetmiyordu; daha oturaklı ve efendi karakterlerin gideri vardı. Çünkü neydi öyle tayt üstüne don falan giyen adamlar? Yakışır mıydı Anadolu çocuğuna? Böylelikle Amerikan ekolü elenmiş oldu. Diğer yandan Fransız-Belçika ekolü bilimle, sanatla fazla haşır neşirdi; bizdeki o destansı kahraman arayışını karşılamıyordu. Yani sonuçta kahraman dediğin adamın elinde kılıç yerine hiç büyüteç olur muydu? Son olarak Japon ekolü ise bizi hiç enterese etmeyecek kadar tazeydi ve doğudaydı.
529cca5199c7dd12440006b0_1404841348326_720

Tabii İtalyan ekolünü benimsememizin nedeni diğer ekollere burun kıvırmamızdan ibaret değil. Biraz üzerine düşseniz şaşırtıcı derecede ortak özelliklere sahip olduğumuzu fark edeceğiniz İtalyan halkıyla aynı kurgunun arayışı içindeydik: Dünyanın batıda kalan kısmı epey ilgimizi çekiyordu, batıyı görmek ve insanlarını tanımak istiyorduk. Ama ne büyük seyahatlere yetecek imkan vardı ne de bunları gezi yazılarından öğrenecek sabır. Bu yüzden batıya at koşturmuş karakterler iki ülkenin de çizgi roman okuyucularını cezbediyordu. Karakterlerimizi güçlü, kuvvetli seviyorduk ama bilek gücüne inandığımızdan süper güçlü karakterler az tüketiliyordu. Tüm bu ortak yönlerin sonucunda İtalyan ekolünü çizgi roman dünyamızın merkezine koyduk, bolca tükettik, yerelleştirdik ve nihayetinde ondan öykünerek kendi çizgi romanlarımızı yarattık.

Ortaya çıkan şey aslında başlı başına bir ekol olacak potansiyeli taşıyordu, zaten İtalyan ekolü de bizim onunla yaşadığımız süreci Amerikan ekolüyle yaşayarak son halini bulmuştu. Ancak ne yazık ki çizgi roman tarihine kendi ekolümüzü kazıyamadık. Çünkü seri olarak çizgi roman üretmeye başlamamız televizyonun evlere taşındığı döneme denk geldi ve o dönemden sonra ABD hemen hemen her eğlence sektöründe kendi ekolünü baskın konuma getirdi. Yine de kendinden söz ettirecek ürünler vermeden Türkiye çizgi romanında Fumetti etkisi devrini kapamadık. İşte Fumetti’nin farklı kollarından etkilenen üç yerli çizgi roman eseri:

 

TARKAN

hgghjkk

İsim mutlaka tanıdık gelmiştir ve evet, doğru tanıdınız: Bu Tarkan, Kartal Tibet’le meşhur olmuş filmlerdekiyle aynı Tarkan. Kısacası Tarkan filmleri bir çizgi roman uyarlaması. Zaten Karaoğlan, Kara Murat gibi filmler de çizgi roman uyarlaması. Ancak onlar Amerikan panellerinden daha çok etkilendiği için bu yazıda üzerlerinde durmayacağız. Ama siz ülkecek çizgi roman filmleri havalı olmadan önce çizgi roman filmleri yaptığımız bilgisiyle biraz keyiflenebilirsiniz.

Sadede gelmek gerekirse; Sezgin Burak’ın eseri Tarkan, batıyı görselleştiren ve bileği kuvvetli kahraman imajı çizen çizgi romanlar için çok baba bir örnek. Her şeyden önce çoğu Fumetti örneğinde olduğu gibi batıyı göstermek için batılı karakterler oluşturmak zorunda kalmıyor. Tarkan’ın batıda at koşturması için zaten bir sebebi var: Tarkan bir Avrupa Hun savaşçısı, yani mekan zaten halihazırda Türkiye’nin batısında. Ayrıca kendisi Atilla’nın gizli görevler için başvurduğu ilk savaşçılardan biri olduğu için (tabii kurguda) Türk boylarının hiç erişemediği kadar batıda; Vikinglerle, nasıl olduysa İskandinav kıyılarına ayak basmış Çinlilerle karşı karşıya geliyor. Kurt dışında kimseden yardım almayarak, hiç gülmeyerek sert bir imaj çiziyor ve aynı anda hem bizde istenen ağırbaşlı tavra hem de Diabolik etkisiyle ciddileşen Fumetti’ye hizmet ediyor.

