İçeriğe geç
Oyun 11 dk okuma

GameCube’a Özel Gelmiş Geçmiş En İyi 20 Oyun

Yiğitcan Erdoğan
GameCube'a Özel Gelmiş Geçmiş En İyi 20 Oyun

Vakti zamanında üç adet baya kapsamlı, baya meşakkatli liste hazırlamıştık, hatırlar mısınız? Kapanan PS3-360-Wii neslinin anısına, üç konsolunda kendilerine münhasır (yabancı tabiriyle exclusive) oyunlarını listelemiş, şu an bu konsolları alsanız yanında sipariş etmeniz gereken 20 oyunu sırasıyla burada, şurada ve orada yazmıştık. Düşündük, taşındık. Madem böyle bir taşın altına girmişliğimiz, elimizi böyle bir projeye atmışlığımız var; hazır okuyucu tabanımız da o zamandan bu zamana katlanmış, neden bir de bu tip bir seriyi bir önceki nesil için yapmıyoruz? En nihayetinde tekrar daldık arşivlerimize, video oyunlarının 6. neslinin altını üstüne getirdik.

Serimizin ikinci ayağını GameCube’a ayırdık. GameCube, Nintendo’nun şanlı tarihindeki yeri çok garip olan bir konsoldu. NES ve SNES dönemlerinde endüstriyi domine etmiş, Nintendo 64 döneminde de saygıdeğer bir iş çıkarmış olan Nintendo, kurulduğu andan beri ilk defa bir konsol neslini yarışta sonuncu olarak bitirdi. Sonraları Nintendo ekibi bunu “diğerleri gibi olmaya çalışmalarına” yoracak, Wii de endüstrinin tersine bir yol izleme kararı alacaklardı ama o sıralarda her şey çok ümitsiz gözüküyordu. GameCube gerçekten de PlayStation ve Xbox gibiydi, farklı olan tek olayı nevi şahsına münhasır gamepad’iydi.

Fakat yine de, Nintendo’nun bozulmaz geleneğini sürdürmedi diyemeyiz. Küçük mor küpe onlarca güzel münhasır oyun çıktı. İşte bizce en güzel olan 20’si aşağıda.

 

20. Mario Kart: Double Dash!!

1 Mario Kart DD

Hayatına SNES’te başlayan Mario Kart serisinin Mario Kart 64’te zirve yaptığı, ondan sonra da Mario Kart DS’e kadar azalan bir grafik izlediği doğrudur. Fakat gelmiş geçmiş en eğlenceli aksiyon / yarış oyunu serilerinden birini konuşuyoruz; düşüşteki bir grafik bile muhteşem bir oyun anlamına geliyor. Double Dash’in aroması dürüst olmak gerekirse biraz bulanıktı, fakat yerinde eklentileri ve güzel grafikleriyle yine de fütursuzca saatlerimizi çalmayı başardı.

 

19. Harvest Moon: Magical Melody

2 Harvest Moon

Harvest Moon serisi başka hiçbir şeye benzemez. Eğer bugüne kadar hiç kolunuzu kaptırmadıysanız, bir gün ailenin GameCube üyesi Magical Melody’ye bir el atabilirsiniz. Kısmen yaşam simülasyonu, kısmen ise çiftçilik simülasyonu olan serinin altıncı ana konsol oyunu şirin atmofserinin üzerine kurduğu naif hikayesiyle ön plana çıkıyordu. Her iyi yaşam simülasyonu gibi, delicesine bağımlılık yapması da cabasıdır. Düşünsenize, Sims + FarmVille diyorum, başından kalkabilir misiniz?

 

18. Star Fox Adventures

3 STar Fox Adventures

Nintendo’nun en ayıp ettiği serilerini sokak röpörtajları aracılığıyla kamuya sorsak, kuvvetle muhtemel akla ilk gelen isimlerden biri Star Fox olacaktır. Super NES ve Nintendo 64 döneminde sağlam uzay gemisi oyunlarıyla karşımıza çıkan Star Fox, GameCube’da Zelda-vari bir serüven oyunu olarak boy gösterince insanlar ilk başta kazan kaldırmışlardı. Fakat Star Fox Adventures öyle abartıldığı kadar kötü değil; hatta baya baya iyi bir oyundu. Oyuncu tepkisi korkuttu, Nintendo devamını getirmedi. Keşke getirseydi.

