Doctor Who’nun en büyük silahı, sadece bir bilim-kurgu dizisi olması değil. Bir yandan da bu bilim-kurgu yanı sayesinde bizi geçmişe götürüp hayran bırakması. Arada bir Charles Dickens’a, Vincent Van Gogh’a, Rosa Parks’a, bazen de Nikola Tesla’ya uğruyor. ‘Bakın burada uzaylılar işleri epey karıştırdı ama biz düzelttik’ diyor. Tarihte hiçbir şey olmamış gibi devam etse de bu bölümler bizi duygulandırmaya ve sıklıkla bilim-kurgu olarak tatmin etmeye yetiyor. Nicola Tesla’s Night of Terror de bizi mutlu eden bir bölüm oldu bu açıdan: Bilindik bir kişiliği Doctor Who’da görüp mutlu olmamak elde değil. Şimdiye kadar yazdığımız tüm incelemelerde bu sezonun geçen sezondan kesinlikle daha iyi olduğunu ancak hala bizi belli karakterler ve detaylarla rahatsız ettiğini söylemiştik. Bu bölüm bunu kırıyor gibi.

Yazının devamında bölümle ilgili keyfinizi kaçıracak çokça bilgi vereceğiz, dikkat edin.

Bradley Walsh as Graham, Jodie Whittaker as The Doctor, Tosin Cole as Ryan - Doctor Who _ Season 12, Episode 4 - Photo Credit: Ben Blackall/BBC Studios/BBC America

Doktor ise bölüme Tesla ve Dorothy siyah kukuletalı biri tarafından kovalanırken onları kurtararak dahil oluyor. Doktor’u bölüme sokmak için ilginç ve yeni bir yol bu. Sonrasında ise birinci sınıf yolculuk yaptıkları trenlerine biniyor ve bütün karakterleri bir araya toplamış, New York’a doğru yola çıkmış oluyoruz. Ama tam burada bölüm rahatsız edici bir günah işliyor. Yol arkadaşlarından kimse Nikola Tesla’nın kim olduğunu bilmiyor. Oysa yol arkadaşları izleyicinin vekaletini yaparlar Doctor Who’da. Onlar bir uzaylı ırkını bilmiyorlarsa normaldir, Doktor’un bize ve onlara bilgi vermesi gerekir. Ama Nikola Tesla’yı tanımamak, karakterlerimiz kadar seyirciyi de aptal yerine koymak oluyor. Popüler kültürün bildiği ve özenle düzelttiği iki şey var: Birincisi, Frankenstein canavarın değil, doktorun adı. İkincisi, Tesla Edison’dan daha başarılıydı. Zaten bölümün geri kalanında da sanki aradaki çekişmeyi biliyormuş gibi tüm yoldaşlar Tesla’ya yakınlık duyuyor, Edison’a da laf sokuyorlar epeyce.

2

Edison’ın ajanlarından birinin gizli gizli fotoğraflarını çekmesiyle bütün bu işler onun başının altından çıkıyordur diyerek yola koyuluyorlar. Bir sürü mucidi kendi himayesinde çalıştırıp bu iş üzerinden para kazanmasını tiksintiyle izliyorlar. Ama bu iş böyle, eğer sermayen ve ticari aklın varsa piyasada hayatta kalırsın, Tesla’nın adını tarihe öyle büyük harflerle yazdıramamasının bir sebebi var. Şirketler fikirlerden önce pazarlıkla kurulur. Fikrin sahibi olmak, yeni bir şey düşlemek ve onu gerçeğe dönüştürmek önemli değildir. Önemli olan patentini alacak paraya sahip olup olmadığınızdır. İsterseniz alternatif akım gibi bugün dahi kullanılan pratik bir fikri savunun, sermaye doğru akımı savunan adamın elindeyse ders kitaplarına o girer. Bu arada ilk kez Klasik Who‘da oyunculuk yapan Robert Glenister‘ın da Thomas Edison olarak fazlasıyla sinir bozucu olduğunu söyleyelim, tam olması gerektiği gibi.

Ama kapitalist Edison bile uzaylılarla anlaşıp Tesla’ya komplo kadar kötü biri değil. Ajanları da kendi ajanları değil, sadece görüntüyü yansıtan başka kişilermiş. Doktor bunu öğrenince epey sert biçimde, ajanı yanan bir çemberin içine koyarak bilgi toplamaya çalışıyor, Yaz’ı da uyaracakken onunla ile birlikte akıl yürüten Tesla, insan formunu çalmış uzaylılarca ele geçiriliyor. Yaz’ın da yaptığı hatayı yapıp küreyi istediklerini mi düşünmüştünüz? Hayır, istedikleri Tesla’nın ta kendisi. Böylece Silurian silahından Thassa Küresi’ne bölümdeki tüm karmaşık  ögeler bir anlam kazanıyor. Skithralar ve kraliçeleri, silahlarından gemi parçalarına her şeylerini başkalarından çalan bir toplulukmuş meğer. Bu durumda kendilerine hizmet etmesi için  bir mühendis el koymaları da şaşırtıcı değil, hem de onların sinyalini keşfedip yanıtlayacak kadar zeki Tesla’yı kaçırmak çok zekice bir hamle.

