Selamlar, sevgiler geekler! Yeni bir dosya konusuyla karşınıza çıkmaktan sevinç duyuyorum. Yalnız, bu sefer işim çok zor biliyor musunuz? Temamız okült, yani sonraki yazılar boyunca görünen gerçeklerin ardındaki birtakım gizli kalmış olgularla meşgul olacağız. İşin içinde felsefe var, ezoterizm var, tasavvuf var, büyü var, fal var, totemler var, tabular var, var oğlu var. Kişisel hayatının son sekiz-on yılını kaynakçalı, dipnotlu yazılar yazıp her söylediğine somut dayanaklar bulmak için harcayan bir insan evladı için zor konular bunlar. Ama korkmayın, işin gizemini bozmadan bir ara yol bulmaya çalışacağız. “Okült nedir?” gibi temel bir soruya cevap vermekle başlayalım ve bu gizemli yol bizi nerelere götürecek bakalım diyorum.

Okült sözcüğü, Latince “occulere-” fiilinden türetilen “occultus” kelimesine dayanıyor. Occultus; gizli, gizil, örtülü gibi anlamlar taşıyor. Bu sözcük, Fransızcaya “occulte” olarak giriyor ve kelimenin karşılığı “büyüye ve doğaüstü güçlere ilişkin” oluyor. Yalnız kelimenin çağrışım ve dağılım alanı bununla sınırlı değil. İngilizce sekiz rakamının karşılığı olan ve inanış bazında kapsamı eski Hint efsanelerine ve Masonluğa kadar uzanan “eight” kelimesinden; bugün bilim öğrendiğimiz, ders aldığımız binaları kapsayacak şekilde kullandığımız okul kelimesine kadar okültün izlerini görebiliyoruz. Bunun dışında kelimenin içinde de yer almakta olan kült’ü, verdiğimiz anlam alanlarına göre değişmekle birlikte hem yabancı dillerde, hem de Türkçe’de kullanıyoruz. Fakülte de bunlardan biri. Kelimenin çağrışım alanları içerisinde okul ve fakülte örneklerini haybeden vermediğimi de belirtmek isterim. Çünkü okült ve okültizm, öğrenim ve öğretilerle oldukça bağlantılı bir kavram.

da-vinci-anatomi

Temel olarak Okültizm, sıradan insanlar tarafından öğrenilemeyecek, öğrenilebilmesi için bazı inanç sistemlerinin saklı tutulması gereken bilgi ve düşüncelerine ihtiyaç duyulan hakikatler anlamına geliyor. Okültizmin arkasında, insanlığın görünen ve bilinen evrenin başka ve fark edilemeyen güçler tarafından şekillendirildiğine yönelik inançları yatıyor. Bu güçlere bireysel inançlarımız dahilinde ister tanrılar ve tanrısal varlıklar diyelim, ister cinler ve şeytanlar; ister karma diyelim, ister uzaylılar. Daha materyalistik düşünenler için bu güçler daha somut da olabilir; derin devlet yapılanmaları veya ekonomiler üstü şirketler gibi. Mantıksal zemini ne kadar sağlam ve gerçekçi olursa olsun, pek çok komplo teorisinin başlangıcını da yine bu inançlar oluşturuyor.

Netice olarak, gizli bir biçimde var olan bu güçler bilinir ve onlara müdahale edilirse, olayların ve olacakların akışına da yön verilebileceğine kanaat getiriyoruz. Evrene yön veren gizli güçlere dair bilgilerin öğrenilmesi ve kullanılması ise herkesin yapabileceği bir şey değil. Çünkü bu bilgiler geçmişte bir zamanda, bazı özel şahıslar tarafından öğrenilmiş ve nesilden nesile aktarılmış bilgiler. Efsanelerde geçen Lokman Hekim’in ölümsüzlüğün sırrını yazdığı ve bir ırmağa düşerek kaybolan kitabını bilenleriniz vardır belki; biraz buna benziyor işte. Dolayısıyla bu gizli hakikatlere ulaşabilmek ve onları yönlendirebilmek için, yine bireysel inançlarımız dahilinde belirli bir ekole, belirli bir okula veya belirli bir kanaat önderine bağlı olmamız ve onu usta kabul etmemiz gerekiyor. Bugün karşılaştığımız pek çok tarikat yapılanmasının ve farklı bir bakış açısıyla bilimsel akımların, eğitsel temayüllerin de arkasında işin bu kısmı yatıyor. Hipokrat yemini etmek gibi, Heredot adıyla bütünleşmiş bir tarih anlatımını benimsemek gibi.