 

17. Wave Race: Blue Storm

4 Wave Race Blue Storm

Xbox yazımızda her konsolun bir tane imza ekstrem spor oyununun olması gerektiğini söylemiş, Wave Race’e göndermede bulunmuştuk. Gerçekten de Nintendo’nun diğer oyunlarının yanında bir hayli garip duran bir şey Wave Race. Fakat bu gariplik kesinlikle kalite ile ilgili değil. Zira eğer safi olarak olmuşluğa bakıyorsak, Blue Storm’u hiç tereddüt etmeden GameCube’un en iyi oyunları arasına koyarız. Hava ve su efektleri bir oyunun giderini böylesine arttırır mı arkadaş?

 

16. F-Zero GX

5 F-Zero

F-Zero GX… Seninle çok büyük bir aşk / nefret ilişkimiz var, biliyorsun. Senin başından saatlerce kalkamadım. Saatlerimi gömdüm sadece bir pisti başarıyla bitireceğim diye. Kariyer modu adını verdiğin o seri intihar sebeplerinde ilerlemek için saçlarımı feda ettim. Kel kafamdan sen sorumlusun F-Zero GX. Ama aynı zamanda herhangi bir oyunda tecrübe ettiğim en net hız hissinden de sen sorumlusun. O fütüristik pistlerde yarıştıkça, rüzgarın yanaklarımı yaladığını hissediyordum neredeyse. Bir başkaydın F-Zero GX. Seni seviyor ve senden nefret ediyorum.

15. Mario Smash Football

6 Mario Smash Football

Mario GameCube’un ömrü boyunca pek çok muhteşem spor oyununda yer aldı, fakat dürüst olmak gerekirse Smash Football kadar eğlencelisi pek olmadı. Tennis iyiydi, Golf bir süre sardı ama serde Avrupalılık var, nihayetinde dönüp dolaşıp geldiğimiz yer meşin yuvarlak ve beyaz ağlar oldu. Bir de tabii Atari döneminden içimizde ukte kalmış bir Goal 3 arzusu vardı, işte Mario Smash Football o arzuyu da tek başına kapattı. Biraz daha derinlikli olsaydı, daha yukarılarda da olurdu.

 

14. Pikmin 2

7 Pikmin 2

Nintendo’yu Nintendo yapmakla kalmayıp, aşağı yukarı oyun endüstrisini de bugünkü haline taşıyan Shigeru Miyamoto’nun GameCube neslindeki çocuğu Pikmin, strateji türüne özgün yaklaşımıyla zaten fırtınalar koparmıştı. İkinci oyundan beklediğimiz çok bir şey yoktu yani, az çok herhangi bir Nintendo devam oyunu gibi olmasını bekliyorduk. Fakat Pikmin 2 o kadar fazla oynanış yeniliği getirdi ki, isminin sonundaki 2 sıfatını en fazla hak eden devam oyunlarından biriydi.

 

13. Ikaruga

8 Ikaruga

Nintendo dendi mi, akla NES gelir, SNES gelir Amerikalarda. Ve NES veya SNES dendi mi, akla ilk gelen deli gibi zor oyunlardır. Ikaruga bu geleneği aldı, sırtında gururla taşıdı. İlk görünüşte basit bir shoot ’em up’tı, ama oyunu oynadıkça, parmaklarınıza ve reflekslerinize hitap ettiği kadar; beyninize de oynadığını kavrıyordunuz. Ikaruga zor bir oyundu. Ama bir kere başardınız mı hissettiğiniz o tadı da ondan başka çok az oyun vermeyi becerebiliyordu.

 

12. Paper Mario: The Thousand Year Door

9 Paper Mario

Paper Mario serisi, her zaman Nintendo oyunları arasındaki yeri ayrı olan oyunları koymuştur önümüze. Nintendo 64’teki Paper Mario, düpedüz oyunlara dışarıdan bakan, neredeyse meta bir işti. Thousand Year Door da benzer bir rota izledi. Komikti, eğlenceliydi ve çok güzel bir oynanışı vardı. Nintendo’nun ilk defa geçen oyunda tutturduğu grafiksel dil de gerçekten görmeye değerdi. Ve bir Mario oyununda hiç beklemeyeceğiniz bir şekilde, çok da ilgi çeken bir hikayesi vardı. Cidden diyorum, şaka değil, Mario oyunu ve ilgi çeken bir hikaye aynı diskteydi evet…

