Mizah üzerine düşünmek, mizahı gerçekleştirmekten çok daha kolay. Neye güleceğimizi, hangi şartlar altında güleceğimizi, neye niçin gülmeyle karşılık verebileceğimizi az çok, bizi güldüren yahut güldüremeyen insanlar aracılığıyla kestirebiliyoruz. Hatta geri dönüşler yapıp, şöyle desen daha komik olurdu diyecek kadar ileri bile gidebiliyoruz belki. Uygulama kısmı ise o kadar da basit olmuyor, kafamızda çok komik duran ifadeleri dile getirdiğimizde kendimizi bile güldürmeyi başaramayabiliriz. Mizah yapmaktan yahut üzerine düşünmekten daha kolay olan ise gülmek olsa gerek. Çoğunlukla bir yetenek gerektirmiyor, gerçekleşen şeyle ilgili hiçbir fikrimiz yoksa bile çoğumuz, ortada gülümsememizi gerektiren bir durum olduğunu çevremizi gözleyerek anlayabiliyoruz. Ayrıca gülmek neredeyse içgüdüsel bir tepki, ağlamaktan da kat kat daha basit.  

Girişteki eylemleri sıraladığımızda elimizde, zordan kolaya doğru mizah yapmak, mizah üzerine düşünmek ve sadece ortaya çıkan işe gülerek tepki vermek kalıyor. Zor ile uğraşmayı uzmanlara bırakalım, ortadaki bir yerde mizah üzerine düşünelim diyorum, ne dersiniz? Bu yepyeni dosya konumuzda, mizah teorileri üzerine biraz konuşup, mizahı oluşturan şeyin ne olduğunu araştıracağız. Bakarsınız yeni bir şeyler keşfederiz, zora katkısı bulunur. Olmazsa da biraz düşünmenin, gülümsemeye zararı olmaz!

Gülme ve mizahın nasıl oluştuğu konusunda ta Antik Yunan’dan bu yana pek çok farklı görüş ortaya atılmış, bunlardan bazıları da teoriler hâline gelmişler. Fakat genel itibariyle bu teorilerin üç temel başlığa odaklandığını görüyoruz. Biz de kesin çizgiler olmasa da olabildiğince kronolojik gidip ilkiyle başlayalım dedim. Son yazıda da bu üçü kadar popüler olmayan diğer teorilerden dem vururuz.

Mizahta Üstünlük Teorisi

Hâlâ geçerliliğini çok yüksek oranda koruyan üstünlük teorisi, Platon zamanından temelleri atılmış olan bir teori. Tabii o zamandan bu zamana, üzerinde düşünsel açıdan çok kafa yorulmuş. Bu teori, mizahın arkasındaki en büyük etkenin toplumsal durumlar olduğunu söylüyor ve mizahı gerçekleştiren yahut mizaha gülen insanların, mizaha maruz kalan kişinin durumuna güldüklerini öne sürüyor. Hâlâ geçerliliğini yüksek derecede koruduğunu söyleme sebebim de bu teori kapsamındaki mizahın çoğunlukla anaokulundaki çocuklarda gözlemleyebileceğimiz şekillerde gerçekleşiyor olması. Anaokulu ve çocuk derken alay etme, dalga geçme, kasıtlı olarak birini kızdırma gibi amaçlarla yapılan esprilerden bahsediyorum.

Temel olarak espriye konu edilen kişiden daha akıllı olduğumuzu yahut onun bizden daha akılsız olduğunu düşündüğümüz durumlarda güldüğümüzü söylüyor bu teori. Biraz önce alay etmek veya birini kızdırmak dedim ama bunu illa da saldırgan bir tepki olarak algılamamak lazım.  Ardı ardına sakarlık yapan insanlara, son anda kurtulunan kaza görüntülerine, kedi-köpeklerin yaptığı şapşallıklara ve daha birçok şeye, sayılan bu durumlara düşmeyeceğimizi düşündüğümüz gülüyoruz. Biraz daha örnek eklersek toplum içinde gaz çıkartmak yahut geğirmek gibi durumlar da bize bu yüzden eğlenceli geliyor ve işte, insanlık olarak anaokulundan hallice şekilde gaz sesi çıkartan torbaları şaka malzemesi yapıyoruz veya komedi filmlerimizde birinin gaz çıkartmasına gülerek ömür tamamlayanlarımız oluyor.

