Benim içimde fanatik bir whovian var. İlk düzenli izlediğim iki yabancı diziden biri -diğeri Chuck 😉– diye mi yoksa kemik hayran kitlesinin samimiyeti mi bilmiyorum. Bildiğim tek şey içimdeki o fanatik whovian’ın bölümü izledikten sonra tekrar tekrar açıp, sonunda “Geranimo!” diyerek balkondan atlamak istediği. Ama alışmaya çalıştığım yazar kimliğim sorumluluğunun farkında. Ne okuyucuları ne de kendimi kandırmaya hakkım var. Mesela içimdeki whovian Doctor Who’nun o gypsy havasına aşık. Mavi mavi parlatıp röntgen çeken Dalek ışınları bana korkutucu gelebiliyor. Tardis’in inatla tekrar kaydedilmeyen sesi bana dostça geliyor. Ama diğer yandan durup diyorum ki yıl 2015! Bu yüzden bu muhteşem bölümü incelerken içimdeki whovianla dışımdaki yazarı hesaplaştırıcam. Olur ya; şu an diziyi izlemeyen biri merak edip bu yazıya tıkladıysa daha önce hiç DW izlemediysen bile açsın bu bölümü izle arkadaşım. Güven bana geekgasm olacaksın.

WARNING: Embargoed for publication until 00:00:01 on 24/11/2015 - Programme Name: Doctor Who   - TX: 28/11/2015 - Episode: HEAVEN SENT (By Steven Moffat) (No. 11) - Picture Shows: ***EMBARGOED UNTIL 24th NOV 2015*** Doctor Who (PETER CAPALDI) - (C) BBC   - Photographer: Simon Ridgway

Bölüm muhteşemdi! Sadece Doctor’a ait bu bölüm, açığa çıkmış bir iç hesaplaşmaydı. Kendine itiraf etmesi gerekenler vardı. İlerlemesi gereken yollar, sorulması gereken sorular, kırılması gereken duvarlar… Daha ilk saniyelerde Doctor’un ağzından dökülen cümleler ve ardından gelen tehdit bize ne izlediğimizi hatırlattı. Clara’nın ölümüyle baş başa kaldığımız Doctor döktürdükçe döktürdü, peyzajdan tiksindi, rivayetler anlattı, her zamanki gibi koştu. Nasıl geçtiğini anlamadığımız o 50 dakikada sezonlarca yetecek kadar vakit geçirdik Doctor’la. Sleep No More’la geremeyen Doctor Who; Heaven Sent’le bizi öyle gerdi ki, bir ara altyazıyı boş verip Doctor için kapıları kollamak adına İngilizceme sırt dayadım. Bölümün genel sevapları bunlar. Ha bir de Clara -bedenen- yoktu.

Ama hiç günahsız da değildi bölüm. İlk sahnede o elin Doctor’a ait olmadığını düşünen var mı? Ya da kuru kıyafetleri görünce bunun bir loop olduğunu fark etmeyen? Bölüm maalesef ki tahmin edilebilirdi. Moffat küçük detaylar vereyim derken onları birleştirip büyütebileceğimizi düşünmemiş anlaşılan. Bir de şu denize düşen kafataslarında her seferinde aynı animasyonun kullanılması beni deli etti. Yıl 2015 derken demek istediğim şeylerden biri de bu. Şirinler izlemiyoruz ki çalışkan şirinin çekiç vurduğu her sahne geçen seferkinin aynısı olsun. Mis gibi kalede çekim yapıyorsun. Kalenin dönüşünü yine iyi sayılacak şekilde göstermişsin. İnsan atmosfere inanıyor yani. Ama neden o ekranlar o kadar saçma duruyor.Görsele biraz yüklen be Doctor Who!

heaven-sent-doctor-veil-570x320

Clara’yla ilgili en iyi bölümde Clara’nın bedenen olmaması ilginç değil mi? Doğrusu Clara’yı en sevdiğim bölümlerden biri buydu. Doctor’daki yerini bu bölümle daha iyi kavradım. Doctor zihninde Tardis’e girip çıkarken tahtada oluşan sorular, Doctor’un Clara’yla çatışır gibi kendiyle çatışmasını sağlayarak bölümün ilerleyişine çok güzel destek oldu. Zihninde diyorum çünkü o sahnelerin sembolik olduğunu Doctor’un Tardis’e kırk kere girip ekran ittirmekten başka bir şey yapmamasıyla anlayabilirsiniz. O sahneler Doctor’un düşünme anlarını temsil ediyordu. Çok da güzel oldu. Galiba Clara’dan çok Clara’nın Doctor’a hissettirdiklerini seviyormuşum. Clara’yı bu şekilde ağırlamak önceki bölümde ölümünün biraz boş olmasını da doldurdu.

Ama biz Clara’yı daha özlemedik ki. Bölüm boyu mesajlar çok hoşuma gitse de mesajları okumadan önce Clara’nın sırtını görmek beni zaten rahatsız ediyordu. Bir de bölümün sonuna doğru Clara’yı Doctor’un yanağını okşayarak görmek ve bölümün Doctor’un ağzından çıkmayan tek sözlerini söylemesi gereksizdi. Amy, 11’in vedasında gözüktüğünde bile ne gerek vardı diyenler olduysa bunun gereksizliği çok bariz. Biraz özleseydik keşke, sonra görseydik o elma yanakları.

