İkinci sezon onayını daha şimdiden havada yakalayan Hulu’nun The Handmaid’s Tale dizisini hala izlemeyen var mı?  Bu yazıyı okuduğunuz için muhtemelen siz onlardan biri değilsiniz; ama etrafınızda izlemeyen kişilerin suratına bu diziyi acilen fırlatmanız gerek, çok net. Geçen haftaki ilk üç bölüm değerlendirme yazımda da bolca neden izlemeniz gerektiğini ve de beni nelerin çok etkilediğini anlattım; dolayısıyla daha ne kadar öveyim şu diziyi bilmediğimden, artık bölüm başı değerlendirmelerine geçmek istedim. Dilerseniz başlayalım mı?

Dördüncü Bölüm Genel Özeti

04-handmaids-tale-voiceover.w710.h473

Üçüncü bölümün sonunda şahit olduğumuz “Ben hamile değilim Bayan Waterford.” sözleriyle, Offred’in odasına kitlenmesi gibi bir durum mevcuttu hatırlarsanız. Dördüncü bölümümüz de tam burada açılışını yapıyor ve yaklaşık iki haftadır odasından dışarıya tek bir adım bile atamayan depresif hizmetçimizi görüyoruz. Tek isteği dışarı çıkıp bir dakikalığına bile olsa temiz hava almak olan Offred, ne yazık ki istediklerine her zaman olduğu gibi erişemiyor.

Bu sefer gösterilen flashback sahneleri, diziyi kafasında bir konuma oturtmuş izleyicilere çoğu şeyi daha net anlama imkanı sağlıyor. Evin “kumandan”ı olarak adlandırılan sahibi ile hizmetçilerin birliktelik yaşadığı ritüeller, bu bölümde bir bakıma açıklığa kavuşuyor. Üstüne üstlük sürekli vurgulanan şu İncil’deki Yakup hikayesinde de bahsi geçen Rahel ve Bilha referansları, ev hanımı ve hizmetçilerin bu dünya içinde var oluş sebeplerini anlatıyor bize.

Baş karakterimizin bir hizmetçi olması gibi bir gerçek olsa da, her bölümde bu tip kadınların yaşadığı şeyler üzerine çok fazla detay öğrenmemiz mümkün olmuyor ne yazık ki. Her bölüm farklı bir gerçeklikleriyle yüzleştiğimiz hizmetçilerin sözcüsü June (Offred), bu sefer neden sürekli olarak günah keçisi ilan edildiğini de anlatmaya çabalıyor bizlere. Hatta ve hatta hastanede, kendisini hamile bırakma teklifinde bulunan o doktora (Orphan Black’ten Donnie lan bu!) karşı bile olumsuz cevap verirken, aslında bunun kendisinin ölümüne sebep açabileceğini anlıyorsunuz.

Nolite Te Bastardes Carborundorum

Tabii sadece günah keçisi olmakla bitmiyor olay. Hizmetçilerin bir bakıma yalnızca tuvaletlerde rahat konuşabildiği bir toplulukta, ceza olarak nasıl işkenceye maruz kaldıklarını da görüyoruz. Moira’nın trenle kaçmasına yardım eden ve daha sonradan falakaya yatırılan Offred’in, aslında hiçbir zaman yalnız olmadığını ve iyiliği ile kendi benliğinin asla ödülsüz kalmayacağını izliyoruz. Ayağa kalkacak gücü olmasa bile diğer hizmetçi arkadaşlarının minik atıştırmalık destekleri sayesinde ve elbette de bölümün en vurucu Latince sözünün de yardımıyla, kendini hiç olmadığı kadar güçlü hissetme imkanına erişiyor Offred.

Genel anlamda “hala bir umut var” mesajını savunan dördüncü bölümün, Offred üzerinden anlattığı hikaye ile beraber daha da sert ve acımasız olduğunu düşünüyorum. Gelecek bölümlerde ise, olası bir direniş hareketine karşı beklentilerim yüksek vallahi. İzleyip göreceğiz!

Serena Joy Aslında İyi Biri Mi?

serena joy and offred handmaids tale episode three side shot

Bu soruyu ilk üç bölüm süresince de çok düşündüm. Hayır, Yvonne Strahovski’yi sevdiğimden ötürü kötü bir karakter canlandırmasını ona yakıştıramamaktan kaynaklanmıyor bu, kat-i suretle hayır. İyi bir oyuncu her türlü rolü başarıyla kotarabilir sonuçta, değil mi? Benim burada merak ettiğim olay, bu muhteşem aktrisin surat ifadelerindeki acının kaynağı. 

