Hakiki İskoç Mücevheri JAMES MCAVOY’un Bu Akşam İzleyebileceğiniz 7 Süper Filmi
Son güncelleme: 3 Haziran 2016
X-Men: Apocalypse yavaş yavaş vizyonlardan ve kolektif bilincimizden çekilmek üzere. Seven sevdi, sevmeyen sevmedi; ama ortada bir gerçek varsa, o da filmle ilgili kimsenin çağlayan duygulara sahip olmadığı yönündeydi. Geek alemi Dawn of Justice’de olduğu gibi muharebe meydanlarına çıkmadı Apocalypse için. Geldi, gitti. Bizim bugünki niyetimiz, bir parçasına, çok spesifik bir parçasına tutunmak, olmayan heyecanı oraya aktarmak: James McAvoy. Bizce McAvoy, çağının en keyifli, en karizmatik ve en seyir zevki yüksek aktörlerinden biri. X-Men serisinde çıkardığı iş de, daima gölgede kalıyor. Bu yüzden, bugün kendisinin mutlaka izlenmesi gereken yedi filmini saymak istedik. Buyurun efendim!
Chronicles of Narnia: The Lion, The Witch & The Wardrobe
Kariyerindeki büyük patlamayı, 2004 ve 2005 yılları arasında, sonradan Amerika’ya da uyarlanıp büyük başarı elde edecek olan Shameless’ın İngitlere versiyonunda Steve McBride rolüyle yaşayan McAvoy, 2005 yılında diziden çıkar çıkmaz büyük bütçeli filmlerle tanıştı. Narnia serisinin ilk filmindeki rolü küçüktü, kendisi sadece Mr. Tumnus’u oynuyordu. Ama hani genç oyuncuyu galibiyetin garanti olduğu Şampiyonlar Ligi maçlarında son on dakika oyuna sürerler ya havasını solusun diye? McAvoy için de öyle oldu bu rol.
The Last King of Scotland
Kevin Macdonald’ın yönettiği 2006 tarihli The Last King of Scotland, McAvoy’un ciddi anlamda kariyerinde sıçrama yapmasına sebebiyet veren ilk filmi oldu. Sonradan o rolle Oscar da kazanacak olan Forest Whitaker’ın şahsi önerisiyle Idi Amin’in İskoç doktorunu canlandıran McAvoy’un performansı sağlı sollu övüldü, hatta BAFTA’ya da En İyi Yardımcı Aktör dalında aday gösterildi. Kolay bir film değildir bu arada Last King of Scotland. O yüzden, eğlencelik bir yapım arıyorsanız bu akşam izleyecek, onu belki es geçebilirsiniz. Ama onun yerine, şöyle bir şey verelim size?
Starter for 10
Starter for 10, 2007 tarihli, 8 milyon bütçesine kıyasla yorgan döşek 1.5 milyon gişe elde edebilmiş, hasılatının aksine sağlam övgüler almış bir yaşı gelme filmi. Bakın, sene 2007 diyorum. 2007 senesinde, kadro “tanınmadık genç oyuncular, birkaç da İngiliz kulesi” olarak diziliyordu karşımıza. Bugün ise hepsi süperstar. Aynı filmde James McAvoy, Alice Eve, Dominic Cooper, James Corden, Benedict Cumberbatch, Mark Gatiss, Charles Dance, Catherine Tate ve John Henshaw’ı 2016’da görsek kalp krizi geçiririz. 2007’de ise millet “meh” deyip geçmiş. Siz öyle yapmayın!
Atonement
Herhalde zaten altını çizmeye gerek yok. McAvoy büyük maçların havasını Narnia’da alıp, Last King ile birlikte ciddiye alındıktan sonra Starter’da biraz daha eğlencelik işleri tecrübeledi; tamam. Ama onu alıp, bir and yıldız oyuncu mertebesine yükselten şey Atonement oldu. Altın Küre ve BAFTA adaylıkları geldi, Oscar için de çok ciddi bir lobi dönmekteydi. Joe Wright’ın yönettiği filmde McAvoy, haksız yere tecavüzle suçlanan Robbie karakterini pürüzsüzce oynuyordu. Gerçekten, filmin iç parçalamasında on sebep varsa, beşi direkt McAvoy.
Wanted
Sonra ilginç bir şey oldu McAvoy’un kariyerinde. İskoç aktör, aksiyon yıldızı olmaya karar verdi. Üstelik de bunu Avrupa sinemasının en nevi şahsına münhasır yönetmeni Timur Bekmambetov’un kılavuzluğu altında, Angelina Jolie ve Morgan Freeman eşliğinde yaptı. Baya da iyiydi bana soracak olursanız. Niye bu film yeterince övülmez bilmem, ama bu akşam izleyecek film arıyorsunuz diye yapıyoruz ya bu filmleri biraz? O zaman çok net söyleyeyim: Aksiyonu geniş çekim ve temiz plan alınmış, hikayesi aksaksız ilerleyen, görsel seyirliği yüksek bir aksiyon filmi bulmuşken, kaçırmanızı istemem!
X-Men: First Class
First Class’i aldık ama, bizce McAvoy’un şahsi performansı Days of Future Past’te daha iyiydi. Sadece Matthew Vaughn’ın yönettiği First Class genel olarak DoFP’ten daha iyi bir filmdi. Esas sebep o, ama biraz da yalan olmasın, First Class’ı McAvoy’un tüm Professor X performanslarına vekaleten aldık. Zira Patrick Stewart’ın pabuçlarını doldurmak kolay bir iş değildi. Ama McAvoy yapınca, ne hikmetse kolay gözüktü. Sanki hep o Xavier’mış gibi hissettik, daha henüz First Class’in sonunda dahi!
Filth
Sinemada gerçekten ahlaki olarak çökmüş karakterleri izlemenin keyifli bir yanı var. Özellikle de bu karakterler, gerçekten usta aktörler tarafından canlandırılıyorsa. Otomatik Portakal’ın Alex’ini düşünün, McDowell’ın o rolde ne kadar müthiş şeyler yaptığını… İşte James McAvoy’un Filth’teki karakteri Bruce Robertson da o tipte bir karakter. Trainspotting’in yazarı Irvine Welsh’in aynı adlı kitabından, Jon S. Baird tarafından uyarlanan Filth de, o keyfi veren bir film. Herkese göre olduğunu iddia edecek değilim, ama kimyanız tutarsa dev eğlendirir, onu söyleyebilirim!
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)






Yorum Yap