MARVEL CINEMATIC UNIVERSE’ün 14 Filminin Fena Hâlde Sübjektif Bir Sıralaması
Son güncelleme: 9 Kasım 2016
Merhaba! Yine ben. Yine fikirlerim falan var. Umuyorum, bu sefer basitleştirmek ve kristalize etmek konusunda geçen sefer olduğundan daha başarılı olabileceğim. Zira nedendir bilmiyorum ama, geçen gün yazdığım bir yazı cürmünü aşıp, bir Doctor Strange incelemesi olarak ele alındı, ve ben, çok da iyi yakalayıp yere indiremediğim fikrim üzerinden değil, çok da anlamlandıramadığım eleştiriler üzerinden konuşulmaya başlandım. Bu alevi anlayamamakla birlikte, yanılsamayı çok iyi anlıyorum. Bir ceket diktim, ama kolları kısa geldi. Profesyonel hayatta olur bunlar.
Ama huyum kurusun, kendi sitemde kendi fikrimi belirtmek konusunda arsızlaşmaya devam etmek istiyorum müsaadeniz varsa. Daha önceleri MCU filmlerini, çıktıkça listeleyip, görece objektif değerler üzerinden listeleştiriyorduk. Bu sefer o görece objektiviteyi komple bertaraf etmek istedim. Bu yazıda okuyacağınız şeyler, en altta kellesi gözüken yazarın mütaalasıdır; sizin kanılarınıza müdahil olmaması gerekir. Zaten bu sitede yazılan hiçbir yazı, sizin beyninize hükmetmeyi amaçlamaz; ama sanırım bu mesajı biz bir yerlerde kaybettik ülke olarak.
Her neyse, bu çok uzun ve şaşaalı açılışla tamamsak, biz listemize başlayalım.
14. Thor: The Dark World
Herhalde pek çok kişinin MCU listesinin dibinde Thor: The Dark World duruyor. Kaçınılmaz bir vaziyet bu. Alan Taylor’un yönettiği 2013 tarihli film, gerçekten korkutucu derecede şablon, yavan ve özensiz bir iş. Filmi açık ara kötü olmaktan kurtaran tek şey, Tom Hiddleston’ın Loki olarak sergilemekte ısrar ettiği başarılı performans.
13. Iron Man 2
Çok uzun bir süre, kafamda Iron Man 2 ve Thor: The Dark World’ün yer değiştirip değiştirmemesi gerektiği konusunda sürüncemede kaldım. Zira Iron Man 2 de Thor 2 ile aynı sıkıcılıktan muzdarip. Ancak en nihayetinde Sam Rockwell ve Mickey Rourke gibi iki oyuncuyu kuş şakaları için harcamış olsa da, Iron Man 2 sadece ve sadece Robert Downey’nin gelip mahkemeye ayar verdiği sahne sayesinde bile Thor: The Dark World’den daha enteresan bir film.
12. The Incredible Hulk
MCU’nun üvey evladı. William Hurt’ü tutup Civil War’a getirmeseler, içten içe Kevin Feige’nin “lan nereden çektik bu filmi ya” diye düşündüğüne inanmaya başlayacaktık. Bakın, komple unuttuk ama, bu film sayesinde teknik olarak Liv Tyler, Tim Roth ve Ty Burrell Marvel Cinematic Universe’in bir parçasılar. Bu üç aktörün bu evrende var olduğunu bize unutturduğu için bile dev günahkar bir film The Incredible Hulk. Adeta bir gençlik hatası.
11. Avengers: Age of Ultron
Filmle ilgili görüşlerimi detaylı bir biçimde şurada paylaştım zaten. Kısa bir özet geçmek gerekirse, Age of Ultron sahip olduğu potansiyelini taşıyabileceğinden fazla karakter anlatma arzusu, gününde olmayan Whedon esprileri ve karakterizasyon temposu idealden çok uzak olan bir kötü karakter ile harcamış bir film. Agresif kötü değil, bir ekranda görseniz odadan kaçarak uzaklaşmazsınız, ama yine de olabileceklerinin tırnağı bile değil.
10. Thor
İlk Thor 10 üzerinden 6.5’u ancak zorlayabilen bir film, ancak onu onuncu sıraya koyan şey, Kenneth Branagh’nın filmi çekerken takındığı birkaç enteresan tavır. Pek çok sahneyi bilerek ve isteyerek yamuk, asimetrik açılarla çekmek; lokasyon olarak New Mexico’yu yerleştirmek, Loki ve Thor’un rekabetini çok Shakespeareyen bir açıdan ele almak; filmi hiçbir şey değilse, muadillerinden bir tık daha özgün yapmıştı. O yüzden de onuncu sırada.
