ending

 

İnsanın kendine aşırı güvenmesi kadar hüzünlü bir günah yok herhalde. FauxPlay ekibi olarak bu hafta en sevdiğimiz oyun finalleri hakkında konuşalım dendiğinde “oh şimdi ne destanlar yazılır, ne hatıralar canlanır” diyerek kafamda sayısız hayal kurmuştum. Açıkçası oturup yazmaya başlayana kadar da bu hayaller hep canlı mı canlıydı. Lakin bilgisayarın başına geçtiğimde o korkunç gerçek tokat gibi çarptı yüzüme: Oyun dünyasında uğruna saatlerce konuşmak isteyeceğim çok da final yok aslında. Güzel finallerimiz bol ama gerçekten finaliyle bize dokunmayı başaran oyunlar? Birbirimize açık olalım, çoğumuz finalleri “abi çok güzeldi ama sonda batırmışlar” demekten öte bir amaç için hatırlamaya çaba sarf etmiyoruz.

Bu durum yüksek ihtimal video oyunların geçen onca zamana rağmen hala bir sanat kimliğini layıkıyla edinememesinden kaynaklanıyor. Bir hikayenin güzelce anlatılmasını seviliyor ama bitmesi, bir sonuca ulaşması, hele ki o hikaye altın yumurtluyorsa, yapımcıların çok tercihi bir olay değil. Bu sebeple “ucu açık” finallerimiz bol, “şaşırtmacalı” finallerimiz sürüyle (ki bol bol DLC’miz olsun tez zamanda) ama güzel bir hikayenin güzel bir sonu olması hala çok nadir. Oyun bitecekse bile dev bir evreni olsun ve o evren zarar görmesin ki üç sene sonra aynı isim hakkıyla yeni (ama muhtemelen ucuz) bir hikaye ile pazarlanabilsin tekrardan.

Yanlış anlaşılmayalım, iyi bir hikayenin tek ölçütünün finali olduğuna inanmıyorum. Ve tabii “çarpıcı bir final yapayım da kalanı orta şeker olsa da olur” algısına da karşıyım. Tüm edebi eserlerin Shyamalan filmlerine benzediği bir dünyada barınamam, bu mümkün değil. Ama bazen de iyi bir final yapmak yürek ister. Bazen Mario’nun prensese ulaşıp macerasını bitirmesi ya da bazen Vault Dweller’ın sürgününü kabul edip ne kendisinin ne de bir benzerinin bir daha hayatımıza girmemesini göze alması gerekir. Yeniden canlanacağına eminseniz canavarı yenmenin ne esprisi var ki?

braid1

Gene de ümitsiz değilim. Beni de etkilemeyi başaran, tam da ihtiyacım olanı veren finallerim oldu. Sanırım bana gerçekten edebi doyumu yaşatan tek gerçek final Jonathan Blow’un 2008 yapımı muhteşem eseri Braid‘inki idi. Kriptik mesajları ile basit ama gizem dolu bir hikaye sunan Braid, son bölümünde belki de verilebilecek en güzel öğütlerden birini oyuncusuna veriyordu: “Otur bir soluklan yoldaşım. Bazen zorlamanın anlamı yoktur… Çünkü bazen tüm resmi yanlış anlamış buluruz kendimizi.” Öte yandan Braid de bitmeyen bir döngüydü tabii, ama en azından yeniden başlangıcı tatlı bir mesaja bağlıyor, “hatalarından ders çıkardın mı? Tamam o zaman, yeniden başla” diyordu. Artık o “yeniden başla” mesajını doğru okumak size kalmış. İster start’a basın Tim’i yeniden yönlendirmek için, isterseniz bilgisayarı kapatıp yıllar evvel kalbini kırdığınız lise kankanızı arayın. Braid sonsuz döngüsüne rağmen söyleyeceğini söyleyip “bitmeyi” bilen bir eserdi. Ve  bu sebepten oyunu tekrar tekrar oynayabilirsiniz ama bir Braid 2 hayal edemezsiniz. Jonathan Blow da etmedi zaten ve yoluna devam edip The Witness’ı yapmaya başladı.

Braid_fanart_by_p1et

Artık yaşadığımız çağın mı etkisidir bilmiyorum, “final” denilen fikri yanlış anlıyoruz. “Aman abi spoiler verme finalden” demediğimiz gün kalmadı. Bu olayı heyecanı sadece katilinin kimliğine bağlı bir polisiye için anlarım bunu ama nedir bu her mecrada bir şeyin finalini öğrenmeye karşı duyulan korku? Tüm olayı bir dost dudağından çıkacak iki üç cümlede, vitamini sadece kabuğunda bir şey midir sahnenin kapanışı? Aslında bu durumu yaratan spoiler’ı veren ya da alan değil, o spoiler ile yerle bir olacak şekilde hikayesini inşa edendir. Eh, biz başka türlüsünü talep etmeyince onların da yollarını değiştirme gibi bir kaygıları niye olsun?

Uzun lafın kısası, bana bittiğini hissettiren, vedası bana yaşattıkları, düşündürdüklerinden ötürü kıymetli olan oyunlar, kitaplar, filmler istiyorum biraz. Çok şey mi istiyorum? Bence değil. Sevgili üretenler, hikayelerinizi sonlandırmaktan korkmayın biz sizi öyle hemen unutmayız.

the witness orange

Hatalardan ders çıkarıp yeniden başlamak dileğiyle…

 

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.