Geçtiğimiz hafta The Boys, 3. sezon finalini yaptı. İki yıldır beklediğimiz sezonu iki aydan kısa sürede bitirdik. Heyecanlıydık, bir yere kadar gazımız alındı, sezon geneli beklediğimizden iyiydi ama son bölümün bizi bıraktığı yerde tüm sezon fiyaskoya döndü. Dosyamızda bu sefer, üç sezondur görmekten illallah ettiğimiz birkaç problemi listeleyeceğiz. Bu problemler bir-iki değil sürekli tadımızı kaçıran ve artık birinin çıkıp senaryo ekibine; “hemen terk edin bu alışkanlıkları” demesini gereken meseleler. Sekiz maddede Boys’un üçüncü sezonunda gına getiren kısımlar aşağıdadır. 

1) Ahtapotlara Fısıldayan Adam

The Deep neden var, ne işe yarıyor, senaristlerin aklından ne geçiyor? Ne desem boş. Dizinin en kuş beyinli karakteri ve muhtemelen kendisi bir mizah unsuru ama emin değiliz çünkü komik değil. Aquaman birçok zaman, “Ne yani süper gücü balıklarla konuşmak mı?” demek suretiyle alaya alınan bir karakterken Deep de onun ilhamıyla yaratılan bir karakter olarak Seven üyeleri tarafından aynı oranda ciddiye alınıyordu. Dizinin başında, Vought’ta Starlight’ın karşısına çıkan ilk kişiydi ve Seven’ın içindeki pisliğin gözle görülen ilk basamağıydı. Ne olduğu ortaya çıkınca akılsız olduğu için Vought’un onu gözden çıkarması kolay oldu. Starlight’ın yüzleştiği durumun ardından karakterini ortaya koyması için senaryoda bir işlevi vardı ve Starlight karakter gelişimi adımını atınca, Deep misyonunu tamamladı.

İkinci sezonda Deep’i görmeye devam ettik. Scientology parodisi olduğunu düşündüğümüz bir cemaate girdi. Bu cemaatin, üyelerinin sermayesini nasıl sömürdüğünü ve nüfuzunu kullanarak şirketler ve de politikacılar üzerinde nasıl tahakküm kurduğunu gördük. Amerikan toplum yapısını, medyasını ve türlü kurumlarını eleştirel mizahla yansıtmasını sevdiğimiz dizi burada da toplumun göz önündeki bir fenomenini kendi hikayesinde materyal olarak kullandı. Bununla birlikte Deep’in karakter gelişimi veya hikayedeki yeri nihayete erecek sandık ama kendisi cemaatten çıktıktan sonra üçüncü sezonda da karşımıza çıktı. İlk iki sezonda bir şekilde yedirilen karakterin üçte artık bir yeri yoktu ve içinde olduğu her sahne istisnasız doldurma sahnelerdi. İçinde olduğu her sahne sinir bozucuydu ve bu ne senaryonun iyi yazılmasından ne de oyuncunun karakteri güzel canlandırmasındandı.

2) Yanlışlıkla Ölümsüz Olmak

Dizinin sulandığına delalet eden durumlardan biri, karakterle bir türlü yollarımızı ayıramamamızdı. Biri durup dururken ölmüyor diye laf edecek değiliz ama ölüme bu kadar yakın olup da kimsenin bir türlü harcanmaması ciddiyeti kaçıran bir durum. Özellikle süper gücü olmayan tayfa, her duruma ve mevzuya balıklama atladıkları için kendilerini ölümle burun buruna getirip her seferinde de “deus ex machina” tarzı bir dokunuşla ölümle kurtuldu. Süperlerin arasında da bir örnek var ki karakter gelişimini bir türlü tamamlayıp çıkıp gidemedi.

