Umbrella Academy, Netflix’e geldiğinden beri uluslararası çapta izleyenleri kutuplaştırmayı başardı. Bir kesim şovu hiç beğenmezken beriki kısım da yerlere göklere sığdıramadı. Aralarda kalan birkaç kişi ise ortamına göre ya diziyi övdü ya da gömdü. Ben de bunlardan biriyim. İkinci sezonu daha başarılı bulduğum kesin. Amma velakin genel olarak Umbrella Academy’nin iyi mi kötü mü olduğuna karar veremiyorum. Bölümdeki sahneleri atlaya atlaya izliyorum; ama gelin görün ki bir sezonu üç günde bitiriyorum. Ben bu diziyi seviyor muyum bir türlü anlayamadım gitti!

Dizi hakkında emin olduğum iki adet şey var. Birincisi, bazı karakterler çok kötü, bazı karakterle çok iyi, geri kalanları ise kendi aralarında taş-kağıt-makas oynuyor. Bazı karakterleri aşırı seviyorum, bazı karakterlere tahammül ediyorum, öteki karakterler ise rica ediyorum başka diziye gitsin. Üstelik bu “çok iyi” ve “çok kötü” karakterler arasında büyük bir uçurum var. Güya başrolü üstlenmiş, meşhur akademinin yedi üyesi arasındaki bu uçurum tesadüf veya bir hata olamaz. 

Bu da beni emin olduğum ikinci maddeye getiriyor: Uçurum yazarlar tarafından bilinçli bir şekilde önümüze yerleştirilmiş. Yönetmen, yazarlar, yapımcılar hatta stylistten tutun casting ajansına kadar herkes birlik olmuş ve kimi sevmemiz gerektiğine karar vermiş. Bu karara göre de karakterlerin gelişimi yazılmış , diyaloglarından tutun ekranda nasıl göründüklerine kadar bizdeki izlenimleri buna göre belirlenmiş. Yani en azından ben öyle düşünüyorum.

Gelelim sıralamaya. Bu sıralamayı emin olduğum bu iki maddeye göre oluşturdum. Bu sebeple yazı miktarda subjektiflik, bir o kadar da spoiler içerir. Dizinin iki sezonunu da izlememişseniz veya “vay efendim sen öyle böyle” deme eğilimi gösteriyorsanız lütfen yazıya devam etmeyin… Eğer bana katılıyorsanız veya farklı bir sıralamanız var ise lütfen yorumlarda paylaşın, duymayı çok isterim. 

Hazırsanız başlayalım:

7. Vanya

Ben de çok isterdim Vanya’yı sevebilmeyi. Babası tarafından bu kadar ezilmiş, ömür boyu kendini başarısız görmüş ve kardeşlerine imrenerek yaşamış bir kızın kendi iç gücünü bulabilmesi hikayesini yemeyi ben de çok isterdim. Ama dizinin kendisi Vanya’yı sevmemi engelliyor. 

Kendisine bir “underdog” yani kaybeden hikayesi yazılmak istenmiş fakat çok da başarılı olunmamış. Bir kere gücü nedir bilmiyoruz. Gücünün ses dalgalarıyla ilişkisi var ve bomba etkisi yaratabiliyor. Başlı başına güçlü bir özellik. Fakat o da ne? Vanya çok kızarsa Ay’ı patlatıyor! Vanya, Hz.Musa gibi suyu kaldırabiliyor! Vanya, ölen çocuğa yaşam enerjisi verip sonra bu yaşam enerjisini geri alabiliyor! Vanya havada süzülüyor! Neden? Nereden çıktı bu özellikler? Bu kızın gücü nedir biri tam olarak açıklayabilir mi?  

“Underdog” hikayesinin de bir edebi adabı olur, Vanya gereğinden fazla, haddinden fazla güçlü. Şimdi diyeceksiniz ki, zaten o kadar güçlü olduğu için özel güçleri ondan saklandı. Peki gariban Diego sağa sola tam isabet bıçak atacak kadar özel iken Vanya neden Tanrı seviyesinde özel? Dizi bana bunu açıklayana kadar Vanya’nın fazla güçlü olmasını kabul edemem, kimse kusura bakmasın.

