Boardgame denince akla gelen ilk oyunlardan biri hiç şüphesiz satrançtır. Herkesin oynadığı veya bildiği, hem basitçe oynanabilen hem de zihninizin sınırlarını zorlayabildiğiniz bir oyundur satranç. Aynı zamanda bir spor dalı olarak da kabul edilen satranç, iki kişi ile oynanan ve oyun süresinin sınırsız olduğu bir oyundur.

Tarihi binlerce yıl öncesine kadar uzanan satrancın ilk bulguları Mısır piramitlerindeki kabartmalardır. İsmini de M.S. 4. yüzyılda oynanmaya başlayan Hindistan’da “Çaturanga” şeklinde almış ve günümüze de satranç olarak gelmiştir. Yüzyıllar geçtikçe de tüm dünyaya yayılmış ve popülerlik kazanmıştır. Hatta 15. yüzyılda Avrupa’da soylular arasında çok popüler bir hâle gelmiş ve bu yüzden “kraliyet oyunu” olarak anılmıştır. Oyunun kuralları zaman içerisinde değişiklik göstermiş olsa da 19. yüzyılda bugünkü oynadığımız standart şeklini almıştır.

Nasıl ortaya çıktığı ile ilgili birçok hikâye vardır ancak en bilineni, buğday tanesi efsanesidir. Efsane kısaca şöyledir: Yüzyıllar önce Hindistan’da savaşmayı çok seven bir kral varmış ve ortada hiçbir sebep yokken bile komşu ülkelere saldırıyormuş. Halk, bu durumdan hiç memnun değilmiş ve bu duruma bir çözüm bulmak için şehrin en bilgili insanı olan “Yüce Bilgin”e danışmışlar. Yüce Bilgin düşünüp taşınmış ve bir çözüm bulup kralın yanına gitmiş. Elindeki kutunun içinden değişik şekillerde taşlar çıkarıp “Kralım işte size aynı gün içerisinde defalarca savaşma imkânı sunan bir oyun getirdim. Bu taşlar askerleriniz, atlarınız ve filleriniz. Siz de oyunun şahısınız, yanınızda da bir veziriniz olacak. Bu gördüğünüz tahta üzerinde de taşlarınızı oynatacaksınız.” demiş.

Kral bu oyunu öyle sevmiş ki bundan sonra komşu ülkelere savaş açmamış. Çünkü bu şekilde bir tahta üzerindeki taşlarla savaşmak, ona, hem daha masrafsız hem de daha eğlenceli gelmiş. Oyunu çok beğenen Kral, Yüce Bilgin’e “Dile benden ne dilersin!” demiş. Altınlar, elmaslar ve daha nice hediyeler isteyebilecek olmasına rağmen Yüce Bilgin, “Kralım, bana buğday verin yeter. Bu satranç tahtası üzerindeki kareler kadar buğday istiyorum. Birinci kareye bir buğday, ikincisine iki, üçüncüsüne dört ve bu şekilde her kareye öncekinin iki misli olacak şekilde buğday verseniz yeter.” demiş. Kral başta “Benden onca şey isteyebilecekken buğday mı istiyorsun?” diye hayrete düşmüş ancak gereken buğdayı hesaplandığında beş yüz yetmiş milyar ton buğday gerektiği ortaya çıkmış. Bunun üzerine Kral, Yüce Bilgin’i zekâsından dolayı tebrik etmiş. Satrancın ortaya çıkışıyla ilgili en yaygın efsane budur.

Satranç, oynaması oldukça zevkli ve galibiyet tatmini oldukça yüksek bir oyundur. Siyah beyaz karelerle bezeli bir zemin üzerine siyah beyaz taşların dizildiği bir boardgame oyunu olan satranç, toplamda otuz iki taş ile oynanır ve her iki oyuncuya on altı taş düşer. Nasıl oynandığından uzun uzun bahsetmeye gerek yok ama piyonlar, atlar, filler, kaleler, vezir ve şahın oluşturduğu taş takımıyla çeşitli hamleler yaparak karşınızdaki tarafın şahını köşeye sıkıştırmak üzerine kurulu bir oyun. Zaten herkesin satrancın nasıl bir oyun olduğuna dair az çok fikri vardır. Bu yazıda asıl anlatmak istediğim nokta, oyunun kuralları ve oynanış teknikleri değil. Asıl anlatmak istediğim şey, nasıl olmuş da satranç dünyanın en popüler boardgame oyunu olmuş?

Bu süreç aslında sürekli olarak gelişen bir süreç çünkü ilk ortaya çıktığı zamandan günümüze kadar ilgi görmüş bir oyun satranç. Bir boardgame oyununu iyi yapabilecek her şeye sahip. Taşınabilirlik, anlaşılırlık, sürekli oynanabilirlik ve heyecan unsurları oldukça başarılı düzeyde olan bir oyun. Satranç popülerliğini yıllar geçtikçe arttırmış bir oyun ancak bütün dünya çapında yaygınlaşması 19. yüzyılı bulmuş.

O zamana gelene kadar Rönesans döneminde uzunca bir süre “kraliyet oyunu” olarak kalmış ama zamanla halk içerisinde de yaygınlaşmış. Asıl patlamayı da 19. yüzyılın başlarında düzenlenmeye başlanan satranç turnuvalarıyla yaşamış. Zamanla federasyonlar, kulüpler kurulmuş ve bu sayede de günümüzdeki standart hâlini almış. Ayrıca bu turnuvalar, satrancın oynanışına ve tekniklerine de yeni yeni özellikler katmıştır. Ülke çapında ve dünya çapında düzenlenen turnuvalar, bu sayede geliştirilen stratejiler, zamanla satrancı hem tüm dünyanın en popüler boardgame oyunu yapmış hem de profesyonel anlamda satrancın yapısını geliştirmiştir.

Bence satrancın bu kadar popüler olmasında en önemli etken oyunun game-design diye tabir ettiğimiz genel oyun tasarımı. Oyun baştan sona harika bir düzene ve oynanışa sahip. Taşların hareket düzeni, sürekli artan heyecan ve kazandığınızda verdiği tatmin gerçekten başarılı bir boardgame yapmaya yetiyor satrancı.

Harika satranç oynamak zorunda değilsiniz ama satranç oynamak bence başlı başına çok keyifli bir aktivite. Ayrıca strateji geliştirmek, rakibin hamlelerini tahmin etmek de zamanla insanda bir beceri oluşturuyor. İsterseniz internette rahatlıkla bulabileceğiniz ücretsiz sitelerde oynayabilirsiniz ama ben gerçek bir satranç takımıyla taşları hareket ettirmenin zevkini, yani gerçek bir boardgame gibi oynamanın zevkini hiçbir şeye değişmem. Sizler ne dersiniz?

Yazar

Tasarım, fotoğraf, oyun, teknoloji, müzik, edebiyat, sanat, mutfak ve daha birçok şeyle ilgili insan. Soundtrack delisi. Sosyal medya: @mfurkanakyuz

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.