Mesele Çizgi Romansa, Kralı Budur: Tenten’in En İyi 10 Macerası
Bugün oturdum, sitedeki çizgi roman sekmesinde gezindim. J.H., Yigilante, ben ya da başka biri fark etmez, neredeyse istisnasız bir şekilde kendimizi Amerikan çizgi romanlarına adamışız. Arada tek tük çıkan İngiliz çizgi romanları haricinde neredeyse hepimizin çocukluğunda bir veya öteki şekilde yer etmiş; annelerimiz, babalarımızın gençliğinde ise yeri tartışılmayan Kıta Avrupası çizgi romanları hiç yok. Teksas, Tommiks, Kaptan Swing, Zagor, Teks, Martin Mystere, Dylan Dog, Nathan Never… Bunlardan hiçbirine yer vermemişiz.
Bunların hepsi gözümde anlaşılabilir bir yerde. Zira yukarıda saydığım eserlerin güncel incelemelerini yazmak da, retrospektif dönüp bakmak da az şey ifade ediyor, karşılığında da çok okuyucu bulması zor gözüküyor. Fakat bir şeyi anlayamıyorum. Biz bu dakikaya kadar nasıl Tenten’den hiç bahsetmedik? Başka bir sitede olsa herhalde gruba girip “Çok bozmuş bu site beyler” falan derdim, fakat hazır bunu düzeltme fırsatım varken, işe koyuldum. Belki Tenten övenlere bakıp “ne diyor lan bunlar” demişsinizdir. Bir yerden, bir ucundan tutup, bu külliyata girme niyetindesinizdir. Tenten’in tutarlı bir kronolojisi yok. O yüzden, önerimizdir, bence gelmiş geçmiş en iyi çizgi roman olan Tenten’e şu 10 eserle giriş yapabilirsiniz. Buyurun!
10. Esrarengiz Yıldız
1941-42 yılları arasında yayınlanan ve 1942’de kitaplaştırılan Esrarengiz Yıldız, Tenten maceraları arasında belki de “fantastik” olarak tanımlamaya en yaklaşabileceğimiz eserdir. Dünyaya düşen bir göktaşını araştırmak için kurulan ekipte yer alan Tenten, Hadok’un Kaptanlığında göktaşına ulaşmak için rakip bir ekiple yarışa girer. Göktaşına kadar olan kısım, Tenten’de sık karşımıza çıkan deniz yolculuğu hikayelerinden birine mükemmel bir örnektir. Fakat göktaşında yaşananlar çok ayırır Esrarengiz Yıldız’ı diğerlerinden. Dev örümcekler, bir anda büyüyüp patlayan mantarlar, kocaman ormanlar… Göktaşında yaşananları başka hiçbir Tenten kitabında bulamazsınız, Esrarengiz Yıldız’ı güzel yapan da budur.
9. Turnösol Olayı
Herge’nin Soğuk Savaş’tan etkilenerek yazdığı Turnösol Olayı 1954-56 yılları arasında yayınlanmış ve 1956’da kitaplaştırılmıştır. Turnösol Olayı Tenten külliyatında ismi çok geçen ve genel olarak Doğu Avrupa ülkelerini temsil eden Sildavya-Bordurya çekişmesi ekseninde geçer. Profesör Turnösol’un merkezinde bulunduğu bir casusluk hikayesi vardır ki tadından yenmez. Burada macera ajan hikayelerinin ilerleyişlerinden bolca ilham alır. Sürükleyici bir hikayedir.
8. Altın Kıskaçlı Yengeç
Küçükken çok normal kabullendiğim bir şeydi Altın Kıskaçlı Yengeç. Çocukken okumuş, berisine çok takılmamıştım. Ama Herge’nin çıraklık dönemini yavaş yavaş arkasında bıraktığı yıllarda, yani 1940-41 seneleri arasında basılan, 41’de renksiz, 43’te renkli olarak kitaplaştırılan Altın Kıskaçlı Yengeç uyuşturucu ticareti, bu ticaretin siyasal izdüşümleri, bunun sonucunda oluşan komplo ile ilgilidir. Üstüne üstlük tüm bunlar yaşanırken, her şeyin merkezinde bir de Hadok’un alkol problemleri işlenir. Tenten’le Hadok bir ara yanlışlıkla kafa olur, beraber şarkı söylerler; ondan bir saniye önce baya silahlı çatışma içindedirler… Baya serttir yani Altın Kıskaçlı Yengeç ama size hiç öyle hissettirmez. Bu konuda bir acayiptir anlayacağınız.