Bakın bu karakter gelişimi açısından da çok zayıf bir karar. Bütün hayatı boyunca güçlerinden korktuğu için Vanya’nın babası güçlerini elinden aldı, kızı ezilmişlik sendromuna soktu, değil mi? Peki Vanya güçlerini kazanır kazanmaz ne yaptı? Kıyameti getirdi. Zamanda geriye gittiler, yine neredeyse kıyameti tetikliyordu. Dizi boyunca iki adet kıyamet senaryosu gördük, ikisinin de direkt sorumlusu Vanya’ydı. İnsan ister istemez şunu düşünüyor: Babası haklıymış. Valla ikinci sezonda dedim Vanya’yı öldürmeden bunlara huzur yok. Küçük çocuğu kurtardı diye kıyamete sebep olduğunu, kıyamet gerçekleşmese bile çiftlikte yüzlerce insanı öldürdüğünü hatta birinci sezonun sonunda neredeyse Alison’u tek vuruşta öldürmeye niyetlendiğini unutacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. 

Üstelik yazarlar da Vanya’yı sevmem için hiçbir çaba göstermiyorlar. Vanya’ya ne yaptıklarının kefaretini ödetiyorlar, ne Vanya babasıyla adam akıllı yüzleşiyor, ne de güçlerini hayırlı bir iş için kullanıyor. Sırf zarar ziyan bir karakter.

Bütün bunların üzerine bir de dizide neredeyse herkesten genç olan Ellen Page’in giyimini, saçını ve makyajını kim yaptıysa kovun onları. İşin feminenliğinde değilim. Gerçekten değilim. Ama neden Vanya herkesten on yaş büyük gözüküyor? Depresyon demeyin Vanya iki sezonun başında da ortalama mutluluk seviyesinde bir karakterken de herkesten yaşça büyük gözüküyordu. Ayrıca insanların tek bir giyim stili yoktur hele ki cinsiyet veya cinsel eğilim dediğiniz şeyler kıyafetle yansıtılmak zorunda değildir. Bir daha Vanya’yı feminen değil diye uzun ve büyük hacı gömlekleriyle görürsem diziyi bırakabilirim. Vanya mutlu olsa bile giyimi ve makyajı karakteri ebediyen mutsuzluğa itiyor.  Bu da tamamen dizi ekibinin Vanya karakterini yansıtmada yaptıkları en büyük tercih. Ellen Page dizide resmen harcanıyor, yazık günah.

6. Luther

Luther çok gariban bir karakter. Güya Akademi’nin lideri. Fakat güçlü olmak dışında hiçbir numarası yok. Üzücü bir hikayesi var, Ay’da tek başına yaşamış yıllarca. Babası tarafından denek olarak kullanılmış, kandırılmış. Ne Beş kadar zeki, Ne Diago kadar cesur. Tam bir arada kalmışlık. Biri bana söylesin, ben neden Luther’ın nesini seveyim? Evet saf, evet yazık. Fakat inanın Akademi’de ondan daha kötü durumda olanlar varken ben Bay Popüler, Bay Babasının-En-Sevdiği-Çocuğu için üzülemem.

Luther’ı Vanya’dan üste koymamın sebebi ise arada bir de olsa “comic relief” olarak şova iki espri, iki gülmece katması. En azından izlemesi Vanya kadar çekilmez değil.

5. Ben 

Birinci sezonda Ben, sadece Klaus’un özel gücünün bir parçası olarak bize tanıtıldı. Aklı var fikri yok, varsa yoksa ya Klaus’a acıyor ya da Klaus’la tartışıyor. Bir nevi Klaus’un vicdanı rolünde gördük kendisini. Bu sebeple de birinci sezonda Ben hakkında yorum yapacak kadar içerik pek yoktu. Ne olumlu ne de olumsuz, sadece nötr. 

Dizi yazar ve yapımcıları da bunu fark etmiş olacaklar ki ikinci sezonda Ben’e dizide olması için bir amaç vermişler. Klaus’a kafa tutabilecek kadar inatçı bir kişiliği varmış meğersem! Hâlâ aşık olabiliyormuş, ne güzel. Klaus’un bedenini ele geçirdiğindeki o çocuksuluk sayesinde kendisini daha yakından tanıdık. Onu geçtim, baya Vanya’nın ikinci kıyameti getirmesini tek başına engelledi çocukcağız, daha ne yapsın! 