Okültizm deyince aklımıza nelerin gelmesi gerektiği ve bunların ne olduğuyla ilgili biraz konuşalım mı? Okült öğretiler içinde başlıca ekollerimiz şunlar: Büyü, Simya, Numeroloji, Demonoloji, Astroloji, Falcılık, Gnostisizm, Şamanizm, Teosofi. Bunlar dışında Kabala ile Spiritüalizm çerçevesinde değerlendirilebilecek Feng-shui gibi pek çok felsefi öğreti de Okültizm içerisinde sayılabilir.

 

ebcedhesabı
Görselde, Ebced Hesabına göre harflerin taşıdığı sayısal değerler yer alıyor. İslâm dairesi içersinde değerlendirilen Ebced Hesabı, Numeroloji’ye bir örnektir.

Okültizm içerisinde yer alan bütün kavram ve uygulamalar insanlık tarihi kadar eski. Bunların arasında özellikle Simya ve Astroloji üzerine o kadar çok söz söylenen alanlar ki birer bilim olarak algılandıkları zamanlar olmuş. Hatta bu konuda hâlâ süren tartışmalar da var. Dolayısıyla bunları değil tek bir yazıyla; 500 kitapla bile tam olarak anlayıp anlatabileceğime inanmıyorum. Önemli bulduğum iki noktaya dikkat çekmek isterim sadece: İlki Okültizmin bütün öğretilerinin, ritüeller bakımından birbiriyle öyle veya böyle bağlantılı oluşu. Yani Şamanizm’i büyüden, büyüyü faldan, falı astrolojiden, iksirleri simyadan tamamen bağımsız olarak düşünemiyoruz.

İkinci nokta ise Okültizm dairesinde uygulanan şeylerin; fizik, matematik ve bilumum diğer doğa bilimleriyle de iki yönlü bir ilişkisi bulunuyor. Okült uygulamalar, pozitif bilimlerin yöntemlerini kullanarak gerçekleştirilebiliyor. Astroloji, gezegen hareketlerini görmek ve hesaplamalar yapmak için fizik ve matematikten yararlanıyor; büyü dairesi içerisinde yer alan bazı şifa verici uygulamalar, biyolojiden ve kimyadan yararlanıyor vb. Bu ilişkinin ikinci yönünü ise, bilimin varsayımlar yapmak zorunda olduğu noktalarda okülte yönelmesi olarak açıklayabiliriz. Şu gün için çok mantıklı ve gerçek gelmeyebilir ancak kadim zamanlardan bahsettiğimizde bilimin nerede bitip okültün nerede başlayacağını kestirmek de çok mümkün değil.

Genel olarak neyle uğraştığımızı netleştirdiysek, biz iyisi mi daha temel ve açıklayabileceğimiz bir sorunla ilgilenelim ve okültizmi, kelimenin de içinde yer alan kült kavramıyla birlikte anlayalım. Sonra da beraberce farazi ama sisteme uygun şekilde ilerleyecek bir örnek üzerinden; kült nasıl oluşur, bu kültün etrafında da farazi bir okült uygulaması nasıl hayata geçer, diye soralım.

1*kXs29y9MPTITPMbGCP6RTQ
Sauron’un kulesi bir aralar ‘her şeyi gören göz’ sembolizmi ve üçgen biçimi nedeniyle İllimünati’den Masonluğa; Big Brother’dan Scientology’ye kadar bağlantılı bulunmuş ve bu durum çok da tartışılmıştı. Belki bir yerlerde hâlâ tartışanlar vardır, bilemedim.

Kült

Kült, Fransızca “culte”, tapınma, ibadet, dini tören ve ayin gibi anlamlara geliyor. Buradan da anlaşılacağı üzere, kavram direkt olarak inanç ve ritüellerle ilgili. Buranın altını çizmek istiyorum; kült dediğimiz şey tek başına bir nesne veya özne değil. Ortada bir özne/nesne ile birlikte, bunlarla ilgili veya bunlara yönelik yapılan birtakım hareketler olmak zorunda. Mesela bir müzik aleti çalmak, şarkı söylemek, dua etmek, zikir çekmek, fal bakmak, büyü yapmak, kurban kesmek gibi.

