İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Kültür 11 dk okuma

EOWYN’den Güç Yüzüğü’ne; YÜZÜKLERİN EFENDİSİ’ndeki 4 MACBETH Göndermesi!

Berna Ece Gündüz
EOWYN'den Güç Yüzüğü'ne; YÜZÜKLERİN EFENDİSİ'ndeki 4 MACBETH Göndermesi!
2nd December 1955: John Ronald Reuel Tolkien ( 1892 - 1973) the South African-born philologist and author of 'The Hobbit' and 'The Lord Of The Rings'. Original Publication: Picture Post - 8464 - Professor J R R Tolkien - unpub. Original Publication: People Disc - HM0232 (Photo by Haywood Magee/Getty Images)

Son güncelleme: 2 Ağustos 2019

Shakespeare dosyasında son haftaya da gelmiş bulunmaktayız sevgili geekler, hayırlı uğurlu olsun. Madem son hafta ve son Shakespeare dosyası diyerekten giriştiğim bu özel yazının konusunu biraz daha geek damarlarınıza kan verecek bir alana çekmek istedim. Bilmem ne dersiniz: Bir adet Tolkien sosu kaplı Shakpesare keki alır mıydınız efendim? Dört maddede Tolkien’ın Shakespeare’den esinlendiği değişik Macbeth göndermeleri yazımıza hoş geldiniz o halde!

Ama elbette gelin bu iki köklü İngiliz edebiyatı yazarı arasındaki hususa biraz değinelim her şeyden önce. Mesela J.R.R Tolkien’ın açık açık William Shakespeare’den neden hoşlanmadığına; ama her şeye rağmen ondan etkilendiği alanlar olduğuna…

Evet, sahiden; Tolkien Shakespeare’den pek haz etmiyormuş vakti zamanında. Oxford Üniversitesi’nde profesörlük yaptığı sıralar, ders verdiği İngilizce sınıflarında Shakespeare’e karşı yoğun bir ilgi gösterildiği konusunda düşünceleri varmış. Dengeli bir dil ve edebiyat dersinin antik ve orta çağ metinlerine dayanması gerektiği konusunda ısrarcı olan Tolkien, Geoffrey Chaucer’dan sonra yazıp çizilen çoğu şeye o kadar da dikkat edilmemesinin uygun olduğu kanısındaymış. (Chaucer’ın etkin olduğu yıllar ise 14. yüz yıl içerisinde bulunmakta)

Tolkien kafa olarak daha çok İngiltere’nin kendi asıl destansı mitolojisini yeniden yaratmaya yatkınmış. Anglo-Sakson kökenlere sahip olan İngiltere’nin aynı zamanda Nordik ve Keltik mitolojilerinden de etkilenilerek yaratılan birçok edebi karakteri ve hikayesi bulunmakta. Asıl mitik kökenlere dönüş yapmak isteyen Tolkien’ın görüşü, işte tam burada Shakespeare ile çatışmakta bir anlamda. Zira Shakespeare, Anglo-Sakson mitolojik ögelerinden daha uzakta bir görüş ve yazım tarzı benimsediğinden ötürü, Tolkien’ın bizzat etkilendiği o orta çağ fantazi dünyasına bir hayli zıt düşüyor denebilir.

J.R.R Tolkien bu 16. yüz yıl şairini eleştirme hususunda, ardında kanıtlar bırakarak göçüp gitmiş. Bizzat kendisinin kaleme aldığı mektupların birinde William Shakespeare için “budalaca” gibi ithamlarda bulunurken, diğerinde de “samimiyetle hoşlanmadığını” belirtmiş. (Edebiyatçı adamın hali başka, söverken bile kibar; centilmenlik ondan sonra ölmüş valla) Bu konu üzerine birçok akademisyenin ve araştırmacının aslında oldukça fazla miktarda bulgusu ve tezi mevcut. Fakat gel gelelim en bilindik sebeplerden biri olan bu İngiltere’nin köklerinden uzaklaşma meselesi, Tolkien’ı kendi edebiyatının Kelimelerin Adamı’ndan soğumasına sebebiyet vermiş. Yine de…

