Kadına şiddet ve kadın cinayetleri, maalesef uyandığımız her yeni günün sabahında içimizi yakarken; bir yandan da bunlara engel olabilmek, bir önlem alabilmek hiç değilse insanları bilinçlendirebilmek için kadın hakları, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet eşitliği gibi konularda devam eden bir sürü tartışma yaşanıyor.

Feminizm ve kadın hakları denince kan beynine sıçrayan insanların kavrama yönelttiği kalıp düşünce ve önyargılar yeterince kötü değilmiş gibi, bir de bu kalıp yargılardan habersiz olan yahut kurtulmak isteyen insanlar için, araştırmaya başlayınca karşılaşılan büyük bir karmaşa var. Birinci dalga şuydu, ikinci dalgada bu geldi; bunun radikali vardı, merkezi vardı. Cinsiyet eşitliği ekonomik mi olsun’du, biyolojiye mi bağlayalım’dı. Bakın daha kadın-erkek rollerini aşıp queer teoriye doğru yol alan sosyologları, konu hakkında yapılan akademik çalışmaları falan hiç saymadım. Kadın sorununu çözmek için ortaya atılan her şey, yeni bir sorun olarak zaten hâlihazırda bir bilgi çöplüğü olan internete ekleniyor. Yeni sorunlar ve yeni düşünce alanları harika bir şey, bunların anlaşılır olmaması sıkıntılı.

bad feminist

Ben bu yazıda, özellikle kalıp yargılardan ve yöneltilen katı tutumlardan kurtulmak isteyen ama bir yandan da bu kadar karmaşa arasında kavramla arasına set koyulan kişilere; kadın veya erkek olarak durumu daha anlaşılır kılabilecek ve kendi kafalarındaki bazı noktalara da parmak basabilecek bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Martı Yayınları’ndan çıkan Kötü Feminist, Roxane Gay isminde siyahî bir kadın akademisyen tarafından kaleme alınmış denemelerden oluşuyor.

Yazarın demografik verilerini belirtmemin sebebi, kendi içinde barındırdığı çelişkileri ile hem etnik kökeni ve cinsiyeti nedeniyle ayrıcalıklardan mahrum iki grubun temsilcisi olması hem de ekonomik statüsünden ötürü toplumun biraz daha ayrıcalıklı kesiminde yer alması. Bu ikisinin üzerine akademisyenliğini de ekleyince, konu hakkındaki yorumlarının katılıp katılmamaktan bağımsız olarak dikkate değer olması gerektiğini düşünüyorum.

Yazarı akademisyen ancak kitap akademik bir kitap değil, belki bir popüler kültür okuması olarak konumlandırabiliriz. Kötü Feminist, bu açıdan da yazımıza konu oluyor çünkü içerisinde bizlerin de  tükettiği eserlerle ilgili okumalar da yer alıyor. Bütün bunların bir birleşiminde, ne çok teorik boyutta kalıp kavramlara boğularak ne de kalıp yargılar arasında yol arayarak kafamız karışmadan; söz konusu ettiğimiz cinsiyet rolleri ve feminizm tartışmaları ile ilgili temel düzeyde fikirler edinebiliriz.

Kötü Feminist

roxane gay

Kitap, feminizm ve elbette kötü feministten bahseden kısa bir girişin ardından başlayan beş bölümden oluşuyor. Kitabı okumanızı tavsiye ettiğim için ayrıntılı olarak anlatmayacağım. Ancak kitapta nelerle karşılaşacağınızı göstermek için bölümlerden biraz bahsedebiliriz.

Birinci bölümün üst başlığı “Ben”. Bu başlıktan da çıkarılabileceği gibi bölümün içeriği daha çok Roxana Gay’in kendi yaşanmışlıklarından oluşuyor. Burada yer alan denemeler, yazarın mesleki hayatında karşılaştıkları üzerinden, öğrencileri ve arkadaşlarıyla yaşadığı tartışmalardan yola çıkarak ayrıcalıklar ve ayrımcılıklardan bahsediyor. Amerika’da yaşamakta olan siyahî bir kadın öğretmen ile ne gibi ortak yaşanmışlıklarım olabilir diye düşünebilirsiniz ancak konu insanlar arası ilişkiler ve imtiyazlar ile imtiyaz sahiplerinin arasında kendini konumlandırmak olunca, meselenin ne kadar çabuk evrenselleşebileceğine şaşırırsınız.

Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik

scandal-olivia-grant

İkinci bölümün üst başlığı “Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik” – ki kitap ana meselelerine de burada giriş yapıyor. Bu kısımda yer alan denemeler her ne kadar ‘Başka bir kadınla nasıl arkadaşlık kurulur’ gibi aşırı bayat gözüken maddelerden teşekkül eden bir denemeyle başlasa da devamında okuduklarımdan sonra aslında burada yapılanın bayatlıktan çok, belirli bir müşterek toplumsal sağduyuya gönderme yapma çalışması olduğunu düşünüyorum. Hâlâ bayat gözüküyor ama burası anlatılanlarla değil, üslup tercihiyle alakalı sanırım. Buradan sonra ise kablolu televizyonlarla hayatımıza giren ve herkesin konuşmasıyla gündemimizi meşgul eden pek çok diziden yola çıkarak kadın anlayışını, kadınlığı, kadınların temsilini konuşmaya başlıyor yazar.

Bu dizilerin büyük bir kısmından Amerika’da yaşayıp Reality Show seyretmeyen insanlar olarak haberdar değiliz. Tanıdık gelmeyen isimleri aştığımız zaman ise elimizde Skinny isimli bir diziden arda kalan şişman kötülemesi, beden olumlaması yahut kadının görünüşünün nasıl olması gerektiğiyle ilgili imgeler oluyor. Bunlara ise yabancı değiliz. Siyahî kadınların televizyon programları ve dizilerde nasıl yansıtıldığı, karakterlerinin nasıl yazıldığını mesela Oprah üzerinden anlatıyor yazar. Bize de Oprah’ı izlemesek bile bir siyahî kadının albenisi olabilmesi için ya Scandal dizisindeki gibi başarılı bir avukat, ya da ünlü bir rapçinin para saçan eşi olarak resmedilmesi gerektiğini; aksi durumda mesela diğer herkes gibi bir öğretmen, bir işçi gibi neden gösterilemediğini düşündürtebiliyor.

Romantik ilişkilerin popüler kültürde nasıl yansıtıldığı ve cinsiyet rollerine bu yansıtmalar sebebiyle yüklenen rollerden de bahsediliyor ikinci bölümde. Romantik komedilerin kadınları ve erkekleri gerçek hayat beklentileri için nasıl bir yanılsama yaratabilir; beyaz atlı prens nerede bir tacizciye dönüşür gibi çıkarımlarda bulunuyor. İkinci bölümde sadece dizilerde yahut ünlü gençlik romanlarındaki kadın temsillerinin değil, bizzat gerçek hayattan kişilerle ilgili olaylar ve durumların da bahsi geçiyor. Oprah bunlardan biri, Chris Brown’ı kendilerini dövmesine izin verecek kadar seven sevgili genç kızların önündeki Rihanna da.

Irk ve Eğlence

django unchained

Üçüncü bölümün üst başlığı “Irk ve Eğlence”. Bu bölümde cinsiyet kaynaklı temsillerden biraz çıkıyor Roxana Gay, ırk eksenli temsillere giriş yapıyor. Aslında ikisi, ayrımcılık ve tahakküme maruz bırakılma bakımından birbirinden tamamen bağımsız değil. Bu bölümde en çok Django Unchained (Zincirsiz) ile ilgili kısma takıldım kaldım. Zira ben hem Tarantino’nun diğer işlerini hem de özelde Zincirsiz filmini severek izlemiştim, tersiyle ilgili de bir sorunum yoktu. Sevsek de sevmesek de enteresan bir yönetmen olduğu hakkında hepimiz mutabık kalabiliriz sanırım.

Ancak benim onun filmleriyle ilgili düşüncelerim yahut onun filmlerini sevmeyen insanların bana söylediklerinden çok daha farklı şeylerden bahsediyor Roxana Gay. Hepiniz gibi benim de Zincirsiz’i siyahî bir insanın bakış açısıyla ve Zincirsiz’in geçtiği coğrafyada izlemem mümkün değil ve bundan kaynaklı yorum farklılıkları gayet beklenebilir. Fakat o coğrafyada yaşayanların dahi bu filmi Roxana Gay’in izlediği gibi izleyemeyeceğini de düşünmeye başladım. Yazarın yorumları da hiç “Her şeyin mizahı yapılamaz” veya “Kölelik bir zamanlar vardı amma da duyar kastınız” minvalinde değil açıkçası. Tersine yazar, mizaha duyduğu saygıdan kaynaklı bir rahatsızlık ve filmin onda uyandırdığı korkudan bahsediyor.