Deep, dizinin en büyük akılsızıysa A-Train de dizinin en ezik karakteriydi. Her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor ve sürekli sonu kestirilemez hareketler yapıyordu. İlk sezonda iki defa Hughie’nin elinden ölebilecekken birinde sadece bacağı kırıldı, diğerinde kalp krizi geçirdi; ilk yardım uygulanarak hayatı kurtarıldı. İkinci ve üçüncü sezonda sürekli dışlandı, Homelander tarafından aşağılandı ve eski gücüne hiçbir şekilde yeniden ulaşamadı. Homelander’a kafa tutacak oldu, onun yerine bunu gerçekten yapacakları ona ispiyonladı. Vought entrikalarından uzaklaşıp kendi mahalle sorunlarıyla ilgilenecek oldu onu da rezil etti.

Tam dizide iyice kalabalık etmeye başladığı sırada ilk defa karakter gösterip Hughie’den özür diledi, arkasından kalbinin dayanmayacağını bile bile intikam için koşarak bize bir Mortal Kombatfatality”si izletti. Kimsenin geçmediği ücra bir yolda kalp krizi geçirdi ve öldü sanıyorduk ki bir bölüm sonra karakteri tedavi edilmiş şekilde tekrar uyanmış olarak gördük. Yine Vought’ta kaldı, yine ezildi ve son kavgada ortaya bile çıkmadı. Kalp kriziyle diziden çıkış bileti A-Train için hak ettiğinden daha iyi bir sondu ama her rüzgârda sallanmak üzere yeni sezonda yerini garantiledi.

3) Starlight ve Hughie Cıvıklığı

Bu iki karakterin ayrı ayrı halleri ve tavırları üzerinde söylenebilecek çok şey varken sadece ilişkileri üzerinden tanımlanır hale geldiler. İlk iki sezonda zaten sürekli tartışıp barışan çift, üçüncü sezonda bir araya geldikleri her sahnede bir ilişki krizi yaşadı. Olay yerinde karşılaşınca bile beşer dakikalık tartışmalarına devam ettiler ve bizi asıl şamatadan uzaklaştırıp ekran süresi çaldılar. Ne zaman ayrıldılar ve kendilerince doğru olanı yapmaya karar verdiler; o zaman ikisi de rasyonel karar alıp, sorunları çözmeye başladı. Starlight, Vought kulesinden çıkıp sadece gerçekleri konuşmaya başladı ve bununla Homelander’a hasar verdi. Hughie de bir süreliğine acaba demeyi bırakıp karar alabildi ama ikisinin de bırakabileceği etki sınırlı oldu.

4) Kimiko, Frenchie ve Yersiz Fransız İhtilali

Bu ikilinin ilişkisi kriz anlarında serpilip yeşerdi. Kimiko grubun sessiz vicdan azabı; Frenchie ise hassas kalplisiydi. Birçok badireden sonra birbirlerinden ayrılmayacaklarını anladık. Bu sezonda nedense Frenchie’nin geçmişi hakkında ayrıntılara boğulduk. Nina’nın gelişiyle açılan sayfalar, Frenchie için yük olmaya başladı ve ona belirli oranda karakter gelişimi yaşattı. Frenchie hayatı boyunca kendine söyleneni yapmış, emir kulu olmuştu; artık söz hakkı elde etmek istiyordu. Bunu da son bölümde her an kan dökülmesiyle sonuçlanabilecek bir tartışmanın ortasında; ben sigorta istiyorum diyerek yaptı.

Kimiko, tetiği başkasının elindeki bir silah mı yoksa kavganın gürültünün arasına düşmüş masum bir insan mı olduğunu tartıp dururken sonunda, tetiği kendisi olan bir silah olduğuna karar verdi ve karakter gelişimi vitesini resmen geri taktı. Rusya turu dönüşünde, ölüme yakın hissedip bundan mutluluk duyan karakter, son bölümde “Maniac” dinlerken “ölmücem ama öldürücem” mertebesine erişti. Bu arada dizinin güzel yanlarından ilk üçte sayacağımız müzik seçimi de kötü sahneye kurban edilen güzel müzikle etkisini kaybetti.