 

11. Final Fantasy Crystal Chronicles

10 Final Fantasy CC

Bu herhalde Square Enix’in affıdır. Bilen bilir, bilmeyenlere ise özet geçmek gerekir: Final Fantasy serisi iki nesil Nintendo’ya özgü kalmış, sonrasında Nintendo 64 döneminde gemiyi terk edip, Sony’nin büyük kapasiteli CD teknolojisine gönlünü kaptırmıştır. Pek çok Nintendo hayranı için büyük hayal kırıklığı olmuştur bu. İşte o yüzden de Crystal Chronicles’a Square’in affı diyorum, çünkü başka hiçbir platformda olmayan bir Final Fantasy oyunuydu CC. Baya da güzeldi. Tabii bir Final Fantasy VII değildi, o ayrı.

10. Super Mario Sunshine

11 Super Mario Sunshine

Normalde herhangi bir platforma çıkan Mario ana oyunları, ilk üçü zorlarlar. Hatta pek çok Nintendo konsolu için kafadan bir numara onlardır. Sorun şu ki, Sunshine tüm o muhteşem su efektleri, ağzı açık bırakan grafikleri ve Mario serisinin geçmişine kıyasla aldığı radikal risklerine rağmen ortalamanın üstünde olan; ama efsanelikten çok uzakta duran bir oyundu. Her Mario oyunu gibi eğlenceliydi, ama belki de kusuru Mario 64’ten sonra gelmek zorunda oluşuydu. Olsun, en azından Mario Galaxy için beklentileri düşürdü, Galaxy böylece daha da kıymetli gözüktü.

 

9. Animal Crossing

12 Animal Crossing

Bağımlılık budur arkadaş! Devamlı, siz konsolunuzu kapattığınızda dahi yaşamaya devam eden bir şehir; yapılacak tonlarca iş, inanılmaz şirin grafikler zaten oyunu kafadan klasik yapıyordu. Bir de Nintendo geleceği görmüş, oyunun içerisine bir Virtual Console koymuştu. Mario Bros, Zelda gibi klasikleri oyunun içinde toplayıp, oyunun içerisinde oynuyordunuz.  Bir yandan oyunları toplamak, bir yandan görevleri yapmak, bir yandan da evi büyüteyim diye koşturmak derken insan bir bakıyordu ki resmen yaşlanmış oyunla birlikte…

 

8. Fire Emblem: Path of Radiance

13 Fire Emblem

Fire Emblem serisine dair olan sevgimi bilen bilir. Taktiksel rol yapma oyunlarına olan aşkım ise bambaşkadır. O yüzden Path of Radiance’ı burada görmek, zannetmiyorum ki birilerini şaşırtmayı başarmıştır. Fire Emblem serisi ağırlıklı olarak mobil platformda kendini tanımlayan bir hanedan; ama arada ev konsolu sahibi ölümlüleri de ziyaret ediyor ve hemen hemen her gelişinde arkasında bir klasik bırakıyor. Path of Radiance’ın problemleri tabii ki vardı, ama bu onun gerçekten de GameCube’un en iyi oyunlarından biri olmasını engellemiyordu.

 

7. Resident Evil (2002)

14 Resident Evil

Bir dakika, bir dakika? Şimdi tutup da Resident Evil’ın GameCube’a özel olduğunu iddia etmeyeceğiz değil mi? Bari Resident Evil Zero’yu koysaydık? Hayır efendim, koyamayız. 2002’de çıkan Resident Evil yeniden yapımı tam da burada, bu kadar da yüksek bir yerden listeye girecek. Sebebi de basit. Oyunun neredeyse %70’i değişmiş; yeni eklenen oynanış mekaniklerinin neredeyse hepsi oyunu daha iyi hâle getirmiş; e zaten temel oyun da bir efsane… Daha fazla hak eden olabilir mi yedi numarayı sizce de?

 

6. Star Wars Rogue Squadron II: Rogue Leader

15 Rogue Squadron 2

Dibimizi düşürmüştü Rogue Leader dibimizi. Aklım uçmuştu resmen. Hiç unutmuyorum Level dergisi sayfalarında ilk defa ekran görüntülerini görüşümü. Star Wars hayranlığı yeni yeni başlamış genç bir dimağ olarak bir an önce bir GameCube edinmek, oyuna girişmek istemiştim. En sonunda yıllar sonra, bir GameCube aldığımda ilk elimin gittiği oyunda bu oldu. İçinizde bir yerde Star Wars sevgisi hâlâ varsa ben eminim, Rogue Leader’dan tatmin olmamanız mümkün değil.