7. Güneş Mabedi
Eğer İnka mitolojisine ilginiz varsa, Herge’nin 1946-48 yılları arasında yayınlayıp, 1949’da kitaplaştırdığı Güneş Mabedi’ne doyamayacaksınız. Tenten külliyatındaki üç “ikili” eserden biri olan Güneş Mabedi’nin bir önceki hikayesi kriptik ve gizemli 7 Kristal Küre’dir. O kitapta olanlar, sürükleyici ve ilgi çekicidir ama her şey Güneş Mabedi’ne gelir aslında. Yeri geldi mi ölesiye komiktir; ama Hadok ile Tenten’in hapis kaldığı bir sekans vardır ki, Herge size geçen zamanı da, azalan ümidi de hissettirir. Sonunda da Tenten’in reyizliğiyle kendinizden geçersiniz, o da farzdır zaten.
6. Kara Altın Diyarında
Dedim ya, Tenten garip meselelere el atmıştır yayınlandığı yıllar boyunca. Altın Kıskaçlı Yengeç’in mevzusu nasıl uyuşturucu ticaretiyse, Kara Altın Diyarında’nın ana hikayesi de Orta Doğu’daki petrol ticaretidir. Amerikan çizgi romanlarını sevenler kusura bakmasın, ben de soğuk değilim kendilerine ama Yeni Dünya’da çizgi romanların bu tip meselelere el atmaları takriben 40 sene aldı, hâlâ da çok yaygın olduğu söylenemez. Kara Altın Diyarında ise 1948-50 seneleri arasında yayınlandı ve 1950 senesinde kitaplaştırıldı. Kara Altın Diyarında’nın şöyle bir özelliği de vardır, Hadok aslında bu maceranın gazetede yayınlanan versiyonunda gözükmez. Fakat bu yönde Herge’ye öyle bir tepki gelir ki, kitaplaştırırken Hadok’u da ekler maceraya. Bir daha da Hadok’suz macera yazmaz.
5. Kastafiore’nin Mücevherleri
Herge’nin ırkçı alt tonlarla yazdığı Tenten Sovyetler Diyarında, Kongo’da ve Amerika’da hikayelerini “yazık” dönem olarak niteler, sonrasında gelen Firavun’un Puroları – Ottokar’ın Asası dönemini de önceki tutumundan pişman olup, her hakkında yazdığı yeri detaylıca araştırarak kaleme aldığı çıraklık dönemi kabul edebiliriz. Şüphesiz Hadok’un dahil olmasıyla birlikte Altın Kıskaçlı Yengeç – Kara Altın Diyarında net bir oturmuşluk dönemidir. Eğer bundan sonra gelen Hedef Ay – Ambardaki Kömür dönemine de ustalık dönemi dersek, Tenten Tibet’te ile başlayan ve yazarın ölümüne kadar süren döneme de Herge’nin deneysel dönemi demek gerekir. İşte Kastafiore’nin Mücevherleri, Herge’nin “içinde hiçbir şeyin olmadığı bir hikaye yazabilir miyim” sorusunun cevabıdır. Hikaye boyunca tek bir şey bile olmaz. Ama siz devamlı merak eder, sayfaları çevirirsiniz. Zira o sayfaları yazan adam, ustalığını da aşmış bir yazardır artık.
