Fantastik dünyalara ilgi duyan, yani bu işin geek’i olan herkesin bildiği ve sevdiği Orta Dünya, içinde birçok hikâye barındıran, oldukça geniş bir dünya. Hatta bilmeyeniniz varsa, ciddi ciddi Orta Dünya tarihçileri var; yazılan eserlerden hareketle Orta Dünya ile ilgili araştırmalar yayınlayıp, yorumlar yapıyorlar. Yani Orta Dünya tarihçiliği, ciddi bir müessese.

İçinde bir ton hikâye barındıran Orta Dünya’da, hemen bütün hikâyeleri bir noktada birleştirmeyi başaran bir organizasyon var ki o da Elrond’un Divanı. Bir kitapta, hazırlık süreci ve Frodo’nun iyileşme sürecini hariç tutarak bu divanın toplanışı sadece bir bölüm olarak geçmesine ve bölümde anlatılanlar olaylar, 24 saatte bitmesine rağmen Elrond’un Divanı, kendisinden önce yaşanan olaylar ile sonrasında yaşanacak olaylar arasında önemli bir bağlantı noktası oluşturuyor. Orta Dünya’nın geçmişi ile geleceği arasında ne gibi bağlar bulunduğunu burada görüyoruz. Bu derece geniş bir dünyanın bence en önemli olayı bu olduğu için de Elrond Divanı üzerinde konuşmak istedim. Eğer vaktiniz de varsa buyurun, gelin ve Divan’ın önemli olaylarına birlikte değinip, yorumlayalım.

Öncelikle buradaki ilk gönderme, toplantının başında Elrond’un sözleri ile başlıyor:

“Buraya çağrılmanızın amacı buydu. Çağrılmanızın dedim, ama sizleri, uzak ülkelerden gelen bunca yabancıyı, yanıma ben çağırmadım. Sizler gelerek, tam da şu anda burada birbirinizle karşılaştınız; şans eseri gibi gelebilir size. Ama işin aslı öyle değil.”

Hiçbirinin çağrılmadan gelmesinden kasıt, Boromir’in rüya tabiri için gelmesi ya da Frodo’nun yüzüğü teslim etmek için gelmesi gibi, orada bulunan herkesin, farklı amaçlarla toplanması. Bu da çok ciddi bir şekilde bir Eru Ilúvatar göndermesi ve aslında, seriye Yüzüklerin Efendisi ile başlayanlar için geçmişe dönük bir kapı açılıyor. Bu dünyada, kutsal bir gücün varlığını vurguluyor. Ayrıca elflerin binlerce yıl yaşadıklarını ve hükümlerinin azaldığını; Orta Dünya’da insanların çağının başlayacağına yönelik atılan tohumları, buradan görüyoruz.

Bu dünyada kötülüğün, fısıltı -dedikodu da diyebiliriz buna- ile yayılmasını, yine Divan’da, cüceler üzerinden görüyoruz. Zira cüceler arasında Moria Madenleri’ne gitmesi konusunda kulaktan kulağa bir söylenti yayılmış. Ayrıca Gandalf, yüzüğün üstündeki yazıyı okuyunca Elrond’un kitap boyunca ilk ve son kez sinirlenmesine şâhitlik ediyoruz. Bu da kötülüğün lisan ile de yayılabileceğini, kör göze parmak şeklinde açıklıyor. Bu dünyada lisan çok önemli. Sonrasında, kardeşliğin yolculuğu sırasında Aragorn’un neden Moria Madenleri‘nden geçmek istemediğini de aslında bu toplantıda öğrenmiş oluyoruz.