4. Diego

İlk sezondaki Diego değil de gelin ikinci sezondaki Diego’dan bahsedelim. Her ne kadar JFK saplantısı bir noktada baysa da genel olarak Diego ikinci sezonda parladı diyebilirim. Beş’ten gelen Batman’in karaborsa kopyası benzetmesi ile birlikte Diego’yu kimsenin çok da ciddiye almaması gerektiği anlaşılmış oldu. Ki Diego karakterine gerek şey tam olarak da bu gayriresmilikti. Geçen sezonda aile dramının üstünde bu sezon çok da durulmadığı için Diego’nun minik kahramanlık çabaları bu sezon biraz daha eğlenceliydi.

Tabi kendisini bu sezon daha da sevmemizin önemli bir sebebi de Lila ile arasındaki romantik ilişkiydi. Dizinin yazarlarını burada tebrik etmek gerekiyor. Aralarındaki tatlış muhabbet Diego’nun en iyi yanlarını ortaya çıkardı: Arada bir komik olabilmesi, savaş yeteneği ve sadakati. Lila olmasa Diego Luther ile eşit seviyedeydi benim gözümde. Hatta Diego’nun robot anneleriyle olan bağı ve hep Luther’ın gölgesinde kalmasının karakterine kattığı derinliği sayarsak yine Luther’dan önde diyebiliriz. Zaten birinci sezonda da aralarındaki Yin-Yang durumu ikinci sezonda Diego’nun kendine başka meşgaleler bulmasıyla ve Luther’ın da birazcık sefaleti tatmasıyla tamamen gitti, iyi de oldu. Özetle Diego’dan üçüncü sezonda daha da büyük işler bekliyorum, hadi hayırlısı. 

3. Beş (Five)

İlk üçün sıralamasını belirlerken epey zorlandığımı belirtmem gerekiyor. Beş’i üçüncü sıraya koymak, karakterin hikaye örgüsündeki önemine biraz hakaret etmek gibi, keza Beş olmasa dizi olmazdı. Hatta ikinci ile her an yer değişebilecek kadar yakınlar. Biz seyirciler birçok bilgiyi Beş’in sayesinde öğreniyoruz. Komisyon, kıyamet, The Handler derken Akademi haricindeki bütün bilgiler bize Beş sayesinde geliyor. Beş’in yetenekleri ve zekası da buna eklenince kendisini sevmemek elde değil.

Evet, Beş  zeki, tecrübeli, komik ve çok iyi dövüşen biri. Peki onu neden üçüncü sıraya koydum? Çünkü Beş’in dizideki görevi aşağı yukarı bu kadar. Çevresine göre fazla zeki olan ve bunu bilen, küçük çocuk vücudundaki görmüş geçirmiş adam tiplemesinden bir adım öteye gitmiyor. Yazarlar da halihazırda izlemesi güzel bir karakter olduğu için özellikle ikinci sezonda ona ekstra bir şey katma ihtiyacı hissetmemişler. Çocuk dizinin geçtiği on dört gün içinde kıyafet değiştirmiyor, siz düşünün! Hani artık karakteri hiç düşünmemek midir bu? Birinci sezonda Beş’in dolabını açıp sırf üniformaya sahip olduğunu gördük, güldük geçtik. İkinci sezonda bavulla da gelmediğine göre, üniformalar onunla gelmedi. Bu kadar mı umursamıyorsunuz ana karakterinizi? Hani bir diyalog bile geçmedi, kimse demedi ki “Beş ver şu üstündekileri bi yıkayalım sen koktun artık!

Şaka bir yana aslına bakarsanız Beş karakter gelişimini biz daha diziye dahil olmadan, kıyamet sonrasındaki kırk yıl içinde yaşadı ve bitirdi. Ne yazık ki biz buna pek dahil olamadık.  Bu sebeple de diğer iki karakterler kadar Beş’i tanıma şansımız olmadı. Benim için hep takdir ettiğim mentör konumundaydı, onu hiçbir zaman Hargreeves ailesinin bir parçası olarak göremedim. Ha Beş’in yolundan gider miyiz? Sonuna kadar.