4. Ambardaki Kömür
Dedik ya, Ambardaki Kömür, Herge’nin ustalık işlerinden biridir. Hikaye kusursuz örülmüştür. Sonraları tekrar karşımıza çıkacak olan Piotr Suss, Hadok ve Tenten’in bu macerasına harika bir eklenti olur. Tenten’in en azılı düşmanlarından Rastapapoulos yine sağlam bir roldedir ve en önemlisi hikayenin merkezindeki konudur: Kölelik. 1956-58 yılları arasında yazılan ve 1958’de kitaplaştırılan Ambardaki Kömür, Afrika’dan çıkıp, Mekke’ye Hac’ca götürülme bahanesiyle köleleştirilen siyahi Müslümanları konu alır. Konusu ağırdır, ama Herge’nin eli yine her zamanki gibi hafiftir. Soluk almadan okursunuz. Mizah dozu da inanılmaz yüksektir bu arada, özellikle Suss ve Hadok’un etkileşimleri iki büklüm eder adamı.
3. Kızıl Korsan’ın Hazinesi
Tenten’in belki de en bilindik maceralarından biri budur, ne de olsa Peter Jackson ve Steven Spielberg ölümsüz Belçika’lıyı filme uyarlama kararı aldıklarında işe bu hikayeden başladılar. Öncesinde gelen Tekboynuz’un Esrarı daha ziyade bir dedektiflik öyküsüdür, fakat 1943’te yayınlanıp, 44’te kitaplaştırılan Kızıl Korsan’ın Hikayesi tam anlamıyla bir serüvendir. Hadok, Tenten ve Turnösol’un muhteşem macerası ıssız adalar, deniz altı yolculukları ve fırtınalar içerir, sizi bir saniye bile sıkmaz. O yüzden de Tenten’in en erişilebilir hikayelerinden biri olduğu muhakkaktır.
2. Tenten Tibet’te
Dedik ya, Tenten Tibet’te üstadın deneysel işlerinin başlangıç noktasıdır. 1958-59 tarihleri arasında yazılan ve 1960’da kitaplaştırılan Tenten Tibet’te diğer tüm maceraların aksine daha koyu, daha düşük bir perdeden seslenir okuyucuya. Çok fazla komik şey olmaz, öyle büyük patlamalar, aksiyonlar göremezsiniz. Bu kitabın varoluş sebebi Herge’nin günlerce, haftalarca gördüğü bir rüyadır. Usta yazar üst üste defalarca rüyasında bembeyaz bir boşluk görür. Bunun üzerine Tibet’te geçen hikayeyi yazmaya koyulur. Yazarın o sırada yaşadığı depresyon, Tibet’te ye ciddi anlamda yansır. Zira Tenten Tibet’te, Tenten’in yaşadığı ve tam olarak mutlu bir sonla bitmeyen nadir maceralardandır…
1. Hedef Ay / Ay’a Ayak Basıldı
Biraz hile yaptığımın farkındayım. Evet, Tenten’in bu iki macerası birbirini bağlar, ama sonuçta Tekboynuz veya 7 Krisal Küre’yi koymadım. Ama burada bir fark var. Hem Tekboynuz, hem de Krisal Küre bir önceki hikayelerin girizgahını oluşturur, fakat dürüst olmak gerekirse Kızıl Korsan’ın Hazinesi ve Güneş Mabedi hikayelerini onları pas geçerek okursanız haznenizde büyük boşluklar oluşmaz. Fakat Hedef Ay ve Ay’a Ayak Basıldı, birbiriyle inanılmaz derecede bağlantılı işlerdir. Ve öylesine muhteşem bir ay yolculuğu hikayesi anlatırlar ki… En şaşırtıcı olan nedir biliyor musunuz? Tüm o kusursuz entrika, muhteşem mizah dozu ve harika hikaye örgüsünün ortasında inanılmaz derecede isabetli yapılmış bir ay tasviri vardır. Yer çekiminin etkileri, atmosfere girerken ve çıkarken kapsülün içinde yaşanacak olanlar, ayın yüzeyinde yapılan araştırmaların sonuçları… Bunların hepsinden etkilenmeniz, gerçekten etkilenmeniz için tek bir şeyi bilmeniz yeterlidir. Ay’a Ayak Basıldı, 1952-53 seneleri arasında yazılmıştır. Ay’a gerçekten ayak basılmadan 16 sene önce…
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)









Yorum Yap