Kült ile okültün kelime benzerliği dışında doğrudan çok büyük bir bağlantısı yok aslında. Ancak, okült dediğimiz şey ve okültizm, kültlerden doğan ayinlerin nasıl gerçekleşeceğini ve nasıl sonuçlanacağını öngören, öğreten, gösteren birikimlerin bir toplamını da içeriyor.

Yine de buradan belirtiyorum, çağrışım ve uygulama alanı çok geniş bir kavram okült. Azıcık anlaşılır hâle getirmek için, bugün modern anlamıyla kullandığımız bilimin içine girmeyen, okullarda öğretilmeyen her şey- ve bilimin ve öğretilenlerin içindeki bazı şeyler- tamamıyla okültün alanına dahildir diyebiliriz. Ki böyle dediğimizde, zaman zaman çeşitli alanlarda insanlardan gizlenen bilgileri de kasteden, geniş kapsamlı bir kullanıma varmış oluyoruz.

Hem işin eğlencesi kaçmasın, hem hedef göstermeyelim, hem de anlatması rahat olsun diye affınıza sığınarak farazi bir kült oluşumu üzerinden Okültizmin ilgi sahasını örneklemek istiyorum. Farazi olan kült değil bu arada, benim anlatım tercihlerim.

Sandro_Botticelli_-_La_Carte_de_l'Enfer
Görselde içinde pek çok okült unsuru da barındıran Dante’nin Cehennem’inden hareketle Boticelli’nin vücuda getirdiği eser yer alıyor; Cehennem’in Haritası.

 

Kültlerin Oluşumu

İnsanoğlu en eski zamanlardan beri kendi çevresindeki bilinmezlikleri anlamak ve yaşantılarını anlamlandırabilmek için çaba harcıyor. Bugün yirmi birinci yüzyılda yaşayan bizler için bu çaba, daha ölçülebilir ve gözlemlenebilir şekillerde sürüyor. Bu yüzyılda bizler; bir maddenin diğer bir maddeyle nasıl tepkimeye girdiğini laboratuar ortamında test ediyoruz, kanser gibi hastalıkların çözümü için hücresel boyutta deneyler yapıyoruz. Cep telefonlarımızın bataryasının daha uzun süre dayanabilmesi için yeni enerji yöntemleri deniyoruz, arabalarımızın daha fazlasını geçirmek için daha sağlam köprüler inşa ediyoruz. Küresel ısınma gibi felaketler karşısında yaşadığımız dünya yok olursa diye, uzayda başka alternatif yaşam alanları arıyoruz.

Sosyal bilimler için de az çok bu şekilde, modern zamanda insanların ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni kuramlar geliştiriliyor, göç ve mültecilik gibi olguların sonuçlarını kontrol edebilmek için çalışmalar yapılıyor veya çevresine yabancılaşan insanların aidiyet ve kimlik bunalımlarına çözümler üretilmeye çalışılıyor. Çabamız daha ölçülebilir ve gözlemlenebilir bir çaba, çünkü üzerinde deney ve çıkarım yapabilmek için elimizde çok daha uzun zaman önce toplanmış, ölçülmüş ve üzerinde uzlaşılmış malzememiz var. Bilimsel gelişmelerin başlangıcındaki insan içinse durum hiç de böyle değil.

Bir dağ düşünelim mesela, bu dağın etrafındayken üzerimizdeki metal eşyalar bir tür çekim alanına giriyor olsun. Bugünkü ölçülebilir ve gözlenebilir bilgilerimizle biz, bu durumun manyetik alanlarla açıklandığını biliyoruz. O zamanın insanı için ise burada birtakım doğaüstü olaylar yaşanıyor. Dolayısıyla insanlar bu dağın etrafında neler olduğuyla ilgili hikayeler oluşturmaya başlıyorlar. Anlattıkları hikayeler önemli çünkü ortada anlayamadıkları bir şey var.