3

Bu noktada bölüm iyice dikkatimizi çekmeyi başarıyor. Sonunda asıl meseleyi çözmüş oluyoruz, hikaye de başka bir noktaya evriliyor. Burada Yaz ile Tesla arasındaki muhabbetlerin hoş olduğunu söyleyeyim.  O sırada aşağıda olan Graham ve Edison’ın konuşmaları da tatlıydı. Doktor’un Tesla ve Yaz’ı gemiden kurtarması da güzeldi, gerçi bu Doktor’un paçayı sadece bir fotoğraf makinesi kullanarak ilk kurtarışı değil: City of Death’e gönderme var! Ardından tempo biraz düşüyor, Doktor’un kendini feda etmeye hazır Tesla’ya umut verişi ile tekrar yükseliyor. Tesla’nın kablosuz enerji aktarımı fikriyle güzel bir plan yapıyorlar, sokakları ‘Tesla pis işler peşinde siz iyisi mi eve girin’ diye boşaltıyorlar, ardından Yaz ile Edison’ın kovalamaca sahnesi başlıyor. Hafiften komik gelse de Edison ile günümüzden bir İngiliz’in ‘akrep yaratıklardan’ kaçması, dönem seti kurmaya parayı nereden bulmuşlar diye bir sorgulatıyor.

Bölümün sonunda, Doktor’un Skithra Kraliçesi’ne epey nefret kustuğunu görüyoruz. Hırsızsın sen, parazitsin diye kızıyor epey, ‘Sen öldüğünde arkanda kandan ve başka insanların dehasından başka bir şey kalmayacak’ diyor Kraliçe’nin suratına. Öncesinde de ‘kraliçeyi öldürürsek hepsi ölür’ demişti, bu da beni epey şaşırttı doğrusu, Doktor’un böyle rahatça öldürmekten bahsetmesi bize garip geliyor tabii. Belki de 13. Doktor’un esprisi sevimli kişiliğinin altında yatan yıkım ve kaostur, biraz 11. Doktor gibi yani. ‘Tahmin edebileceğinden çok daha fazla ölü gezegen gördüm’ repliğiyle de bunun sinyalleri veriliyor olabilir. Bunu ileride de genişçe görebiliriz, özellikle sezon finalinde Gallifrey ve Master‘ın işin içinde olduğu ilginç fikirler bekliyorum. Her şeye rağmen Skithraları Dünya’dan ayrılmaya zorlayıp geleceği Tesla’nın ellerine bırakıp uzaklaşıyoruz, bugün onların olsun, gelecek zaten Nikola Tesla’nın.

Günün sonunda Nina Metivier, gerçekten fena bir iş çıkarmadı. 50 dakikada üç yoldaşı da az ya da çok kullandı, bu önemli bir şey. Hem de geçen sezondaki tüm bölümlerden iyi biçimde yaptı bunu. Yeni gelen karakterler, mesela geçen bölümdeki Kane gibi, sinir bozmadı; Dorothy üstüne düşen ne ise onu yaptı, Nikola Tesla oldukça sevimli ve zeki bir karakter olarak gezdi, Goran Višnjić çok güzel portre etti Tesla’yı; Edison bize tekrar tekrar göz devirtti – zaten Edison tekrar kendisine iş teklifi yapınca Tesla’nın suratında beliren ifade her şeyi açıklıyor. Üstüne bir de iyi bir bilim-kurgu hikayesi verdi, mükemmel değil belki ama ortalamanın epey üzerinde bir hikaye. Ayrıca hikayenin bir ana fikri olduğunu da söylemeliyim, hem Nikola Tesla’nın hakkını verirken bir yandan da ‘çalmak kötüdür’ diyor, özgün olun, şöhret bazen para etmiyor.  Kısacası bu steampunk bölüm bize umut veriyor.

Gelecek bölümde de Judoonlar geri dönüyor madem, sizce de bu bölüm kadar onayımızı alır mı sezonun geri kalanı?

 

Yazar

İstanbul'da yaşıyor, buraya yazacak havalı bir şey de bulamadı. @charles_bourbaki

2 Yorum

  1. Bu zamana kadar yazamıyorduk bu özellik mis gibi oldu ben bölüm sonraları bayılıyorum Geekyapar’dan yorumlar okumaya tişikkürler diyebilmek iyi hissettirdi

  2. Hem bölümün hem yazının güzelliği hem de benim bunları yazabileceğim bir alanın gelmesi beni çok mutlu etti. Müteşekkirim.
    Bölüm hakkında konuşmam gerekirse… Doctor Who izlemeyi o kadar özlemişim ki… Chibnall kötü bir yazar değil hatta çok güzel drama yazabilen bir senarist. Ama geçen sezon ciddi anlamda ruhsal bir çöküş yaşattı. Tek başına bakıldığnda berbat bölümler olmamasına karşın Doctor Who diye bizlere, whovianlara izlettikleri şey yürek burktu. Hatta ve hatta bazı bölümler Moffat’ı bile aradım varın gerisini siz düşünün. Neyse lafı fazla uzatmıyım; bu sezon beklentim spyfall ile biraz yükselmişti, bu bölümle beraber bir umut ışığı gördüm. Mutluyum.

Leave a Reply to Enis Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.