9. Guardians of the Galaxy
Guardians kötü bir film değil. Hatta açık konuşayım, listenin dokuzuncu sıra dahil üstteki ilk 9’unun komple iyi filmler olduğunu düşünüyorum. Ancak cümbür cemaat Guardians’a coşulurken, ben biraz geride kaldım, zira filmin bir kanadıyla çok seçik problemlerim vardı: karakter ilişkileri. James Gunn ve Nicole Perlman’ın senaryosu, karakterleri oturtmak ve tanıtmak için hiçbir fırsatı kaçırmamışlar, ama o karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerini güçlendirme esnasında zamana yenik düşmemenin bir yolunu da bulamamışlardı. Çok çabuk kanka oluyordu yani herkes, bu da filmi izlerken, film bu kankalığın üzerine inşa olduğundan, insanın ağzında kekremsi bir tat bırakıyordu.
8. Ant-Man
Zaten dile getirmiştik, Ant-Man stüdyonun en net filmi. Ne olmak istediği konusunda kafası zerre karışık değil, ve diyaframı dar tuttuğundan çok daha berrak bir izleyici deneyimi sunuyor. Ant-Man sizden bilet parasını “Gelin, bir soygun filmi izleyin, Luis abiye gülün” diye alıyor, siz de paranızın karşılığına ulaşıp ayrılıyorsunuz salondan. Filmi aşağılarda bırakan en önemli şey, Evangeline Lilly gibi gerçekten berbat bir oyuncu tercihi yapmış olması benim gözümde.
7. Iron Man
Marvel Cinematic Universe’in babası. Seyretmesi bugün hâlâ keyifli. Yedinci sırada olması çok da onun kabahati değil esasen. Jon Favreau, benim gözümde filmin çalışmasına sebep olan her şeyi doğru yerine koyabildiği için büyük yönetmen. Robert Downey Jr’ı doğru kullanmak da bu başarının bir parçası. Ama işte, boynuzlar kulakları geçti elbette sonrasında. İyi bir çıtaydı, şimdi de iyi bir miras olarak hizmet vermeye devam ediyor.
6. The Avengers
Joss Whedon’un dehası, The Avengers’a sıkıştırdığı lüzumsuz espriler ve korkunç samimiyetsiz konu bitirme araçları (“ana gemiyi patlatınca, herkes ölür“) olmasa daha kıymet bilirdi muhtemelen. Hoş gerçi, tarihin en çok izlenen filmlerinden biri daha ne kadar kıymetlenecek, orasını da kestiremiyorum. Ancak yine de altını çizmek gerek, Whedon’un burada yaptığı şey, bir yandan 5 başrollü bir filmde herkese en az bir havalı an, bir de komik replik vermeyi başarırken, bir yandan da eli yüzü düzgün bir hikaye anlatabilmekti. Bir koltukta çok karpuz taşıyabildi yani, ve taşıyabilmesi dahi büyük bir başarıydı.
5. Captain America: Civil War
Benim vakti zamanında attığım “Civil War en iyi Avengers filmi, ama en kötü Cap filmi” başlığı, tamamen şahsi damak zevklerinden ibaret. Civil War gayet iyi bir film. Olmaya çalıştığı her şeyi oluyor. Ancak sorun şu: Olmaya çalıştığı şeyle ilgili benim an itibariyle derin problemlerim var. Filmi iyi yapan şeyler, Steve’in şahsi hikayesine ait. T’Challa’nın şahsi hikayesine ait. Bucky’nin şahsi hikayesine ait. Tony’nin şahsi hikayesine ait.
Filmi “muhteşem” olmaktan alıkoyan şeyler ise, paylaşılmış bir evrende ikamet ettiği için görev olarak yapması gereken; yine iyi yaptığı için kötü gözükmeyen, ama en nihayetinde o kadar da anlamlı olmadığı için eksik bir tat veren hareketler: Vision’ın olaya yaklaşımı gibi, Ant-Man’in olaya duhulü gibi, Hawkeye’ın emeklilikten çıkışı gibi. Tom Holland bu kadar ponçik olmasa, herhalde bu listeye Spider-Man’in araya girişi de eklenirdi.
Bunlar kötü şeyler değiller kesinlikle. Ancak bir yandan şunu da kabul etmek gerek: Saydığım üç şey, paylaşılmış evren aksini emrettiği için harcanmış karakterizasyon fırsatları. Biz hikayede iki tarafı olması gereken bir Civil War izleyelim diye; “kelimenin tam anlamıyla dün doğmuş” bir androidin varoluş çabasını değil, nedense hukuki bir belgeyi enişte kazağı içinde savunmasını izledik mesela. Hani o enişte kazağı çirkin değildi, kafasından ışın yakıp kule yıkınca da dev coştuk salonda; ama işte, daha samimi, bireysel ve iyisi de mümkündü sanki be?
Doctor Strange yazısında da izah etmek istediğim şey buydu bu arada. FYI.
