Gülmenin hayatımızda yaptığımız en kolay şeylerden biri olduğundan bahsetmiş miydik hiç? Bebekliğimizden itibaren önce gözlerimizle algıladığımız şeyleri tanımladığımız için gülümsüyor, sonra toplumsal bir canlı olduğumuz için çevremizi izliyor ve gülmenin diğer biçimlerini taklit ediyoruz. Sonunda da bu davranışı en baştan öğreniyor ve yaşamımız boyunca bir şekilde düzenli olarak kullanıyoruz. Mizah ve bizi güldüren şeyler üzerine düşünenler, bu sebeple teorilerinde ilk olarak gülmenin sosyal tarafına eğilmişler ve şurada, bir önceki dosya yazımızda üzerinde durduğumuz Üstünlük Teorisi’ni geliştirmişler.

Gülmek kolay ve toplumsal yaşamda öğrenilen bir şey fakat en az onun kadar kolay ve belki de ondan daha içgüdüsel bir davranışımız da var; ağlamak. Bu noktada, aklımıza şöyle bir soru geliyor, her ikisini de yaşamımızın daha ilk saniyelerinden itibaren gerçekleştirebildiğimiz ve sonrasında da toplumsal olarak kullanma şeklimizi çeşitlendirdiğimiz bu iki eylemin arasındaki fark ne? Mesela neden bazı aynı durumlarda bazılarımız ağlıyor, bazılarımız ise gülebiliyoruz? Bu toplumsal bir şey ise neden aynı tepkileri vermiyoruz? Bu gibi sorular, bize, gülme eyleminin sadece fiziksel bir tepki ya da toplumsal bir eylem olarak açıklanamayacağını gösteriyor.

Mizah teorileriyle ilgili bu ikinci dosya yazımızda, gülme eylemini oluşturan diğer bileşenler üzerine yoğunlaşıp az önce sorduğumuz soruların cevabını verebilecek olan bir diğer teoriden bahsedeceğiz.

Mizahta Karşıtlık Teorileri

Temelini Aristo’ya kadar götürebileceğimiz ancak asıl gelişimini Kant’tan itibaren yaşayan bu teoriler, mizahın temeline bilişsel süreç ve anlamlandırmayı koyuyor. Bir espri metninin ya da komik bir hareketin, durumun, olayın, resmin; bazı karşıtlıklar üzerine kurulduğu zaman gülme eylemiyle karşılık bulduklarını söylüyor. Dinleyen, okuyan ya da olaya seyirci olan kişi, kendisine ulaşan veriyi, algılanabilir bir şekle sokabilmek için kafasında daha önceden getirdiği bilgi ve tecrübeleriyle işlemeye başlıyor.

Normal şartlar altında bu işlemi herhangi bir engelle karşılaşmadan tamamlıyoruz. Konu önceki bilgilerimizle kavrayamayacak kadar karmaşık olsa bile, en azından anlamadığımızı fark ediyoruz ve detaylandırıp araştırarak işleme sürecine devam ediyoruz. İşlemeye çalıştığımız verilerde görmezden gelemeyeceğimiz bir karşıtlık olduğunda bu karşıtlık durumunu yenmeye çalışıyoruz ve fark ediyoruz ki o zamana kadar üzerinde durmadığımız başka bir yorumlama, anlam verme mümkün. İşte bu yeni algı ve yorumlama, bir sürpriz ve memnuniyet hissi yaratıyor.

Çoğu fıkra ve esprinin genel işleyişi, onları duyduğumuz andan itibaren böyle bir bilişsel işlemler sürecinden geçmekle alakalı. Bir yere kadar doğrusal olarak metni duyuyor veya okuyoruz, bir yerde ise kilit cümle geliyor, bir anlığına kafamız karışıyor. Olağanlıktan çıkılan bu kilit cümleyi çözdüğümüzde ise ya bir sürprizi keşfetmiş oluyoruz ya da hayrete düşüyoruz ve gülüyoruz.  

Uyumsuzluk ve Çatışma

İnsan hayatında her zaman uyumsuzluklar ve çatışmalar bulunur. Hayatımızdaki herkesten, konumları itibariyle belirli bir şekilde davranmalarını, belirli bir şekilde giyinmelerini veya belirli bir şekilde hayatımıza dâhil olmalarını bekliyoruz. Bu beklenti de bir süre sonra tabii, hayatımızdaki insanları belirli kategoriler, başlıklar altına sokmamıza yol açıyor. Koskoca bir karikatürize etme, tipleştirme süreci de buradan doğuyor zaten.

Kafamızdaki kategorilere uygun olan bireylerin, hem beklediğimiz şekilde davrandıkları durumlara alegorik olarak gülüyoruz hem de bu beklenen kalıp davranışın dışına çıktıkları durumlarda, beklentilerimiz aksi yönde gerçekleştiği için bir sürpriz durumuyla karşılaşıyor ve yine gülüyoruz. Kısaca, en gencimizden en yaşlımıza, karşısındaki cismi anlamlandırmaya çalışan bebeklerden çok da farklı değiliz.

Bu noktadan sonra da neden devasa bir adamın ince sesli olmasına güldüğümüz konusu, aydınlatılmış oluyor sanırım. Bir sonraki mizah yazısında, son bileşen olan rahatlamaya değineceğiz. Böylece de sanırım, mizah üzerine bir şeyler üretmeye çalışanlar için mütevazi bir kılavuz da oluşturmuş olacağız.

O vakte kadar, sizde durumlar nasıl? Siz nelere gülüyorsunuz? Aşağıda güzel bir yorum kısmı var, paylaşmayı unutmayın!

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.