5. Eternal Darkness: Sanity’s Requiem

16 Eternal Darkness

Nintendo’nun yayınladığı ilk 17+ oyundu Eternal Darkness: Sanity’s Requiem. Pek çok Mature damgası yiyen oyunun aksine, Eternal Darkness gerçekten de hazırlıksız, toy zihinlerin kaldıramayacağı bir maceraydı. Bütün oyun psikolojinizi bozmak üzere tasarlanmıştı çünkü. Oyun içerisindeki Sanity metreniz düştükçe, başınıza çok enteresan şeyler geliyordu. Bunların çoğunluğu da dördüncü duvarı kıran şeylerdi. İşte bu yüzden, karakterinizin Sanity metresiyle birlikte, sizinki de düşüyordu. Psikolojik oyun dendi mi, akla ilk gelendir.

 

4. Metal Gear Solid: The Twin Snakes

17 MGS Twin Snakes

Yine GameCube, yine bir yeniden yapım ve yine asıl materyalin halihazırda efsane temelinin üzerine çıkılan, daha da efsane bir oyun. Hideo Kojima bile MGS 1’in asıl ve definitif sürümünün bu olduğunu söylemişti. Beşinci nesilden altıncı nesle yaptığı sıçramaya mı hayran olasın, oyunun tamamen elden geçirilen ve muhteşemleşen sinematiklerine mi ağzın açık kalıp bakasın, yoksa Psycho Mantis’in meşhur boss dövüşüne mi dumur olasın şaşırırsın bu oyunda. Hakikaten de kusursuzdur.

 

3. Super Smash Bros. Melee

18 Super Smash Bros Melee

İlk Super Smash Bros iyiydi. Yanlış anlamayın beni, hakikaten eğlenceli, arkadaş ortamlarında çok iyi giden, keyifli bir multiplayer tecrübeydi. Ama bir şeyler eksikti işte. Melee ile tanışana kadar da ne olduklarını bilmiyorduk. Fakat Melee, torbalarca yeni karakteri, arenası ve tamamen elden geçen oynanış mekanikleriyle resmen kafamızın tepesine bir tane vurdu. İddialıyız, Melee kadar GameCube kolu sattıran bir oyun daha yoktur şu dünya üzerinde. Vallahi yoktur!

 

2. The Legend of Zelda: The Wind Waker

19 Wind Waker

Dünyanın en saçma şeyiydi hayranların Wind Waker’a kazan kaldırması. Herkes “gerçekçi”, “olgun” bir Zelda bekliyordu, cel-shade grafikli, şirin bir Zelda gelince resmen yer yerinden oynamıştı. Ne kadar aptalca bir şeydi yarabbim… Çünkü oyun bir çıktı piyasaya, bir anda herkes sustu. Oyunun yükleme ekransız aştığınız sınırsız okyanusu baş döndürüyordu. Link’in cel-shade grafikler sağ olsun sahip olduğu ifade kapasitesi, gerçekten de oyuna bambaşka bir boyut katıyordu. Her şeyin temelinde, oyun eksiksiz bir Zelda oyunuydu. Bağıranlar önce sustular, sonra da “remake’i gelsin” diye bağırmaya başladılar Nintendo’ya. Hey Allah’ım…

 

1. Metroid Prime

20 Metroid Prime

Buradan bir selam çakayım. Metroid Prime’ı bana merak ettiren kişi, Sinan Akkol’du. İlk defa onun sayesinde okudum, gördüm ve arzuladım Metroid’i. Diski yuvasına takıp, oynamaya başladığımda ise Sinan’ın bile az söylediğini fark ettim. Hani bazen karşınızda hiçbir hava deliği olmayan, pürüzsüz, bütün bir eser vardır; hafif huşu hisseder, hafif de ürkersiniz ya? Metroid Prime’ın yağmurlu ilk başlangıcı bende o hissi uyandırmıştı. Eşi benzeri yoktu Metroid’in, o yüzden Nintendo ona yeni bir tür icat etmişti: Birinci Kişi Serüven. Yeni bir türün ilk adımlarını atmak da, gerçekten Samus’a yakışırdı sadece…

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.