Yine de diyorum, çünkü burada ilginç bir olay var: Tolkien, Shakespeare’den hoşlanmadığını ve onu bir şekilde aptalca bulduğunu belirtse de, ister istemez bu şairden etkilenmeyi başarmış. Elbette ki bir şeylerden etkilenmemek ya da tamamen sıfır ve tertemiz bir sayfa açtığını hayal ederek ürün ortaya koyduğunu düşünmek düpedüz saçmalığın daniskası; bu nedenle de Tolkien’ın birilerinden etkilenmiş olması hususu o kadar da garip gelmesin siz okurlarımıza. Burada önemli olan nokta, etkilendiği ve eserlerinde bizzat referanslarla yaşattığı kişinin William Shakespeare olması. Tüm olay bu. Ne kadar sevmeseniz de, iyi bir şairin/yazarın iyi yönlerini almanız için size konulan hiçbir engel yok; ki Tolkien’ın da esinlenerek yarattığı o dehşetengiz Orta Dünya’da böyle esintiler görmek hiç de iştah kapatıcı değil doğrusu.

Peki ne dersiniz, tüm bu irrite edici bulunan özelliklerine rağmen, Tolkien’ın referans verircesine Shakespeare’den esinlendiği o dört farklı Macbeth unsuruna bir bakalım mı?

1) Marş Eden Ağaçlar ve Yitip Giden Zalimler

Ent_army

Bu belki de Yüzüklerin Efendisi’nin Macbeth ile olan ilişkisinde bilinen en klişe ögelerinden biridir. Shakespeare’in Macbeth’inde yer alan ve kehanete göre yürümeleriyle birlikte Macbeth’in hükümdarlığının sarsılacağı gerçeğinin temelinde yer alan Birnam Ormanı, aslında hiçbir zaman tam anlamıyla yürüyen ağaçlardan oluşmadı. 

Macbeth’teki üç cadının kehanetleri üzerine kendine kibirli bir yaşam çizgisi çizen trajik kahramanımızın, ölmek ve de iktidarını kaybetmek gibi birtakım korkuları mevcut tiyatro metninde. Bu konuda tam anlamıyla kendi saflığına ve kibrine yenik düşüp cadıların çelişkili sözlerine inanmayı seçen Macbeth, “Birnam Ormanları’nın Dunsinane’e geldiği vakit” yalnızca büyük bir sıkıntıya gireceğini düşünmektedir. Sonuçta ağaçların yürümesi teknik açıdan imkansız bir durum ve Macbeth de buna inanarak kehanete yenik düşüyor tam da burada. Peki Shakespeare’in bu trajedisinde yürüyen ağaçlar nasıl karşımıza çıkıyor? Aslında basit: Macbeth’i tahttan indirebilmek için kaleye doğru marş eden askerlerin, ağaç dallarıyla kendilerini kamufle etmeleri sonucu ortaya çıkan “yürüyen orman” görüntüsü, bu inanışı açıklıyor bir bakıma. Aslında hiçbir zaman kökleri toprağa bağlı olan ağaçlar yürümedi, sadece öyle görünmesi insanlar tarafından sağlandı.

Yürüyen ağaç imajı, Tolkien’ın aklında oldukça iyi yer etmiş olmalı ki, Orta Dünya külliyatında yer verdiği ırklardan biri olan “entler” için böyle bu özelliği uygun görmüş kendisi. Yürüyebilen, konuşabilen ve de savaşabilen bir ırk olarak karşımıza çıkan ent ırkı, bilinen en klişe Shakespeare göndermelerinden biridir. Aynı zamanda entlerin de İki Kule’de Isengard’a doğru yol aldıkları bölümler, Macbeth’in kalesine doğru yol arşınlayan askerlerin birebir kopyası. Her iki eserde de, zalim bir yöneticiyi baştan indirme gibi bir çaba mevcut; biri Saruman iken diğeri Macbeth. E akıbetleri de aynı senaryo ile kesişiyor: Her ikisi de mücadelelerinin sonunda ölen kısım olmayı başarıyor.