Filmi yazan, yöneten ve filmi izlemesi hedeflenen bütün kitlenin beyaz insanlardan oluşması, asıl gülünmesi gereken ince esprilerin kaçmasına; kara komedinin de sadece siyahîlere yöneltildiğinde karşılık bulmasına değiniyor. Filmin uyandırdığı korkuları ise anlaşılabilecek şekilde daha bireysel. Bir yandan da köleliğin temsilinin ya yanlış anlaşıldığı için ya da bir çeşit arka sıra da anlasın bakış açısıyla sürekli “çıplak bırakılmış ve yaralarla parçalanmış” bedenler üzerinden gösterilmesinin yarattığı sıkıntılara değiniyor. Bunların bir bütününde ise kavram Django’da olduğu gibi sadece asıl olay ve temaların arkasında tarihsel bir zemin verilmek için kullanılan bir süslemeye dönüşüyor. Sonuç olarak Roxana Gay, şurada Aslı’nın harika bir komedyen incelemesi yazdığı Dave Chapelle’in çıkarttıkları dışındaki herhangi bir siyahîlik, kölelik temalı işten gına getirdiğini söylüyor.

Politika, Cinsiyet ve Irk

ghostbusters-full-new-img-650x412

Bu bölümde yazar aslında bizlerin de her yeni siyahî karakterle çıkan dizi veya her kadın başrollü çekilen film uyarlamasında tartışıldığını duyduğumuz “politik doğru” arayışlarına değiniyor. Twitter ve yeni medyanın bu durumdaki etkisinden bahsediyor, “beyaz suçluluğu” gibi meseleleri konuşuyor. Açıkçası çok yeni bir şey söylemiyor ancak dedim ya, bunlar bizim her değiştirilen karakterde konuştuğumuz şeyler. Bu konular üzerine fikir beyan etmek isteyenlere bakış açısı sunması bakımından, bir anlama çabasına destek vermesi bakımından önemli bir bölüm burası. En azından “Neden insanlar bu duruma benim kadar sinirlenmiyor!” diye düşünenleriniz varsa özellikle bakmalılar.

Son bölümde ise yazar, ilk bölüme yani kendisine geri dönüyor ve “Kötü Feminist” derken neyi kastettiğini bir sonuca bağlıyor. Bu son kısım beni kitabı size önermeye ve bu yazıyı yazmaya asıl ikna eden yer oldu. Büyük şehirlerde doğup büyüyen çoğu kişi gibi ben de bir yandan toplumsal cinsiyeti sürekli baskılayan kişilerle, bir yandan da bu kalıplardan dışarı çıkan kişilerle bir aradayım. Bu ikilik özellikle kariyer açısından görece daha muhafazakâr eğilimlere sahip bir ortamda kadın akademisyen olmaya çalışan Deniz ile daha görece popüler, evrensel meselelerden bahsettiğimiz Geekyapar yazarı Deniz arasında kalmamla ayyuka yükseldi.

Açıkçası sizlerin de çok farklı bir durumda olduğunuzu düşünmüyorum. Kendimiz için, kariyerimiz için (veya eşlerimiz, arkadaşlarımız için) koyu bir feminist; akrabalarımız yahut sosyal çevremizin bir kısmı içinse toplumsal rollerimizi benimsemiş daha az radikal insanlar olmamız bekleniyor. Biz de bunların arasında ya bazılarına böyle, bazılara şöyle tavırlar almak ya da her yaptığımızın sorgulanmasına maruz kalmak zorundayız. Kötü feministlik de bu noktada devreye giriyor.

Neticefeminazi

Kitabın Hatice’sini yazının giriş kısmında açıklamaya çalıştım, burada ise biraz neticesinden bahsederek yazıyı bitireceğim. Girişte bahsettiğim gibi bu kitap akademik bir kitap değil, yazının içerisinde de yer yer değinmeye çalıştığım gibi düşünülmemiş yeni teoriler ortaya atmıyor. Yaptığı şey –daha doğrusu yapmaya çalıştığı şey- bu değil zaten. Kitabın doğru hedef kitlesi, bence, feminist olmanın, insanlığın yanında gelen aşırı normal bir şey olduğunun farkında olan ama bir yandan sürekli bunun karşıtı söylemlere maruz kalıp ne yapacağını şaşıran, bu yüzden de ne orada ne burada olabilen insanlar. Çünkü anlamaya, araştırmaya ya da bunlardan birini seçmeye çalıştıklarında karşılaştıkları şey özetle şu:

Bir tarafta geleneksel dünya görüşü ve onun biçtiği cinsiyet rollerini sıkı bir şekilde savunan toplum ve yöneticiler var, bunlar kadın ve erkeğin eşit sayılmasının yaratılışa ters olduğunu söylüyorlar, kadını korumaya veya kadına ekonomik özgürlüğünü kazandırmaya yönelik bütün çalışmalara “Aile yapımızı bozacak” diye tepki veriyorlar. Bir tarafta feminizm deyince kulağına havalı korna basılmış gibi zıplayan insanlar var, bunlar ekşi sözlükte bile alakasız yerlerde kadın haklarından –veya genel olarak azınlık haklarından- bahseden herkese “sjw” (social justice warrior) esprileri yapıyorlar veya  “Pekii neden erkekler günü yok, hani eşittik” diyorlar.

Diğer taraf da güllük gülistanlık değil, burada da feminizmi bir araç olarak kullananlar yahut feminizmin ancak radikal tutumlarla elde edilebileceğine inananlar var. Politize edilmiş bir feminizm yani. Yanlışlık ve doğruluk tartışmıyorum, dışarıdan algılanışına dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlar da düzenli olarak “Hayır kapını sevgilin açamaz ve hayır, pembe renk giyemezsin” diyorlar.

İki tarafı da es geçip biraz kendim bakayım dediğinde ise birinci, ikinci, üçüncü dalgalar; ekofemizm, statü, famaj gibi birçok kavram arasında, akademik ilgisi olmayan herhangi bir insan için boğucu olabilecek bir süreç başlıyor. Nereden, kimden çıktığına göre de bunların içerikleri değişiyor. Bir öz eleştiri olarak açıkçası toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmalarını da nedense çoğunlukla arasında bir tane bile kadın araştırmacı bulunmayan erkek akademisyenler yapıyor. Netice olarak kişi de bir süre sonra ne feministim diyebiliyor rahat rahat ne de değilim.

Etiketler

8 mart

Kötü Feminist, birilerine yöneltilen bir itham yahut etiketleme çabası değil. Belirli bir etikete dönüştürmeden, sadece birilerinin sorumluluğundaymış gibi düşünmeden feminist olabilmenin yolunu ifade etmek için seçilen bir kelime grubu. Yazarın ifadesiyle “Feminizm ile Profesyonel Feministler”in bir ayrım noktası. İki cinsiyetin veya insanlar kendisini nerede görüyorsa oraların, yaşamın her alanında eşit görülmesini istemek, belirli çerçevelerle kısıtlanamayacak ve sıkıştırılamayacak kadar doğal bir şey. Ancak ne feminizmin ne de başka bir hareketin istediğimiz her şeye ulaşmak için her zaman tek ve en iyi seçim olma yüküne maruz bırakılmaması gerekiyor.

Çünkü böyle olduğunda yani hareket beklentileri karşılamadığında, sorunun hareketi temsil eden insanların kusurlarından değil, feminizmin kendisinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Feminist olması için popüler kültüre, sanata, müziğe, diziye, filme; aklınıza gelebilecek her üretime baskı yapmak ve ortaya çıkan bütün sorunlardan bunları sorumlu tutmak da aynı derecede sıkıntılı. Feminist olmak, kadınlara ikinci sınıf insan gibi davranılmasından rahatsızlık duyan herkesin bir sorumluluğu ama bu sorumluluk da kimseye dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kadına nasıl yaşaması gerektiğini söyleme hakkını vermemeli. Zaten eşitlik karşıtı dediğimiz insanlar da bunu yapmıyor mu?

Kendi ülkesinin çok satanları arasına giren, bizde de Martı Yayınları’ndan çıkan Kötü Feminist ile ilgili söylemek istediğim her şeyi söyledim sanırım. Umarım siz de bir yerlerde rast gelirseniz biraz inceler ve popüler kültürdeki şarkılardan, televizyon programlarına kadar feminizmi kendince tartışan bu kitaba bir şans verirsiniz. Çünkü açık konuşalım, kitleleri, gündemdeki kadın sorunlarını tartışmaya konferans salonlarındaki kimsenin duymadığı akademik çalışmalar veya ana akım medyada dayatılarak izletilen programlar değil, bu tarz kitaplar itebilecektir. Tabii bunu yaparken bu kitapları da rozete basılacak yeni bir başka etiket hâline getirmemek de boynumuzun borcudur.

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.