5) Geçmişe Dönüş

Geçmişine daldığımız tek kişi Frenchie olmadı. MM, Noir ve Butcher’ın da travmalarına yolculuk ettik. Bu kadar kişinin arasından hikâyeyi bir yere götüren tek kişi Noir’dı. Hem çizgi film karakterleriyle dolu hayal dünyası hem de Grace Mallory’nin anlattığı kamp hatırası Noir’ın karakterini tanımak ve de olayın içindeki yerini anlamak için önemliydi. Önemli olmayansa daha önce bütün hikâyeyi dinlediğimiz Butcher’ın gençliğini flashback olarak görmekti. Ekranda gördüğümüz her an, ikinci sezonda Butcher ve babasının tartışması sırasında ağızlarından çıkmıştı.

Bir de MM mevzusu var ki orada flashback yapmak yerine sürekli karakteri bu konu hakkında konuşturmayı seçtiler. Sorun şu ki bunu ilk sezonda söylendiğinde anlamıştık, ikide de öyle; üçüncü sezonda MM’in ağzından aynı şeyi sürekli başa sardırmaya gerek var mıydı? Ailesi kahramanlar tarafından öldürüldü ve obsesif kompulsif bozukluk sorunu bundan sonra başladı.

6) Supernatural

Dizinin yapımcısı ve kreatif kontrolünü elinde tutan kişi Eric Kripke, aynı zamanda Supernatural’ın da yaratıcısı. Supernatural, kült olabilecekken sakız gibi sündürülüp, 15 sezonda “Bir Allah kaldı karşılaşmadığımız”, diyerek son bölüme de onu ekleyerek final yapmıştı. Şimdiye kadar Kripke için; Supernatural’ın güzel yanlarını almış diyorduk ki bunlar müzik seçimi, “kardeş/ekip” kimyası, müzikal/çizgi film vb. meta anlatım yolları derken gördük ki Supernatural’ın kötü yanlarını da almış. Belli ki The Boys’un dördüncü sezonda da bitirilmeye niyeti yok ve bunlar da bıktırana kadar devam edecek. Nasıl Supernatural’da sezon finalinden sezon finaline, asıl mevzular koparken aradaki bölümler alakasız ilerliyorsa The Boys’ta da karakterlerin yan hikâyeleri, bu kalabalık etme görevini yerine getirecek.

7) Maymunlar

Butcher’ın öyle büyük bir zeka değil de karar verirken gözünü karartan bir alfa şempanze olduğundan şurada bahsetmiştik. Sonunu düşünmeden verdiği kararlar arada seyir zevkini düşürse de üçüncü sezonda artık tahammül edilemez hâle geldi. Haplanıp Gunpowder’ın karşısına çıkınca elde edeceği gücün görünmezlik olmadığını nereden biliyordu? Eğer öyle olsaydı, görünmez cesetle Butcher’ın öldüğünü de kimse anlamazdı. Ryan’ı neden kendinden soğuttu veya Soldier Boy’un dönüşünü neden kamuoyuna sızdırmadı gibi soruların da pek cevabı yok. Bunları uzatmaya kalksak zaten başka bir yazı konusu çıkar.

Her şeyi yiyebiliriz ama son bölümde Butcher’ın bir anda taraf değiştirmesini kabul edemeyiz.

8) Sekizinci Bölüm

Bardağı taşıran son damla, son bölümün kendisi. Başı değil, sonu değil; komple kendisi. Resmen senaryo son geceye bırakılmış. Sezonun başında, sonunu nasıl getireceklerini planlamışlar; sonra da bunu unutup son bölümü çekecekleri gün hatırlamışlar. Yukarıdaki 7 madde bu bölüm için de geçerli, tekrar hepsini saymaya gerek yok; bu bölümde zirveyi yaşıyoruz. Falsoların hangi birini saymakla başlanır, emin değiliz. Black Noir’ın vedasına ciğerimizi bıraktık ama onun ölümü, diğerlerinin ölümsüzlüğü arasında kaynadı gitti. Homelander’ın iki dakika sonra Ashley’nin peruğunu zorla çıkarttırması, Noir’ın bağırsaklarının sarkmasından daha akılda kalıcı bir sahne oldu.