2) “Anadan Doğmamış”ın Başardığını “Erkek Olmayan Kadın” İkiler

7e42cb_8fcf1960e68646dc9e521a0fdfcbff11-mv2

Tanım kafaları bulandırmasın hemen, aslında çok basit bir gönderme bu da. Macbeth’in üç cadıdan aldığı kehanetlerden birine göre “kadından doğma olan hiçbir erkek Macbeth’i öldüremeyecek” sözleri, tam anlamıyla laf cambazlığından başka bir şey değil. Cadıların manipülatif sözleri, trajik kahramanımızı bir hayli kibirli yolunda hızla ilerlemesine yardım ederken, aslında çok da sinsice seçilmiş kelimelerden bir araya gelerek oluşturulmuş. “Kadından doğma bir adam” kavramı, oyunun yazıldığı dil olan İngilizce’de daha açık bir şekilde anlaşılıyor aslında.

Fakat özetle “doğmak” hususunu “normal doğum” olarak ele almamız gerektiği gibi bir gerçek var tam da bu noktada. Zira sezaryen doğum gibi bir tekniğin, Shakespeare’in Macbeth’i yazdığı yıllarda pek de popüler bir yöntem olmadığını söylesem garipsemezsiniz herhalde, değil mi? Eğer bir kadın doğum yapıyorsa, bu çok yüksek ihtimallerle normal doğum stilinde olur. Sezaryen doğum dediğimiz yöntem, kadının karnını yarıp içinden çocuğu çıkarmak üzerine olduğu için, o dönemlerde bu koca yarığı dikmek pek de mümkün olmadığından çok tercih meselesi değildi.

Fakat gelin görün ki, Shakespeare’in trajedisinde Macbeth’i oyuna getiren bu sözleri en son perdede anlıyoruz: Kadından doğma bir adam olmayan Macduff‘ın nasıl dünyaya geldiğini öğreniyoruz. Macduff, annesinin rahminden doğal yollarla çıkartılmak yerine, bizim daha modern dilde kullandığımız sezaryen yöntemiyle hayata gözlerini açmış bir kişilik. Macduff, Macbeth’in karşısına çıkıp onunla ölümüne cenk ettiği sırada, bizim kibirli trajik kahramanın güveni bir hayli yerindedir; çünkü hiçbir kadından doğma erkeğin onu öldüremeyeceğine inanmıştır. En az ağaçların yürümesi gibi olağan dışı bir durum olan bu doğum meselesinde, Macduff’ın gerçekliğini öğrendiğinde dehşete düşen Macbeth’in sonu elbette ki ölüm olacaktır.

Peki bu repliği birazcık ötesinden biraz da berisinden çekip Yüzüklerin Efendisi efsanesine uyarladığımızda, size ikonik bir sahneyi hatırlatacak mı acaba merak ediyorum. Bir erkeğin öldürmesi dedik, zalim bir iktidar manyağı dedik, son sahne dedik, ölüm dedik… Çağrışım yaptı mı? Mesela Kralın Dönüşü’nde Eowyn ile The Witch King’in o müthiş savaş sahnesi desek? Işıklar yandı değil mi?

Witch King’in “beni yaşayan hiçbir erkek öldüremez” minvalindeki sözleri, Eowyn’in o coşturucu “ben erkek değilim” repliğiyle son kelimeleri olacaktır elbette. Witch King ile Macbeth’in burada kibir ve iktidar hırsı gibi birçok konuda örtüşen karakterlere sahip oldukları elbette çok bariz. Eowyn’in de bu girişimde bulunmasının sebebini Witch King tarafından öldürülen Theoden’e ithafen olduğunu düşünürsek; Macduff’ın da aynı eylemi Macbeth’in katlettiği ailesi için gerçekleştirdiği konusu, aslında o kadar da uzak göndermeler olarak kalmayacaktır akıllarda. İki farklı kibir türü, iki farklı düşmanı küçümseme tarzı… Sonuç aynı: Kelleye savrulan kılıçlar ve ölüm.