Tabii ki Tek Yüzük’ün kaderini belirleyecek olan bir konseyde, yüzüğün hikâyesi anlatılmazsa olmazdı. Anlatılanlardan anladığımız kadarıyla Tek Yüzük hakkında, Elrond ve Gandalf da dâhil olmak üzere, hiç kimsenin o kadar da bilgisi yok. Sadece yüzüğün gücü hakkında bilgileri var. Hüküm Dağı’nda yüzüğü yok edebilmek, bir olasılık. Burada, Orta Dünya’nın çaresizliğini görmüş oluyoruz ve açıkçası bu çok üzücü bir durum. Sonuçta Orta Dünya’nın önde gelen birçok ismi orada ama sadece bir olasılık üzerinden, kaderlerini belirlemek için karar alıyorlar.

Yüzüğün hikâyesi sırasında öğrendiğimiz bir diğer şey de Gondor’un sıradan bir kent olmaması, Orta Dünya’da bulunan en büyük ve en kapsamlı kütüphanenin de Gondor’da bulunması. Anlayacağınız Gondor, bir kültür başkenti. Ayrıca Boromir’in devreye girmesi ile Gondor’un da düşmek üzere olduğunu ve tek dostlarının Rohanlılar olduğunu öğreniyoruz. İlk defa Rohan’ı duyduğumuz yer burası. Ayrıca Rohanlılar Türk’tür! şaka şaka; Rohanlılar, Rohanlı’dır, sadece bu geyiğe girmeden duramazdım. Yüzüğe ne yapacağız diye konuşulurken, kitabı ilk kez okuyan herkesin aklına gelebilecek, “Neden yüzüğü kartallar ile götürmediler” gibi bir başka soruya da açıklık getiriyorlar. Tom Bombadil’e verelim önerisine “Yüzük onun o kadar umurunda değil ki, yüzüğü versek kıyıda köşede bir yerde unutur şimdi o, onu hiç karıştırmayalım.” diye bir yanıt geliyor. Tam böyle gelmiyor ama bunu diyorlar özetle.

Rohan sayesinde aslında Saruman ve Radagast hakkında da fikir sahibi oluyoruz. Saruman’ın, Rohan’ın tek veliahdını öldürdüğünü ve kralını da kara büyüler ile kontrol altına aldığını öğreniyoruz. Saruman’ın pek de iyi niyetli olmadığı az çok biliniyordu ama kötü birisi olduğu, artık tescillenmiş oldu. Radagast’ın ise kötü bir niyeti olmadığını ve olaylar hakkında o kadar da çok fikir sahibi olmadığını öğreniyoruz.

Aragorn’un aslında kim olduğunu öğreniyoruz ve bu yolla sadece bir kralın değil, bir kral soyunun hakkında da fikir sahibi oluyoruz. Bir kralın yolculuk hikayesini dinlemek tek başına da çok keyifli bir konu iken bu hikâyenin Elrond’un Divanı’nda anlatılıyor olması da aslında bu divanın ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor.

Bilbo Baggins’e duyulan saygı ve hürmeti, konseyde oturduğu yere bakarak anlayabiliyoruz. Bilbo sayesinde de hobbitlerin Orta Dünya’daki önemini anlıyoruz. Zaten koskoca Orta Dünya’nın kaderini bir hobbitin eline bıraktılar, oradan da anlayabilirdik ama bu kararın altını doldurmak için Bilbo’nun konseydeki yerinin, güzel bir detay olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Sam’in bu kadar önemli bir toplantıya sızabilmesi de bizlere, hobbitlerin gizlenmesi hakkında bir fikir veriyor.

Elrond Divanı çok geniş hikâyeleri etkileyen bir organizasyon Orta Dünya için, ben de elimden geldiğince bu Divan ile ilgili önemli şeyleri sizlere anlatıp, yorumlamaya çalıştım. Sizin için önemli olan farklı detaylar veya kaçırdığımı düşündüğünüz bir şeyler varsa buyurunuz efendim, yorumlarda belirtiniz.

Yazar

Viking gibi göründüğüne bakmayın, içinde sarhoş bir İrlandalı yatıyor. 7 yaşından beri yarı zamanlı geeklik kariyerine sahip bir birey. @olhnms

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.