Kavgada Butcher’ın, Ryan’ı yerden kaldırıp binadan çıkarmak veya bunu Maeve’den istemek yerine Soldier Boy’a saldırmaya başlamasını kimse çıkıp da herhangi bir mantık çerçevesinde izah edemez. Homelander karşısında tek başına şansı olmayan Maeve’in iki saniye Homelander diğerlerine saldırana kadar bekleyip ondan sonra kavgaya dâhil olmamasını da öyle. Herkes bir anda saçmalaya başladı. Biri gider müzik açıp katliam yapar; biri gider V bileşenini mi alsam, sevgilime spot ışıkları mı yansıtsam ikilemine girer derken sonunda diziye girdiği gibi çıkan tek kişi Soldier Boy oldu. Bir de günün kahramanı Maeve, herkes nasıl olsa biri kahramanlık yapar diye beklerken herkesin önüne atlayıp kendini feda etti ve bunu olabilecek en kötü slow motion’la yaptı.

Şimdi kavga için başa saralım. Kavga edilir, Soldier Boy ve Butcher, Homelander’ı indirir, herkes mutlu. Soldier Boy sapıtır, Homelander dâhil ona saldırırlar, onu indirirler, herkes mutlu. Homelander ve Soldier Boy ekip olur, Butcher’ı indirirler; Homelander mutlu. Homelander’ın uçak videosu kamuya sızar, Maeve ve Annie mutlu. Ryan’a gerçekten bir şey olur, bütün dengeler değişir, kimse mutlu değil ama seyirci umutlu. Yani birilerinin mutlu olması için birine bir şey olması gerekiyordu ki izlediğimiz bölümler boşa gitmesin. Şimdi bir bölümle bütün sezon boşa çıktı. Ryan, geçen sezonda Butcher’la değil de babasıyla gitseydi bu kadar uğraşmazdık.

Bu gözler ahtapotla ilişkiye giren bir adam gördü. Bize daha düzgün bir sezon finali borçlulardı. Herogasm’dan sonra sezon finali verip, son iki bölümü yayınlamasalardı beklemeye değer daha çok şey olacaktı. Şimdi kenara atılmış Stan Edgar gibi yeni sezonu, yeni gelişmeleri bekliyoruz.

Yazar

Sabah kuşağı çizgi filmleri müdavimi.

4 Yorum

  1. 6. Maddede Eric Kripke’yle ilgili olan kısım hatalı. Eric, Supernatural’ı daha en baştan 5 sezon olarak planladığını her fırsatta dile getirmişti. Dizinin çok tutması üzerine sürekli uzatma kararını alan Warner’dır. Kripke, 5. sezon sonunda showrunner görevini bırakıp Supernatural’dan ayrılmıştır, adı sadece “Created by” olarak geçer. 6. sezondan itibaren dizi başkaları tarafından yapılmıştır. Yanılmıyorsam son sezonlarda Kripke projeye yine dâhil oldu ama sadece danışman olarak görev aldı, yaratıcı kısma pek karışmadı. Zaten dizinin Kripke’nin final olarak planladığı 5×22 bölümü hâlâ en iyi bölümü olarak görülmektedir. Yani özetle Supernatural’ın ilave 10 sezonu Kripke’nin marifeti değildir.

    • Müzikli kisimlar harika dizi izlemesini bilmiyorsun deep de gayet güzel ve yerliydi tamamlanmış bir dizi değil ciddi bir dizi de değil izlemesini bilmiyorsun

  2. Grafik romana geri dönmek istiyorum. Her yazdığına katılmamakla birlikte fark yarattıklarını düşündükleri çoğu unsurun cılkını çıkardılar bence… Karisti biraz..

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.