 

YÜZBAŞI VOLKAN

Adsız

Yüzbaşı Volkan esasen bir pilot ve hatta gerçekten pilotluk yaptığı ilk sayıları Fumetti’den ziyade Amerikan ekolünü andırıyor. Ancak bir uçak kokpitinden anlatılacak hikayeler tükenince Yüzbaşı Volkan gün geçtikçe Mister No‘ya benziyor. Önceden Rusya sınırında, Susurluk’ta, Kandil’de politik görevlere çıkan Yüzbaşı; sonradan okyanus diplerinde, Ay yüzeyinde, Afrika Savanı’nda engin maceralara atılmaya başlıyor. Bu değişimden sonra genç bir asker yerine olgun ve karizmatik bir ajana dönüştürülen Yüzbaşı’nın fiziken de Mister No’dan pek farkı kalmıyor.

Yüzbaşı Volkan’ın yaratıcısı Ali Recan da karakterinin yeterince İtalyanlaştığını düşünmüş olacak ki hikayelerini İtalya’ya satmaya çalışıyor. Fakat biz İtalya’dan esinlenirken, ABD’den esinlemekte olan İtalya, Türk pilotun ilgi çekmeyeceğini söyleyerek karakteri Capitano Volcano isimli Amerikan bir pilota çevirme şartı koşuyor ve Recan teklifi çok istemeyerek de olsa kabul ediyor. Bu duruma gelen sert tepkiler üzerine Recan, “Biz zaten Amerikalı olmuşuz. Bu işe son noktayı da Yüzbaşı Volkan koymuş olsun.” diyerek tepki gösterenleri utandırarak tartışmayı sonlandırıyor.

 

KAPTAN VENÜS

yf
Yine Ali Recan‘ın ellerinden çıkan Kaptan Venüs, en gurur duyulması gereken çizgi romanlardan biri olabilir. Karaktere şöyle bir bakanlar, bu bildiğin cinsel objeleştirme; nesiyle gurur duyacağız diyebilirler. Ancak 1970’lerin çerçevesinden baktığınızda Kaptan Venüs –evet bu giyimiyle– tüm Avrupa’daki en feminist çizgi roman adımlardan biri olabilir. Çünkü bu yıllarda kadın, ya bir yan faktördü ya da cinsel bir ana rol üstleniyordu Avrupa çizgi romanında. Başını bir kadının çektiği tek bir macera bile bulamazdınız. İşte Ali Recan’ın Kaptan Venüs’ü bu konuda bir ilk oldu. Belirsiz zamanlarda ve mekanlarda bilim-kurgunun tavan yaptığı zorlu maceralar yaşayan Venüs kimseden yardım almadan zorlukların üstesinden geliyor, aksine başka insanlara yardım eden o oluyordu.

Kadının kendi ayakları üzerinde durabildiği üstelik robot dövüp dinozor tokatladığı Kaptan Venüs’ün o kıyafetiyle cinsel ilgi çekmeye çalışmadığını söylemiyoruz tabi, o çok açık. Hatta bilim-kurgu maceraların ana karakteri olan ilk kadın olduğunu da söylemiyoruz: Fransa’da Barbarella, İtalya’da Gesebel erotik bilim-kurguda Kaptan Venüs’ün önünden geliyordu ama -fark budur ki- ikisi de kendi maceralarında iki göğüs bir kalça olmaktan öteye gidemezken Kaptan Venüs ileride Nathan Never’a ilham verecek maceralar yaşıyordu.

Author

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.