Serena Joy gibi birçok ev sahibesi kadın doğurgan olmadıkları için hizmetçilerden umut bekliyorlar. Diğer hanımların aksine Serena Joy, biraz daha naif ve saf duygularla hareket eden; fakat yine de sınırları doğru çizmek adına gereğini yapmaya çabalayan biri gibi duruyor. Offred’in hamile olmadığını öğrendiğinde verdiği tepki her ne kadar insanlık dışı olsa da, hastalandığını öğrenip onu doktora yollayan ya da bakışlarıyla hem kocasına hem de Offred’e bir şekilde içindekileri haykırmak istiyormuş gibi gözüken Serena Joy, aslında iyi bir insan olabilir. 

Bir kadın için doğurgan olmamanın ve de kendi öz çocuğunu dünyaya getirememenin acısı elbette farklıdır, bu konuda kimse aksini söylemez herhalde. Sırf bu nedenden ötürü her hanımın aslında neden böylesine pislik gibi davrandığına güzel bir açıklama getirebiliriz. Fakat her şey bir yana, Serena Joy hepsinden farklı bir kişilik. Evet, çocuk sahibi olmak istiyor ve bunu yapabilmek için Offred’e ihtiyacı var. Evet, fevri davranıyor çünkü toplumun ondan beklediği ve göstermesi gerektiği tepkiler bu yönde. (Yine bir toplumun kadın üzerindeki beklentileri ve baskıları var tabii, distopyamız bunun üzerine kurulu, şaşırmamak lazım)

serena joy close up handmaids tale episode one

Bakışlarındaki çaresizliği, kocasının yetersiz olmasına rağmen ona yardım etmedeki isteğini ve de önceki bölümlerde Offred’i hamile sanırken ne kadar da iyi birine dönüştüğünü göz önünde bulundurmanızı tavsiye ediyorum. Diğer hanımların hiçbiri, ikinci bölümde bir çocuk dünyaya getiren Janine’in hanımı bile, hamile olmasına rağmen bir hizmetçiye bu kadar iyi davranmadı şu ana dek. Bu önemli bir detay. Üstelik diğer evlerdeki hizmetçilerin hayatlarına dair en ufak bir görselliğe de sahip değiliz. Hiçbirini Offred kadar göremiyoruz, hiçbirinin hikayesine bu kadar derinlemesine şahit olamıyoruz. Dolayısıyla, Offred’in yaşadığı hayat her ne kadar lanet edilesi bir yaşam olsa da, Serena Joy’a rağmen ve bir de Serena Joy sayesinde, daha kaliteli bile sayılabilir bir açıdan.

Yine de, bu iyi davranmaların hepsi sırf bebek doğurabilecek diye ona tam anlamıyla zarar verememelerinden kaynaklanıyor da olabilir. Ama artık fazlasıyla artan bu duygu patlaması mimiklerle, ben Serena Joy’un gittikçe daha iyi birine evrileceği düşüncesindeyim.

Cahillik Erdemdir – Okuma! Yazma! Öğrenme!

samira_handmaid

Bu bölümde hizmetçilerin yaşamlarına dair öğrendiğimiz bir diğer şey de okumalarının ve yazmalarının yasak olduğu. Tuvalet duvarına bir Teyze hakkında uygunsuz şeyler yazan Moira’yı uyaran Offred’in ağzından duyduğumuz bu gerçek, aslında her bir kadının içindeki bastırılmış bilinçli olabilme arzusunu çok iyi yansıtıyor.

Hiçbirinin okuması ya da yazması uygun bir davranış değil. Aksi halde, eski yaşamlarında öğrendiklerinden daha çok şey öğrenip, bilinçlenebilirler. Klasik otorite kurma taktiği; her zaman işe yarar. Bir topluluğu cahil bırakırsan, sana uymaktan başka çareleri kalmaz. Tabii bu durumda asi Offred ve Moira, olası bir direniş hareketinin ateşleyicileri oluyorlar. Zira komutanın ofisinde bulduğu kitaplığa daha fazla bakabilmek için her şeyini verebilecek gibi gözüken Offred, hala kendi benliğini koruyor. Onca baskıya ve eziyete rağmen boyun eğmemekte kararlı; sadece onların kurallarını benimsemiş gibi gözüküyor.