4. Captain America: The First Avenger
Ben bu filme bayılıyorum. Her köşesine ve kenarına. İnsanların da niye vasat olarak değerlendirdiğini ömrüm billah anlamıyorum. Görsel lisan ise, kralı. Çizgi romanların da, sinemanın da altın çağlarına yaptığı göndermelerse, gırla. İyi oyunculuksa, Tommy Lee Jones, Toby Jones ve Hugo Weaving var be filmde? Filmin orta yerinde aynı anda hem Cap’i MCU içi bir mitolojik figür olarak yerleştiren, hem konuyu ilerleten, hem karakteri derinleştiren, hem de dev eğlenceli olan bir müzikal sekans var arkadaşlar. Kim neyden şikayet ediyor olabilir bu filmle ilgili, benim naçizane aklım gerçekten almıyor…
3. Doctor Strange
Haah, şimdi hesaplaşalım. Bence muhteşem bir film Doctor Strange. Güzel insanlar Ömcör, Türkoş, Ozan, Berna ve Turgut’un filmden çıktıktan sonraki sakinliklerini zerre anlamıyorum; ki ben onlardan çok daha fazla yılmış vaziyetteyim orijin hikayelerinden. Üstelik onlar bedava izlediler, ben baya da bilet kestirip girdim salona! Ve çıktığımda, suratımda dev bir gülümseme vardı, zira çok uzun süredir ilk defa, bir süper kahraman filminin beni şaşırttığına şahit oldum.
Spoiler vermeyeceğim, ama şaşkınlığın sebebi finaldeki çözüm yöntemi değil. Şaşkınlık, hikayenin Ancient One – Strange – Mordo – Kaecilius ilişkisini konumlandırdığı yerden kaynaklanıyordu. Marvel, çok insani ve büyüleyici bir şekilde “kontrol edemediğin şeyleri kabul et” hikayesi anlatırken, bunun ortasına muhteşem bir çomak sokup, akıl hocası – öğrenci ilişkisini kompleksleştirmeyi tercih etmişti. Bu, Strange’in kompleks kişiliğini de açıklayan, Cumberbatch’e de, Ejiofor’a da daha nüanslı performanslar verme olanağı tanıyan harika bir hareket bana soracak olursanız.
Görsel efektler zaten muhteşem. Filmin esasında Inception + Matrix + Doctor Who olması tabii ki biraz sineye çekilmesi gereken bir durum. Ama benim için, Strange, her şeyden önemli o niteliğe sahip. Tazelik. Çok orijin hikayesi gördük, ama hiçbiri tam olarak böyle değildi. Filmin sonunda, Strange öğretileri ışığında klasik bir yerde bitirmedi hikayesini. Kibri, egosu ve gururundan tam da sıyrılmadı.
Çünkü öğretmeniyle olan ilişkisinde bir acayiplik vardı.
2. Iron Man 3
En tartışılacak şey bu. En emin olduğum sıralamalardan biri de bu. İnsanlar o meşhur Mandarin twist’ine takılı kalıp, zilyar saçma şey tartışıyorlar filmin üzerinden. Vay babam gerçek Mandarin’e ayıp olmuş –ki ne ayıbı, en hafifinden D-seviye bir kötü adamdır Mandarin-, vay anam öyle absürt şey mi olurmuş –Fu Manchu bıyıklı Çinli bir adam kötülük yapsa alkışlardık herhalde?– vay arkadaşım bir şeyler…
Halbuki film, o kadar dahiyane ki. En temelinde, şu soruyu sorması bile muhteşem cesur bir hamle: Iron Man kim? Iron Man Tony Stark’ın inşa ettiği bir zırh mı? Iron Man Tony Stark’ın bir ürünü mü? Bunu, film boyunca Stark’ı farklı senaryolarda zırhının içinden çıkartarak yapıyor Shane Black. Tony’yi zırhından çıkartıp, en temeline indiriyor. Bir tamirci olarak, bir mühendis olarak tasvir ediyor.
Karşısına da biyolojik olarak güçlendirilmiş kötüler koyuyor ki, Tony şunu sorsun kendisine: onun Iron Man olmasının sebebi, teknolojik olarak güçlendirilmiş olması mı, yoksa psikolojik olarak mı? Ha bir de, bütün bunları anlatırken, muazzam bir PTSD tablosu çiziyor ve tüm Shane Black filmlerinin sahip olduğu o harika buddy cop dinamiğini pırlanta gibi bir genç adamla Tony’yi aynı yola koyarak sağlıyor. Ve en nihayetinde, yolun sonunda, Tony şunu fark ediyor, ve dile getiriyor. Iron Man zırhın adı değil. Iron Man, Tony’nin Afganistan’da o mağaradan çıktıktan sonra dönüştüğü adamın adı.
İşte şu katmanlara sahip hikayeyi de sonra gömüyoruz Mandarin bilmem ne çıktı diye. Bence yapmayalım. Bundan çok daha fazlasını hak ediyor film.
1. Captain America: The Winter Soldier
Çünkü öyle.
Gerçekten, bu satırlara boş boş bakıp bir izah yazmayı denedim ama, gerek var mı? Marvel’ın The Dark Knight anı demiştik, hâlâ aynı fikirdeyiz. Onun kadar kompleks ve derin değil. Ama kompleks ve derin ve politik ve heyecan verici ve orijinal ve zekice ve katmanlı ve eğlenceli ve iyi yazılmış ve iyi oynanmış bir film. Müziğinden, koreografisine; oyuncularından yönetmenine kadar. Feige boşuna evladının geleceğini bu filmin yönetmenlerine teslim etmedi nihayetinde, değil mi?
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)













Yorum Yap