Merhaba değerli okurlar! Umarım keyfiniz yerindedir! Açık konuşmak gerekirse birazdan ya karnınızı acıktıracağım ya da içinizi karartacağım. Hatta belki garip bir şekilde ikisi de… Bugün size bir trajedide rol almış bir ‘yasak meyve‘den bahsedeceğim, biraz da Yunan mitolojisi ve edebiyat geekliği yapacağım.

Sembolizm, üzerine saatlerce konuşulabilecek bir konu. Tek bir sembolün üzerine bile günlerce konuşabiliriz, hatta geri dönüp tekrar bakarsak aynı sembole farklı anlamlar bile yükleyebiliriz. Bu yazımda size nar meyvesinin sembolizminden bahsedeceğim. Nar, bir “yasak meyve” olarak edebiyatta nasıl temsil edilmiş onu göreceğiz. Bu yolculukta beni yalnız bırakmayacağınızı umut ederek başlıyorum derdimi anlatmaya.

Nar, yıllarca mitlerde ve dinlerde farklı kavramları sembolize etmiştir: ölümsüzlükten tutun güzelliğe, aşk, hayat, evlilikten yeniden doğuşa… Bir de bereket var tabii ki: büyürken belki de ilk öğrendiğimiz bilmeceye göre pazardan bir tane alıp eve gelince bin tane olmasıyla şöhret olan bir meyve sonuçta. Fakat narın ünü bunlarla sınırlı değil: kendisi ayrıca yasak aşkı ve takıntıyı da sembolize eder. Yunan mitolojisinde ise bir nevi yasaklı meyve olarak karşımıza çıkar.

Yunan mitolojisindeki -en basit tabiriyle- talihsiz aşk hikayelerinden hepimiz haberdarız artık; Apollo ve Daphne, Afrodit ve Ares, Orpheus ve Eurydice… Çok üzülerek belirtmek isterim ki bugün bunlardan bahsetmeyeceğim. Yine de sizi trajedisiz bırakmayacağım, Persephone ve Hades’in öyküsünden bahsedeceğim.

persephone - hades

Persephone, bereket tanrıçası olarak bilinen Demeter’in güzeller güzeli kızıdır. Demeter gibi o da ekinlere, toprağa, ilkbahara ve çiçeklere hayranlık duyar. Persephone’nin babası ise, tahmin edeceğiniz gibi, Zeus’tur. Persephone için babasından çok annesine düşkün bir tanrıça diyebiliriz- bu duygu da karşılıklıdır, annesi de ona düşkündür. Öyle ki, birçok kaynakta, örneğin Aristophanes’in Lysistrata’sında, bu ikisinin isimlerinin sürekli birlikte anıldığını görürüz.

Eh, konu Yunan mitolojisi olunca annesinin biriciği olan Persephone’nin başından bir trajedi geçmesi de kaçınılmaz oluyor. Efsane der ki, Persephone’yi gören ölüler tanrısı Hades, onun gençliğinden ve hayat doluluğundan etkilenir. Bu aşk karşı koyamayacağı bir hale geldiğinde, onu yanına getirmek için bir plan yapmıştır bile. Bir gün, Persephone çiçek toplarken oluşturduğu planı yürürlüğe koyar; yer altındaki krallığından dışarı çıkarak Persephone’ye kollarını sarar ve onu kendisiyle beraber yer altına götürür.

Takdir edeceğiniz üzere yanından neredeyse hiç ayrılmayan annesinin Persephone’nin kaçırıldığını anlaması uzun sürmez. Demeter, Zeus’a gider ve kızının nerede olduğunu öğrenir. Bereket tanrıçası, Hades’e o kadar kızar ki tanrıları cezalandırmaya karar verir, ekinlere ve toprağa bakmayacaktır artık. Demeter’in görevine ara vermesiyle beraber kıtlık baş gösterir elbette. Tüm dünyaya yayılan açlığı durdurmak amacıyla Zeus, arabuluculuk yapmayı teklif eder. Demeter ile beraber Hades’in krallığına giderler.

Hades, huzuruna gelen bu iki tanrının ziyaretinin sebebini tabii ki biliyordur fakat onun da bahanesi hazırdır: Zeus’a, Persephone’nin yer altındaki narlardan yediğini söyler. Kurallara göre yer altındaki yiyeceklerden birini yiyen birisinin artık oradan çıkması mümkün değildir. Fakat Demeter’in öfkesinin yıkıcı sonuçlarını gören Zeus, Hades ile bir anlaşmaya varmak zorundadır. Bu anlaşmaya göre yılın yarısında Persephone Hades’in yanında kalacak, onunla beraber yer altına hükmedecektir. Geri kalan vaktinde ise annesinin yanında olacaktır.

Antik Yunan’da bu mit, mevsim değişikliği ile ilişkilendirilmiştir; Persephone Hades’in yanındayken kış, annesinin yanındayken de yaz olduğu söylenir. Bu mitin Yunanlılar için önemi bununla da bitmiyor, zira Yunanlı kadınların bu mit adına kutladıkları bir bayram bile vardı. Sekiz gün süren Thesmophoria bayramında kadınlar, kocalarından uzaklaşıp anne kızın yeniden bir araya gelmesini kutlarlardı. Konudan uzaklaştık sanki. Yunan mitolojisi geekliği yapacağım derken şaka yapmıyormuşum.

persephone - yasak meyve -nar

Görüyorsunuz ya, bu kadarcık bir öyküden bile ne kadar çok anlam yüklemiş olduk bu meyveye: Hades için Persephone’nin onun yanında kalacağına dair güvencesinin bir sembolü, Persephone içinse annesinden ayrılmasının, yeni bir hayatın sembolü. Bu hikâyeyi dinleyen antik Yunanlılar için ekinlerin sonunu, açlığı ve kış mevsimini sembolize ediyor. Fakat en önemlisi, öykünün belki en bahtsız karakterlerinden olan Persephone’nin annesi Demeter için ne sembolize ettiği; zira onun için nar, Hades’in kendisinin tam zıttı olan Persephone’ye duyduğu ve belki de asla yaşanmaması gereken yasak bir aşkı sembolize ediyor.

Merceğimizi biraz daha genişletirsek “yasaklı” nar sembolizmini sadece sadece Yunan mitolojisinde değil, İngiliz edebiyatında da görmemiz mümkün. Yasak aşk denince belki de akla ilk gelen edebi metinlerden birisi olan Romeo ve Juliet’te, metne ismini veren talihsiz aşıklar, aşklarının saflığını ve imkansızlığını konuşurlarken nar ağacının üstündeki bir bülbül ötmeye başlar. “Eğer yaşamak istiyorsam gitmeliyim. Burada kalırsam, ölürüm” der Romeo Juliet’in yanından ayrılmadan önce, adeta kendi kaderinin farkındaymışçasına.

En başta da belirttiğim gibi, sadece tek bir sembol hakkında saatlerce konuşmak mümkün ama başınızı daha fazla ağrıtmayayım, vedamı edeyim artık. İçinizi çok kararttıysam özür diliyorum. Savunmam şudur ki konu Yunan mitleri olunca mutlu sondan bahsetmek çok zor. Bir kere Zeus var, Zeus varken kime düşer mutlu olmak!

Elveda artık, bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

1 Yorum

Leave a Reply to batuhan ayhan Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.