2. Allison 

Allison diziyi sağlam zemine bağlayan yegâne karakter. Biri ölülerle konuşur, öbürü Batman’lik yapar öteki gidip Ay’da yaşar; Allison ise bildiğimiz dünyada bildiğimiz şekilde yaşıyor. Üstelik bir tek onun güçleri gerçek hayatla bağdaşabilecek, özellikle de seyircinin empati kurabileceği seviyede. Herkesi istediği her şeye ikna edebilecek biri tabi ki de bunu sömürmeye çalışır, ta ki gücü baş edilemez bir boyuta gelene kadar. Allison da film yıldızı olmuş, evlenmiş, çocuk yapmış. Fakat gelin görün ki çocuğuna ve eşine karşı gücünü kullandığında ikisini birden kaybetmiş. Alın size özel güçlerin kötü yanını da gösteren gerçekçi bir karakter hikayesi.

İlk sezonda Allison’ın güçlerinin karanlık tarafına tanıklık ettik. İkinci sezonda ise Allison geçmişte yaptıklarının kefaretini ödedi. Irkçılığın zirve yaptığı yıllarda protestolar organize etti ve daha da önemlisi gücünü asla kullanmadı. Çünkü gücünü kullanmanın bütün bu protestolara ve toplumdaki bu büyük gelişime zarar verme potansiyelinin olduğunu biliyordu. Siyahilerin haklarını kazanması olağan seyrinde gitmeliydi ki gelecek daha da kötüleşmesin. İkinci sezonda tekrar evlendi, fakat bu sefer geçmiş hatalarından ders çıkardığı için gücünü kocasına karşı tekrar kullanmadı. 

Dizideki en büyük karakter gelişimi Allison’a ait, bu da onu listemizde üst sıralara taşıyor. Üstelik canlandıran aktrist de gayet eğlenceli biri, Allison rolüne çok yakışmış. Özellikle ikinci sezondaki altmışlar dönemi gardrobuna bayıldım. Şımarık birinden güçlü ve saygın birine dönüşen Allison bir sonraki sezon neler yapacak merakla bekliyorum.

1.Klaus

“Tabi ki” ile başlayacağım cümlelerimi ikiye ayırıyor ve “tabi ki de Klaus” diye başlıyorum. Nereden başlasam ki! Dizideki en renkli karakter olması mesela; Klaus’u diziden çıkartın görün bakalım bu kadar izleniyor mu? Adam tek başına hem dizide “comic relief” rolünde hem en ilginç süper güç onda hem de Akademi üyeleri arasında en derinlikli kişiliğe sahip kişi kendisi. 

Allison kadar istikrarlı bir karakter gelişimi yaşamadı, bu kabulüm. İkinci sezonun büyük bir kısmında alkol ve türlü bağımlılıklarından kurtulmuş görsek de son birkaç bölümde yine sarhoş gezdi. Ama adama hak vermemek elde değil. Ömrü boyunca korku filmindeymişcesine ölülerle yaşamak zorunda kalması başlı başına büyük bir dram. Babaları Akademi’deki herkese karşı katı fakat Klaus’a karşı daha da acımasız. Bunun vurgusu çok yapılmasa da içlerinde babalarından en çok çeken bizzat Klaus. Özel gücünü durdurabilmesinin tek yolu olmasa da en etkili yolu alkol ve uyuşturucu. Adamın hayatında dram var, depresyon var, ölüler var; bu adam içmesin de kim içsin?

Özel gücünü bir kenara bırakırsak dizinin en karanlık olayları yine hep Klaus’un başına geliyor. Diego’nun polis eski sevgilisi mi öldü? Klaus’un bizzat hayatının aşkı Vietnam savaşında kollarının arasında hayatını kaybetti ,daha ne olsun! Amacım acı yarıştırmak değil. Anlatmaya çalıştığım şey şudur ki Klaus başına gelen her şeye rağmen başından beri dizideki en eğlenceli karakterdi. Onu izlediğim hiçbir sahneden sıkılmadım aksine en keyifli sahneler bizzat Klaus’a ait.

