Televizyonun ilk dönemlerine dönüp bakmak hakikaten delicesine acayip, çılgıncasına garip bir iş. Amerikan kanalları bir bir kurulur, bu yeni medyumun ne işe yaradığı hafiften çözülmeye başlanırken orada olanlara pek bir imreniyorum doğrusunu söylemek gerekirse. Bugün izlediğimiz çoğu -sadece dizi değil, film, oyun, çizgi roman dahil- şey o zamanın dizilerinden ilham almış, bir şeyler öğrenmiş insanlar tarafından yapılıyor çünkü. Bu yüzden de, bana sorarsanız, bunların etini budunu öğrenmek, ne olup olmadıklarını görmek de acayip faydalı bir pratik.

Tutup da tüm 50’ler dizilerini önerecek hâlimiz yok. Bu listede o yüzden 7’sine yer verdik sadece. The HoneymoonersLassieHave Gun Will Travel gibi dönemine damga vurmuş çoğu işin de farkındayız; ama biraz da gerçekçi olmamız gerekiyor. Biz iki kriter aradık elemeleri yaparken. Ya tarihi bir öneme sahip olacaklar ve bu yüzden izlenmeleri bir nevi akademik bir anlam taşıyacak; ya da hiçbir şekilde yaşlanmamış olacaklar, baya How I Met Your Mother izler gibi izleyeceksiniz onları da.

Bu dizilerin bölümleri hem malum yerlerde, hem YouTube’da, hem de internetin derin köşelerinde bulunabiliyorlar. Bazılarının DVD’lerine de denk gelmek mümkün. Bir de yolunuz Amerika’ya düşerse, muhtemelen her birine denk geleceğiniz kanallar bulmanız da mümkün. Pek çoğu hâlâ yayında zira… Buyurun!

 

I Love Lucy (1951)

https://www.youtube.com/watch?v=klro8m_RfCM

Listeye direkt bir devle başladık. Başrolünde Lucille Ball ve Desi Arnaz’ın olduğu I Love Lucy, çıktığı andan itibaren yayından hiç kalkmamış olan tek dizi Amerikan tarihinde. Hâlâ tekrarları yayınlanıyor ve işin ilginci, “tekrarının yayınlanması” konsepti dahi Lucille Ball ve kocası Desi’nin öncülük ettiği bir konsept. Aynı kadın komedyenler, ırklararası evlilik, Latino’lar için yaptıkları gibi, bu alanda da çığır açtılar, yol geçtiler bu ikili beraber. I Love Lucy’nin reytingleri, en tepe günlerde %75 civarındaydı, yani yayınlandığında, Amerikan TV’lerinin dörtte üçü direkt onu izliyordu…

 

Dragnet (1951)

https://www.youtube.com/watch?v=bogcwC3bcQE

Eğer 1950’lerin işlerinden söz edeceksek, buraya bir noir da koymamız gerekir, değil mi? Dragnet o yılların en önemli polisiyelerinden biriydi, Los Angeles’ta geçiyordu, trençkotlu dedektifleri konu alıyordu ve efsanevi bir müziği vardı. Eğer şimdiki Los Angeles’ı biliyorsanız, eski hâlini görüp ürpermek için izlenir. Jack Webb’in harikalar yarattığı performansı için de izlenir. Şöyle temiz bir noir atmosferi solumak istiyorsanız, kesin izlenir. İzleyin siz de!

 

Adventures of Superman (1952)

Bu dizinin ne kadar etkili olduğunun farkında mısınız Superman mitosunun içerisinde? “Faster than a speeding bullet” cümlesini duymuşsunuzdur. “Able to jump tall buildings in a single bound” ya da. Peki ya “Truth, justice and the American way”? Ya da “It’s a bird! It’s a plane! No, it’s Superman!” Bu cümlelerin her biri George Reeves’in başrolünü oynadığı Adventures of Superman’den gelir. Açık konuşayım, evet, efektler gerçekten de çok komik geliyor artık insanın yüzüne. Ama George Reeves’in karizması ve Superman’in üzerinde bu denli etkisi olmuş bir işi izleme arzusu, bizce bunları bastırıyor.

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

5 Yorum

  1. 1959’da başladığı için sanırım daha çok 1960lar materyali olarak almış Twilight Zone’u Yiğitcan? Yani umarım öyledir.

Leave a Reply to Serkan Burak Aslan Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.