İronilerde Bu Hafta: “Bir İşe Yarama Şansı”

Aunt-lydia-handmaids-tale

Neredeyse her bir bölümde bu Teyze’lerin ağzından duyduğumuz ironik sözler, beni resmen sinirden güldürüyor. O kadar saçma ki, ama saçma olduğunu söylemek de aynı şekilde yasak. Sadece gülüp geçiyor ya da sindirememek üzere aklınıza kazıyorsunuz, tıpkı Offred gibi.

Offred’in, Moira ile beraber Elizabeth Teyze’ye yaptıklarından dolayı cezasını çekeceği sırada, Lydia Teyze ile konuşması tam da bu bahsettiğim olay aslında:

“Eski hayatında değersiz bir fahişeydin, fakat Tanrı sana yararlı olman için bir şans verdi.”

Tam da bu sözler, izleyiciler için inanılmaz sinir bozucu bir komiklik olmaktan çok öteye gitmiyor. Eski hayatında, yani bir hizmetçi olmadan önce, gayet özgür ve mutlu bir insan olan June; şimdi hizmetçiyken ne yazık ki bunların hiçbirini yapamıyor. Üstelik başka adamlarla, sırf eşleri doğurgan değil diye birliktelik yaşayıp bir başkası adına çocuk doğurmak zorunda olan bu hizmetçilerin yaşadığı hayat da tamamen saçmalık zaten. (Ne diyorduk biz ona? Bulşit?) Fakat bu olayı “bir işe yarıyorsun en azından” gibi lanse eden bir Teyze’nin, o sırada boğazına yapışmak insanın içinde alevlenen bir duygu oluyor vallahi. Önceki hayatında Offred’in olduğunu iddia ettiği kişilik, aslında hizmetçi olduğunda dönüştüğü kişi demek oluyor. Her anlamda tecavüze uğramasıyla burada sadece kullanılan bir kadının yararlı olması ne kadar doğru bir söz bilemiyorum gerçekten de.

“Nolite Te Bastardes Carborundorum, Bitches”

Handmaid.590a77b2bccc7

Basit bir söz, ama tüm dizi için büyük önem taşıyor; özellikle de dördüncü bölümün temelini oluşturuyor.

“Piçlerin seni yıldırmasına izin verme” gibi bir anlama sahip olan “Nolite te Bastardes Carborundorum” sözü, June’dan önceki Offred’in bu yaşamla nasıl mücadele etmeye çalıştığının kanıtı. Odasına hapsolduğu günler boyunca bu duvara kazınmış yazıya bakarak ve anlamını kumandanından öğrendikten sonra en doğru soruları zihninde kendine sorarak, aslında bir umudun hala var olduğunu düşünmemizi sağlıyor kahramanımız.

Bu dayanılmaz hayatı yalnızca kendisinin yaşamadığını, Serena Joy’a daha önceden de birilerinin maruz kaldığını, bu toplumun ve bu baskıcı kuralların sadece kendisini etkilemediğini daha iyi kavrayan June, bu sözü kendine bir güç kaynağı olarak belliyor. Her bölümün sonunda çalan tempolu müziklerin ardından çok lanet bir olayla bitirmeleri sayesinde, ilk üç bölüm boyunca “hiçbir şeye umudumuzun kalmadığı” bir atmosferi çok iyi yaratmışlardı yapımcılar. Fakat dördüncü bölüm sonunda nihayet dışarıya adım atabilmeyi başaran Offred’in ardında havalı bir şekilde toplanan diğer hizmetçiler ve bu özel Latince kalıpla beraber, aslında birden fazla dalı kırmanın zor olduğunu anlıyoruz. Bana kalırsa bu bitiş, bir direnişin ve bir umudun filizlenme ihtimalinin habercisi. Bu bitiş, aslında bir şansları olduğuna ve de gizliden gizliye otoriteyi alt etmek için bulunacakları girişimlerine yapılan bir gönderme. Ne dersek diyelim; aslında umut, korkudan güçlü olan tek şeydir. (Ulan Başkan Snow, itlik puştluk yapıyorsun ama, doğru konuşuyorsun bazen.)

Yazar

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.