DW9_E11-4-1200x799
Doctor’un bir döngüde olduğunun tahmin edilebilirliğinden bahsetmiştim. Bunu geçersek bu döngü bir hayli keyifliydi. Zaman atlmasını belli etmek için kullanılan yıldız haritası muhabbeti olsun, Doctor’un hikayesinin her seferinde az daha ilerlemesi olsun, bölüm boyunca gördüğümüz küçük imgelerin aslında birer mesaj olduğunu anlamamız olsun çok çok keyif veren bir biçimde sunuldu. Üstüne sezon başından beri merak konusu olan itiraf kadranının Doctor’un kendine elleriyle hazırladığı içi dışından büyük bir işkence odası olduğunu öğrenmek bütün tahmin edilir noktaları devede kulak gösterdi.  Zaten döngüler, paradokslar, bilmeceler diziye çok yakışıyor. Moffat’tan tam umut kesiyorken Heaven Sent ilaç gibi geldi. İhya etti. İç gıcıklattı.

Ama döngünün, elmastan 3 kat güçlü Azbantium’u yumrukla kurabilmek için işlediğini anladık. Tamam da bu Doctor’un ota boka kullanmaya başladığı bir gücü var. Rejenerasyon enerjisi. Bence bu mevzuda pek ot bir mevzu değildi. İki milyar yıl kendine işkence edeceğine bir “zaman ağası yımrıhı” atsan duvarın boynu zaten kıldan ince kalır. Anlaşılan Doctor kaslarımla değil zekamla kız tavlarım diyenlerden.

Vefalı adam rahmetliye toprak atıyor.
Vefalı adam rahmetliye toprak atıyor.

Sezon boyu melez dedik Hybrid dedik durduk. Sonunda nereye bağlandığını öğrendik. Bu yarı Dalek yarı Zaman Lordu bir melezin Zaman Savaşı’nı taraf seçerek sonlandıracağının kehanetiymiş. Ancak bir Dalek asla yarımı kabul etmeyeceğinden bu kehanet yanlışmış. Melez dediğin şey yüzde yüz Zaman Lordu’ymuş. O da Doctor’muş. Abo! Oha! Yuh! Burası gayet gaza getirici.

Ama elimizde adının anlamı Savaş Tanrısı anlamına gelen bir melez daha var hatırladınız mı? Ashildr. Bunu da kenara not alın. Hybrid=Ashildr. Bir şekilde konu Massie Williams’ın karakteri Ashildr’e bağlanacak. Zaten Doctor Zaman Savaşında sorumluluk alıyor hikayesi The Day of The Doctor’la beraber zirve yaptı. Benzerlerini yapıp bayatlatmanın alemi yok.

Doctor_Who_Heaven_Sent_review__Peter_Capaldi_s_one_man_show_is_an_instant_classic
Ah bir şey daha vardı bölümle ilgili ya. Hani bölümün sonunda bir şey oldu. Önemli gibiydi. Hah! Doctor Gallifrey’e geri döndü! Modern serinin başından beri beklediğimiz oldu. En büyük Zaman Lordu memleketine dönebildi. Hem de ekmek almaya gönderir gibi çocuğu şehre gönderip konseyi çağırdı. Demek oluyor ki ciddi ciddi Gallifrey izleyeceğiz! Bundan daha fazla merak edilen tek şey Doctor’un gerçek adı sanırım. Bakın bunla beraber olaya Missy de dahil olacak. Melez teorim doğruysa DW’nin bu sezon önümüze attığı iki önemli karakter de plota bağlanacak ve sezon finalinde rol alacak. Acaba Missy -hani daha Master’ken- gittiği Gallifrey’den Doctor’u geri getirmek için çıkarılmış olabilir mi?

Ama demek çok zor bu gelişmeye. Gallifrey diyorum yahu! Yine de içimi kemiren bir şey var. Deminden beri dünyada açlık son bulmuş gibi heyecanla bahsettiğim olay sadece sezon finalini oluşturan iki bölümle sınırlı kalırsa kalbim kırılır. E kalmazsa da Moffat yazdığı son sezon olduğunu açıkladıktan sonra Gallifrey gibi önemli bir meseleyi bilmediğimiz birinin sorumluluğuna mı bırakacak? Gelecek kaygısı olan liseli gibiyim. Endişeleniyorum. Heba etmeyin bunu.

hybrid-doctor-heaven-sent
Orda bir Gallifrey var uzakta…

Gallifrey’i fethedip yıkıntıları üstünde duracak melez benim. Zaten bunu söylerken ulaştığı karizmayla bile bölümü harikalaştıran Doctor’un Gallifrey’e gelmesine ne diyorsunuz? Yükseldik mi ey geekler? Yeterince yükselmediyseniz alta fragmanı verelim.

Yazar

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.