Takip ettiniz mi bilmiyorum, ancak Darren Aronofsky’nin yeni filmi mother! epey ortadan bölünmüş bir tepkiyle karşılaştı sinema dünyasından. Seyircilerin ve eleştirmenlerin bir bölümü filmin resmen içine düştü, bayıldı, çok coştu; öbür bölümü ise filmden açıkça tiksindi. Gerçekten, son yıllarda mother! kadar karma tepki alan çok az film görmüştük vizyonlarda.

Bu bir anlamda büyük filmlerin giderek birbirine benzediği ve hepsinin 10 üzerinden 7 bölgesine kapak atmayı başarı saydığı şu günlerde çok taze bir konsept. Hatta tazenin de ötesinde, uzun yıllardır görmediğimiz bir tartışma ortamının üremesine sebep olduğu için epey takdir edilesi bir şey bu. Çünkü bu film, diğer herkesi ortadan bölen tüm filmler gibi, ekstra bir şeye sahip olduğu için kafa karıştırıyor. Bir şablon takip etmiyor, bir formülden ürün üretmiyor. Başka bir şey yapıyor, o başka şey de insanların mizacı ve beklentilerine göre izleyenlerde o an ad ve anlamlandırmaları gereken tepkiler uyandırıyor. Bu film adına iyi bir şey yani.

Bugün mother! filminin konumuz olmasının sebebi ise, tam olarak da bu “ortadan bölünme” hâlini pazarlamalarına müthiş yedirmiş olmaları. Gerçekten, geçtiğimiz günlerde TV için hazırladıkları reklam bizce film pazarlama ile ilgili okullarda vizyon dersi olarak okutulmalı. Şakamız yok, mübalağamız tadında. Cidden bu kadar etkilendik fragmandan.

Yani dahiyane değil mi? Çünkü bu film insanların üzerine fikir oluşturdukları bir film zaten. mother!’ı “Ben film izlerken düşünmek istemiyorum” diyen kitle zaten izlemeyecek. Hedef kitle geriye kalanlar. Bu fragman açıktan diyor ki, “bizim filmimizi seven tam sevdi, nefret eden ölümüne nefret etti“. Bu kadar basit. Sen de o geriye kalan, rafine kitledensin. Buna bakınca diyeceksin kendi kendine, “Ulan oha, ben nasıl hissedeceğim acaba? Sever miyim? Nefret mi ederim?”. Merak edeceksin. Üstüne üstlük bir de dönen bir tartışma var, ona da dahil olmak isteyeceksin. İzleyesin yoksa da yazacaksın mother!’ı listeye.

Çünkü en azından, bir tepki uyandıracağı garanti. Betler çok basit. Ya zamanının ötesinde olduğu için %50’nin anlamadığı bir film bu. Ya da bir şeyler deneyip sert başarısız olduğu için %50’nin kızdığı bir film. Bu fragman da bunun altını çiziyor.

Ay gerçekten dahiyane ya. Kim yaptıysa, gerçekten, bravo!

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.