Bir de gerçekten en ilginç özel güç onda. Yıllardır Ben ile takılabilmesi zaten apayrı bir mesele, üstüne bir de birinci sezonda “öteki dünya” diye adlandırabileceğimiz bir yerde bizzat babasıyla konuştuğunda şimdiye kadar gördüklerimizin buz dağının görünen kısmı olduğunu öğrendik. Kendi ölü ordusunu yaratabilecek veya sevdiceği Dave’i hayata geri döndürebilecek güçte bile olabilir. Ailesi onu sadece ayyaş olarak göredursun, aralarındaki en güçlü kişiliklerden biri Klaus. 

“Tabi ki” diye başladığım bir cümle de Robert Sheehan hakkında. Ne de olsa gerçek anlamda diziye başlama sebebimdir kendisi. Misfits’ten beri severek izlediğim bu İrlandalı bey gerçekten Klaus rolüne cuk oturmuş. Üzüntü, sevinç, aşk ve umarsızlık; hepsini eşit derecede mükemmel yansıtmayı başarıyor. Başka biri canlandırsa yine Klaus’u bu kadar severdim ama Sheehan kocaman bir artı oldu. Buradan casting sorumlusuna kocaman bir aferin!

Benim listem böyle. Sizinki nasıl?

Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

13 Yorum

  1. Genel olarak katılıyorum ama allison karakteri benim hiç ilgimi çekmedi hatta sahnelerini atladım. Elbette kağıt üstünde iyi ama pratikte beni yakalayamadı.

    • allison’ın karakter gelişimi açısından iyiydi vs. ama gücünü kullanmadığı her saniye sinirle doldum ırkçılığın zirvede olduğu bir dönemde dediğini yaptırma gücü olan siyahi bir kadınsın daha nolsun

      • Aslı Özkeleş Cevap ver

        E kullanayım dedi eşi terk edip gidiyodu kadını. Ne dedi “beyaz bi polis siyah bi adamı döverken bi anda vazgeçip gitmez” Er ya da geç anlaşılırdı güçler ve kötü sonuçlanırdı. Öyle olmasa bile Allison ne zaman güçlerini büyük çapta kullanmayı denese sonu kötü bitti. Sütten dili yanan yoğurdu üfleye üfleye yer misali artık çok gerekmedikçe kullanmıyor.

  2. En çok vanya yı seviyorum tabi ellen page in oynuyo olması etkiledi ardından, Allison, Klaus, Ben, Diego ve Luther. Luther e katlanamıyorum.

  3. Mehmet Can Kaya Cevap ver

    Bu diziye 4 bölüm dayandım. Olay örgüsü karışık ne anlatmak istediğini bilmiyor. Yine beş para etmez bir netflix dizisi.

  4. Klaus’un ekstra güçleri ortaya çıkınca “wooooww” Vanya.nın gücünün farklı yansımalarını görünce “püff nerden çıktı bunlar ne alaka”
    Allison ise bence en boş karakter. Ayrıca Vanya.nın babasıyla yüzleşmeye vakti olmadı çünkü babalarıyla yemek yediklerinde geçmişini hatırlamıyordu zaten. 2. kıyamet aşamasında hatırladıktan sonra da son sahnede birkaç saniye gördü babasını. Siz tabi atlaya atlaya izlediğiniz için bunları fark etmemişsinizdir, normal.

    • Katil olduğunu öğrenene kadar en sevdiğim ve yeteneğine imrendigim karakter 5 di. Diegoya tahammül edemiyorum ama 2. Sezon saçları çok havaliydi. Luther çok romantik bir adam. Vanyanin kıyafeti fikirlerine sonuna kadar katılıyorum

