Yazan: Kerem Özdamar

Yaşamak, önceden planlanmış bir süreç olmadığından çoğu zaman tekrara düşer. Yaşadığınız yer, ait olduğunuz çevre, şahit olduğunuz eylemler ya da tanıdığınız insanlar hayatınızın bir aşamasında size ideal dünyanızda yaşamıyor olduğunuzu hatırlatabilir. Seçimlerimiz aslında yalnızca bir ya da sıfır, siyah ya da beyaz, evet ya da hayır düzleminden ibaret olduğundan; her kabul, beraberinde bir reddediş bırakır. Yani her birimiz için cehennem konsepti, cennet arayışımız süresince arkamızda bırakmayı seçtiğimiz her alternatifi yansıtır.

Peki, İngiliz edebiyatına en çok kelime kazandıran şairlerden biri olan John Milton için?

John Milton’ın cehennem tasviri, kesinlikle aklımızda ilk canlanan tasarımın karşılığı değil. Çok daha edebi, çok daha politik ve yaratılış hikayeleri arasındaki konumu itibariyle fazlasıyla cüretkar. Anlayabileceğimiz ve kendi hayatımızdan birkaç parçayla özdeşleştirebileceğimiz bir tasvir; kurgulandıkça gerçeğe daha yakın hale gelenlerden.

“İçerisi korkunç bir boşluktu, karanlık, sonsuz bir okyanus vardı orada. Derinliği, eni boyu, hiçbir şeyi belli değildi bu boşluğun; zaman ve mekan kaybolmuştu, doğanın en eski ataları Gece ve Kaos vardı burada, ebedi anarşi hüküm sürüyordu, sonsuz savaşların gürültüsü arasında korkunç bir karmaşa yaşanmaktaydı.”

2-pandemonium-john-martin

John Milton, William Blake’e göre “şeytanın mezhebinde” yer alıyordu. Kayıp Cennet’de, Şeytan karakterini cüretkar bir biçimde resmedişi, İngiliz toplumu tarafından alışılmış dışı olarak nitelendirilmişti. Kayıp Cennet’deki Şeytan; hikayenin protagonisti olarak demokratik, güçlü ve Tanrı’nın diktasına karşı verdiği mücadele yönünden devrimci bir lider olarak karşımıza çıkıyor. Tanrı ile aralarındaki anlaşmazlıklar, Şeytan tarafından kendisinin hüküm süreceği yeni bir diyar yaratma fikrini ortaya çıkarıyor: Pandemonium.

“Cehennemde hüküm sürmek, cennette hizmet etmekten daha iyidir!”

Pandemonium, Milton tarafından Cehennem’in merkezi olarak tanımlanıyor. Şeytan’ın en yetenekli ve itaatkar takipçilerinden olan ve daha önce Cennet’in saraylarını tasarlamış Mulciber, Pandemonium’un inşasının mimarı. Pandemonium’un mimari ölçek ve tasarım bakımından Barok izler taşımasının altında John Milton’ın, protestan doktrini olan Püriten kimliğinin yattığını söyleyebiliriz.

‘’Zihnin neresi olmak isterse orasıdır. Kendi içinde cehennemi cennete, cenneti de cehenneme çevirebilir.’’

p01l5b96

Şeytan’ın tüm hizmetkarlarının yardımıyla, Pandemonium’un inşası oldukça kısa bir sürede tamamlanıyor. Şeytan ve hizmetkarlarının böyle bir yer inşa etme konusundaki temel motivasyonlarından en önemlisi, sorunlarını tartışabilecekleri bir parlamento arayışı. Buradan anlayabileceğimiz üzere, Şeytan ve meleklerinin yansıttığı demokrasi anlayışı, günümüzdekiyle neredeyse eşdeğer. Eserde Pandemonium’daki parlamentoda problemlerini tartıştan zümrenin şeytan ve melekleri oluşu, dönemin İngiliz parlamento anlayışına dair bir eleştiri sayılabilir.

Pandemonium, içerisinde cehennem tasviri barındıran diğer tüm edebi eserlerden farklı bir konuma yerleştiriyor Paradise Lost’u. Bildiğimiz tüm cehennemlerden çok daha görkemli. En önemlisi ise oluşumu bir süreç ve bir dizi fikir eşliğinde gerçekleşiyor. Yani Şeytan’ın da, meleklerinin de süregelen hayatlarına dair bir ideal dünya resmi var zihinlerinde.

Temsil ettikleri yegane şey kötülük ya da yıkım değil, bir cennet düşünebilmek için tam da ihtiyacımız olan şeyler; fikir ve uyum. Tanrı’nın mükemmelik vaadiyle hükmettiği krallığını terk edip, yeni bir arayışa girmek ve bu konuda mutlak bir otorite rolündeki Tanrı ile dahi iddialaşmak bir karşıtlığa sebep olmak değil belki de.

Bir alternatif yaratmak.

___________

DEV YAZI ÇAĞRISI 30 Ağustos’a kadar yazılarınızı kabul edecek. Detaylar burada.

Author

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.