Doctor Who gerçekten çok ayrı bir dizi ya. En kötü bölümünde bile “Ben bunu neden izledim ki?” sorularıma rağmen bir sonrakini iple çekmemi sağlayacak şeyleri yoğun şekilde hissettirme konusunda fena başarılı. İyi bölümlerinde ise zaten herkesin hali belli; tüyler diken diken olmuş halde bir hafta boyunca etkisinden çıkamadığımız bir senaryoyu kafamızda çevirip duruyoruz. Ama tüm o tempo azalmalarına rağmen hala bizi umutla bir TARDIS sesi beklemeye yönlendiren etken ne gerçekten de? Her düşüşün bir yükselişinin olması.

Modern serideki her bir Doktor’a ayrı sebeplerle bağlanıp, hepsini kalbimin ayrı köşelerine yerleştirsem de herkes gibi benim de daimi bir favorim oldu elbette. Ancak o favoriden sonra hiçbir zaman yeni birinin, benim Doktor’umu tahtından etmesini de beklemedim. Çünkü ne olursa olsun biliyoruz ki her farklı simasına rağmen Doktor’umuz, hep bizim Doktor’umuz oldu.

her_universe-18-jodie-whittaker-dr-who

Bu sebeptendir ki 13. Doktor yüzünden fazla endişeli ve paniktim çok uzun bir süredir. Çünkü kökünden değişen birçok şeyle beraber hayranların yargıları da uçurumlar boyutuna ulaştı. “Kadın Doktor oldu, şu yaşandı, bu patladı, ay öteki öyle şey yaptı.” diye sayısız bahane öne sürüldükçe içimdeki endişe hep büyüdü, büyümeyi de hiç kesmedi. Bunca zamandır her şeyiyle sevdiğim, toz konduramadığım; düşük bütçeli kötü bölümlerine bile CGI muhteşemliğiymiş gibi baktığım bu dizinin bir şekilde gerçekten de kötü olma ihtimali gibi bir şey var mıydı? Ve ben olur da mantıklı argümanlarla bu nefret dolu kimseleri püskürtemezsem, Doktor’un sevgisini hak edebilir miydim?

Biliyorum, fazla duygusal meramlar bunlar. Bana aldırmayın, sadece Doctor Who’nun hayatımdaki yerini ve önemini açıklamayı her şeyden fazla istesem de beceremiyorum galiba. Ancak ana mesajı aldınız.

Başından beri Jodie Whittaker’ın Doktor’u, gerçekten de tüm o insanları haklı çıkartırsa diye çok korktum. Tüm cahilliğiyle mantıklı argüman sunmasalar bile tartışmanın imkansız olduğu bir batağa düşeceğiz diye ödüm patladı. Haliyle de 11. sezonun ilk bölümünü de inanılmaz soğuk terler akıtarak izledim. Sonuç ne mi peki? İnanın o konu çok karışık. Ama kısaca hala umudu olan bir asker gibiyim diyebiliriz.

Adsız

Spoiler olmadan üç-beş kelam etmem gerekir diye düşünüp burada onları anlatayım; sonraki sayfada uzun uzun spoilerlı konuşalım diyorum, nasıl fikir?

On birinci sezon birinci bölüm tam anlamıyla “klasik, uyum sağlamaya çalıştığımız/çalışan Doktor” bölümü. Bunu bizzat, on sezonu birçok insanın izlediği gibi uzun yıllar yerine bir-iki senede hüpleterek daha yakın tarihte bitirmiş biri olarak söylüyorum, inanın. Her bir rejenere macerasından sonra mutlaka yaşadığımız o adapte olma süreci, bu bölümün de ana noktası. Fakat o konuda da itiraz edilecek meseleler, sorulacak sorular bolca mevcut; orası spoilerlı kısımda tartışılacak.

Aslında yukarıda kullandığım tabir, devamlı Doctor Who izleyicisi için çok şey anlatıyor. Gerek yol arkadaşları olsun, gerek dünyada ne yaptığını anlamaya çalıştığımız uzaylılar, gerekse de en sonunda düşük insan aklımızın nihayet erdiği mantığa bağlanmış bilimsel kurgu işleri olsun; her türlü anlamda iki taraflı bir adapte sürecimiz var.

Ha gel gelelim şu “Her şey yeni, önceki sezonları izlemeden de bu sezondan başlayabilirsiniz.” tantanası bir bakıma doğru olabilir. Zira tek bir bölüm bile izlemeden Doctor Who’ya Whittaker ile giriş yapan biri, muhtemelen bizim şu an yaşadığımız adapte sürecinin tıpkısının aynısını yaşayacaktır hiç şüphesiz. Ama onun soracağı sorular, bizim sorduklarımız kadar detaylı olmayacağından; bölümden aldığı haz da çok ama çok farklı bir uçta olacak.

İşte tüm bu detaylar için de spoilerlı sayfaya çağırıyorum hepinizi, gelen var mı? Atlayın TARDIS’e; yolumuz biraz engebeli olabilir.

1 2
Author

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.