    • Aslı Özkeleş Cevap ver

      Yahu yok o kadar da atlaya atlaya izlemedim hele son sezonda iki kere vardır ya da yoktur. Birinci sezonda çok net hatırlıyorum ki toplu dans sahneleriyle Luther ve Allison’ın date’ini atlamıştım. Ama yani onlar da çerezlik koydukları sahnelerdi.
      Ya Vanya’yı yansıtmada bence dizi zorluk yaşatıyor izleyiciye. Böyle kendisini sevmek için çaba sarf etmek gerekiyor. Mesela o babalarıyla yüzleşme sahnesi, babaları hiçbir şey hatırlamadığı için Diego dışında hiçbir karaktere etkisi olmadı çok üzüldüm. Şimdi de Vanya babasını hatırlıyor babası onları hatırlamıyor bu sebeple bu sezon da bu yüzleşmeyi yaşayamayacağız. Umarım ileriki sezonlarda Vanya’yı kendini daha da kabullenen bi karakter olarak görürüz çünkü gerçekten dizinin ana karakterini ben de sevmek isterim 😅
      Son olarak Klaus’un ortaya çıkan tüm güçleri ölüm ile bağlantılı. Vanya’nınki ise çok dağınık. Eğer bu dağınıklık gücü hakkında hiç eğitim almamış yani gücünü odaklayamamış olmasından geliyor olsa bile yine de çok fazla geldi bana. Tabi yine bu kişisel yorum çok da şey yapmamak lazım

  5. Saadettin Çaptır Cevap ver

    Ilk 2 yi son iki yaparsak sıralama doğru olur alison ve klaus sahnelerini ileri sardirasim geliyor benim

  6. Vanya’nın tarzı sanırım tamamen Ellen’ın fikri ile oluşturulmuş bir tarz ki gerçek hayatta nasılsa dizide de öyle giyiniyor. Sırf göze hitap etsin diye illa süslenmesine gerek yok ki bu rolü Allison fazlasıyla alıyor.

    Allison demişken, karakter gelişimi dedik pekala muhteşem. Ama birisi bana açıklayabilir mi? Birinci sezon kızım da kızım diye ölen kadın ikinci sezonda bir sene içerisinde evlenmiş ve geri dönüş ile alakalı hiçbir halt yapmamış. Bir de bahanesi başa çıkma yoluymuşmuş. Allison’un gelişimi sadece güçleri açısından iyiydi o kadar onun dışında aklı havada bir karakter.

    Diego’nun birinci sezondaki halini tercih ederim, çünkü ilk sezonda ‘dağılmış aile’ imajını en iyi onda görmüşük. İkinci sezonda ise en iyi sahnesi saçma sapan aşk sahneleri değil de babasına karşı gelişi idi -ve tabi ki annesi ile karşılaşıp aslında onun kim olduğunu öğrenmesi.-

    Öte yandan Klaus, ah yavrum sırf babasının ölen eşiyle tekrar konuşabilmesi adına çektiği acılar..Üzerine aşkını kaybetmesi. Özellikle bir şeylerden çabuk bıkan, tam düzen kurmuş iken o ortamdan kaçan kişiliği inanılmazdı. Açıkçası ondan bir karakter gelişimi beklemedim ama yine de ilerlemesini görmek muhteşemdi.

    Five, oyuncu olarak değil karakter olarak değerlendirirsem, evet bazı sahnelerde o çok bilmiş havasıyla ağzına vurup sus diyesim geldi ama karakterini bir sıralamaya koysaydım beş ya da altı olurdu.