Tamamen saldırganlık olarak değerlendirilmemeli dedim ama bu teorinin, saldırganlığı içeren bir tarafı yok da değil. Bu yüzden çoğunlukla “üstünlük teorisi” olarak geçse de çoğu yerde alt başlıklara da ayrılıyor.

Eleştiri

İlk alt başlık eleştiri çünkü kabul edelim, mizahın çok büyük bir boyutu eleştiriye dayanıyor. Hatta özellikle bazı konularda eleştiri yapmadan mizahın yapılması da mümkün olmuyor. Fakat eleştiriyi, üstünlük teorisinden tamamen bağımsız düşünmek de pek mantıklı değil. Eleştirdiğimiz şeyi de netice olarak daha iyisinin veya daha kötüsünün olabileceğini düşündüğümüz için eleştirmiyor muyuz?

Özellikle inançlar ve politik düşünceler söz konusu olduğunda, üstünlüğü temel alan mizahın eleştiri boyutunun daha baskın olduğunu söylemek mümkün. İroni, iğneleme ve taşlamaların hepsini bu alt başlık altında düşünebiliriz.

Düşmanlık

Üstünlük teorisinin asıl saldırganlık ifade eden kısmı, düşmanlık alt başlığı. Etnik gruplar hakkındaki espriler, cinsiyete veya cinsel yönelimlere bağlı espriler ya da bir şekilde, bizimle aynı tarafta olmayan herhangi bir şey hakkındaki espriler, bu başlık altında değerlendiriliyor. Üstünlük kapsamında olmasının sebebi de temelde, esprinin yöneltildiği kişi ya da kişilerin, bizden farklı olmasından kaynaklanıyor. Netice olarak yine bir kıyaslamaya giriyoruz ve bazı belirli kişi ve grupların, bazı belirli şeyleri normal var saydığımızın dışında gerçekleştirdikleri durumlarda bunu komik buluyoruz.

Kadınların araba kullanmaları üzerine yapılan yorumları veya ülkenin genel ilham kaynağı olarak Karadeniz ağzıyla söylenen kelimeleri düşünürseniz biraz daha açıklayıcı olacaktır. Burada kilit nokta, düşmanlık ibaresini doğrudan nefret söylemi olarak algılamamak sanırım. Biraz zaman, zemin ve kişiye göre değişse de Laz balıkçı esprisi yapan herkesin derdinin ırkçılık olduğunu var saymak biraz aşırı olmaz mı? Fakat temelde, yapılan şey, Laz balıkçıları diğer balıkçılara nazaran farklı bir konuma koymak ve buradan mizah üretmek. Bu da bizi hâliyle üstünlük teorisine götürüyor.

Öte yandan zaman, zemin ve kişilere de dikkat edip çizgileri düzgün çekmemiz gerekiyor. Çünkü doğrudan espri yapıp gülmek ile nefret söylemi arasındaki çizgi, herkes için her durumda, o kadar belirgin değil. Bazen de gerçekten her şakanın altında bir gerçeklik olabilir.

Üstünlük, eleştiri ya da düşmanlık, yaygın bir şekilde günlük hayatta, izlediğimiz bir filmde yahut katıldığımız bir gösteride bizi güldüren pek çok şeyin temelinde yatıyor. Ancak bu, teorinin tamamen bütün bir mizah oluşumunu kapsadığı anlamına da gelmiyor. Mesela eğer üstünlüğe dayanan her durum bizi güldürüyorsa daha iyi, daha akıllı, daha güzel veya daha normal olduğumuzu düşündüğümüz herkesi gördüğümüz an kahkahalara boğulmamız gerekebilirdi. Bu da mizahın oluşumu ile ilgili pek çok farklı etkenin olduğunu birinci elden gösteriyor.

Diğer etkenlerin ne olduğunu, dosya konumuzun sonraki yazılarında konuşacağız. O vakte kadar, umarım neye neden güldüğümüz üzerine bir açıklama sunan bu yazıyı beğenir ve düşüncelerinizi bizimle paylaşırsınız!

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.