3) İktidar Hırsı da Neymiş Kıymetlimis? Çiğ Çiğ Ver Bize!

lotr___the_ring_of_power_ii_by_pakpolaris-d34hatj

Üzerinde en az konuşmanın gerekli olduğu madde bu bana kalırsa: Macbeth’in iktidara olan obsesifliği ile Tek Yüzük’ün etkisi. Bildiğiniz üzere Sauron’un bu güç yüzüğü, kullanan kişi üzerinde ondan vazgeçememe gibi birtakım etkiler yaratmakta. Smeagol sırf bu küçük lanet mücevher için en yakın dostunu öldürürken, Bilbo Baggins de yüzüğü teslim etmemek için adeta içinden şeytani varlık çıkarıyor. Yüzük elbette büyük manalarda kötü etki yaratıyor kullanıcısında. Hepsi de bizzat Sauron’un o hırs dolu kişiliğinden geliyor: Saf kötülüğün kol gezdiği o karanlık zihinden.

Aynı durum, Macbeth’in kral olmaya neden bu kadar çok takıntılı olduğu konusuyla da örtüşüyor aslında. Başta o kadar da psikopatça bağlı olmadığını düşündüğümüz Macbeth’in, tahta karşı olan bağlılığı ve umarsız hayalleri, onu inanılmaz düşüşüne sürükleyen etken oluyor. Bu hususta Tek Yüzük, iktidar hırsına muadil olurken, onu kullanan kişiler ve kapıldığı etkiler de Macbeth ile trajik yaşamı oluyor.

“Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak”

Tek Yüzük ve hükmetmek? Karanlık? Referanslar? Tolkien? Shakespeare? E eridik?

4) Ayaklı Trajik Kibir Macbeth ve Ölen Karakterlerin Tillahı Sean Bean!

(Boromir’dir o Boromir; Sean Bean olsa duramazdık)Lotr-boromir-1280jpg-b6a4d5_1280w

Macbeth soylu ama daha sonraları Kral Duncan’ın tahtına göz koyan, hırsı nedeniyle yozlaşmış bir kişilik. Kral Duncan’ı öldürdükten sonra soğuk ve acımasız biri haline gelen kahramanımız, Shakespeare tarafından ölmeden önce seyirciye “soylu ve onurluca savaşan” biri olarak tanıtılmakta. Bütün bir oyun boyunca Macbeth’e ve onun eylemlerine saydırdığınız onca laf, Shakespeare’in zekasından türeyen minik oyunlarmış aslında. Son perdede mağduriyet perdesinin arkasına gizlenen Macbeth için bir sempati beslememizi bekleyen Shakespeare’in amacı aslında tam anlamıyla bu, fazlası değil.

Aynı durum, bizim Gondor’un soylu oğlu Boromir için de geçerli. Tek Yüzük sebebiyle yozlaşan soylu bir adam kendisi. En az Macbeth gibi, bu yanıp tutuştuğu hırsına kavuşabilmek uğruna sinsice ve hatta fiziksel kuvvetin dahil olduğu yöntemlere başvuran son derece kararlı birisi. Her şeye rağmen yine de Boromir’in sonu da Macbeth’ten çok öteye gitmiyor ne yazık ki. Her iki karakterin de öldüğü gerçeği bir yana, biz uzun süredir sırf Sean Bean oynuyor diye öldü sanıyordu- (Tamam bu espriyi yapmadım sayın, Boromir’in ölmesinden dolayı hüzünlüyüz, affedin)

İyi adam maskesi ardına gizlenmiş kusurlarıyla kaybettiğimiz kahramanlarımız için bir dakikalık saygı duruşu… Yok vazgeçtim, Macbeth’in o kibri o kadar deli etmişti ki beni, iyi ki göçtü valla. (Gizli Macduff Fan Club Üyesi)

Kaynaklar: harmamaesmith.com, Reddit
Berna Ece Gündüz

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Tüm yazıları (523)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.