    Vanya, benim birinci sıram Vanya olurdu. Karakteri kinse sevmedi, gücü açıklanmadı diye saçma dendi amanın drama kraliçesi diye yerden yere vuruldu. Vanya bana kalırsa güçleri konusunda bilgi sahibi olmadığı için panikleyen ve tam anlamında gücünü kullandığında ise kontrolünü kaybeden bir karakter. -birinci sezon adına konuşuyorum- Şöyle düşünün, bir anda yer çekimi sizi etkilemiyor ve uçabildiğinizi öğreniyorsunuz. Bedensel olarak etkilerini geçtim alışma süreci boyunca boynunuzu kırmaz iseniz şanslısınız. Vanya’yı böyle görmek gerekiyor. İkinci sezonda neden babasından hesap sormadı..Merhaba? Koz hiçbir halt hatırlamıyordu. Kraker kırıntısı gibi kıza bilgiler verip hadi dünyayı kurtaralım dediler. Çok sonradan hafızası geri gelmişti ki sezon finali bölümündeydik. Vanya’nın iç dünyasını çok güzel yaratmışlar ki zaten bir anda güçlerinde usta olup ‘huh tüm her şeyi geride bıraktım’ edasına girseydi bu seferde ‘Neden kardeşlerini sorgulamadın! Neden intikam almadın! Seni dışladılar!’ diyeceklerdi. Ellen Page’i oyunculuğu bir yana oynadığı karakter adına tebrik etmek gerek. Biz filmlerde hemen aksiyona girelim isteriz ama Vanya’nın karakterini baştan yaratılırken görüyoruz. Zaten diğer karakterleri biliyoruz iki üç geçmişten gelme hikaye ile çözdük. Kahraman olmaya çalışıp aslında ne kadar kırılgan oldupunu gösteren duygusal bir karakter, kız kardeşine -evet kan bağları yok fakat dizide öyle geçiyor diye betimliyorum- aşık olan ama asla geri cevap alamayan, babasına kızgın olsa da birisi o baba yapar dese anında fikri değişecek bir karakter, tek derdi kendi hayatı olan, bir yerleri sıkıya gelmediği süre ailesinin yüzüne bakmayacak, bencil kendisini hayatın merkezinde sanıp yaptığı her şeyi ‘ama çocuktuk’ diyerek geçiştiren bir karakter daha, yapabilirim baba! Diyip her şeyin içine eden sonra da düzeltebilirim! Diyip daha da batıran bir karakter.. Alın size o sevdiğiniz karakterlerin hikayeleri. Vanya ise çözülmesi gereken bir karakter az sabır istiyor o kadar.

    • Aslı Özkeleş Cevap ver

      Vanya için yazdıklarınız çok güzel ve gerçekten doğru noktalar var. Bu noktalar sizin karakteri sevmenizi sağlamışken sanırım beni de uzaklaştıran özellikler oldu. Ki bu arada yazarların etkisi olması noktası burada devreye giriyor bence. Vanya’nın gelişiminde hep bi sekteye uğradık. Mesela kardeşleriyle şu t anında neden bu kadar yakın? Çünkü hafızasını kaybetti, onları tekrardan tanıdı, sonra hafızası geri geldi ve kendi yarattığı kıyameti hatırlayıp kendisini suçlu gördü. Vanya’nın kardeşleriyle yüzleşmesi hala gerçekleşmedi bence. Allison’ı da öldürmeye kalktı falan bunu oturup bi konuşmaları gerekir diye düşünüyorum. Vanya çok ama çok dolu bi karakter ama bize bunun çok azını gösteriyorlar. Dediğiniz gibi Vanya biraz sabır istiyor ve yan karakterler bu kadar eğlenceliyken Vanya’nın gelişimi bana dizinin tonuna uymuyor gibi geliyor.
      Karakterin kıyafetlerine gelince gerçekten işin süsünde değilim. Genel olarak tekdüzeliğe karşıyım.
      Allison için de şunu sorayım: kadın napsın? Gitmiş 1960lara zaten ırkçılık var ve zaten sesi yok kısıktı ilk geldiğinde. Hayatta kalmak için birilerinin yanında sığınmak durumunda kaldı. O sırada da aşık oldu işte kendini protestolara halka hizmete verdi. Kendi zamanlarına döner dönmez söylediği ilk cümle kızının adıydı zaten. Ya en gerçekçi karakter Allison bence bu kaçık diziye iyi geliyo.

  7. “”Bir daha Vanya’yı feminen değil diye uzun ve büyük hacı gömlekleriyle görürsem diziyi bırakabilirim”. Yazmışsınız da bu yorumunuz bana oldukça samimiyetsiz geldi. Basit bir şey yüzünden bırakabileceğiniz bir dizi için mi o kadar yazı yazdınız? Resmen fanı olmuşsunuz ama inkar ediyorsunuz! Yazınız fazlasıyla samimiyetsiz.

    • Aslı Özkeleş Cevap ver

      Yahu tek bir cümle yüzünden 1881 kelimelik yazı tek kalemde yargılanır mı, biraz insaf edin. Evet o cümlede biraz abarttım ama sonuçta zevkler ve renkler tartışılmaz, ben de Vanya’nın stylingini sevmiyorum, napıyım? İsterim ki mutlu olduğunda modunu yansıtacak kıyafetler giysin. Tek düze giydiriyorlar karakteri benim sıkıntım orada.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.