İnsanlar anlayamadıkları şeylerden korkarlar. Bu durum bugün için de böyledir; yabancıları tehdit olarak görürüz çünkü onları tanımayız, uzaylılardan korkarız çünkü ne olduklarını bilmiyoruz… Bir zamanlar “Nasıl böyle bir ses çıkartıyor?” diye sazdan da korkmuşuz ve aramızda sazın içinde şeytan olduğunu iddia edenler olmuş. Bir süre sonra teknolojiden korkmuşuz; televizyonda suretler belirmiş ve bu sefer televizyonun içinde şeytanların olduğuna karar verenlerimiz çıkmış. Teknoloji gibi çok korktuğumuz ama başa çıkabilecek bilgi birikimine sahip olmadığımız, gücümüzün yetmediği şeyler söz konusu olduğunda ise korkunun yanına saygıyı da ekliyoruz. Her eve bir televizyon alıp bir de bu televizyonları evin başköşesine yerleştirdikten sonra dantellerle süslüyoruz. “Bükemediğin bileği öpeceksin.” sözündeki gibi biraz. Bir yandan korktuğumuz, bir yandan da kudreti karşısında saygı duyduğumuz anlaşılmaz şeyler hakkında oluşturulan hikayeler veya ortaya atılan teoriler, onları anlamlandırmamızı sağlıyor. Anladığımız şeyler üzerinde kontrol sahibi olabilir veya hiç değilse onlardan korunmak için ne yapacağımızı biliriz.

Ta en başından nesnelere isim vermemizin bir sebebi de bu tanıma ve anlamlandırma meselesi. Gökyüzünde parlayan ve bizi korkutucu bir karanlıktan kurtaran, ekinlerimizin yetişmesini sağlayan şeye “güneş” dedikten sonra, artık ona nasıl hitap edeceğimizi biliyoruzdur. İsimler ve sözcükler çoğu kültürde bu bakımdan önemlidir. Şimdi açıp baksanız mesela çoğu büyü, isimler üzerine yapılır. Masallarda kötü cadılar, doğacak çocuğun ismini öğrenebilmek ve böylece ona sahip olabilmek için hileler yaparlar. Hatta konuyu çok dağıtmadan bir örnek daha vereyim, etrafınızda duyduğunuz “Yeter”, “Dursun”, “Satılmış” gibi isimler de benzer sebeplerle koyuluyor.

Rumpelstiltskin
Görselde Grimm Masalları’ndan Rumplestiltskin var. Bu kızgın imp ve onun getirdiği kötülüklerden kurtulmanın tek yolu, onun gerçek ismini bilmek.

Konumuza geri dönersek; bilmediğimiz, saygıyla karışık bir korku duyduğumuz güçlerle ilgili hikayelere biz bugün çoğunlukla mit veya içinde taşıdığı unsurlara göre efsane diyoruz. O dönemin insanı içinse bu hikayeler bir yerden sonra kutsal metinler haline geliyor. Örnek vermek için seçtiğim, etrafında metal nesnelerle dolaşınca garip durumlarla karşılaşılan dağ için de durum böyle. Henüz manyetik alanlarla ilgili hiçbir bilgi birikimine sahip olmayan insanlar, bu dağla ilgili kendilerince mantıklı hikâyeler oluşturuyorlar. Bir yandan dağın yanına gitmeye korkuyorlar, uzak duruyorlar. Bir yandan gitmek zorunda kaldıkları zaman kendilerini koruyabilmek için yollar arıyorlar, bilgi topluyorlar. Toplanan bilgilerle, söz konusu dağın neden böyle bir olağanüstü güce sahip olduğu hakkındaki hikayeler birleşiyor, nesilden nesile aktarılıyor. Haliyle o zamanda yaşayan insanlar için, etrafında manyetik alan bulunan bu dağ, bir dağ kültüne dönüşüyor.

Aynı dağı alalım mesela, üstündeki bir mağaraya özellikle yazları yerleşim yerine doğru gelen heybetli bir siluet koyalım. Kışın aylar boyunca ortada görünmeyen ama yazın aşağıya inen, dağın eteklerinde habersizce dolaşmakta olan insanları yaralayan veya öldüren bir siluet. İnsana benzemiyor, yüksek volümlü sesler çıkartıyor. Biz bugün bu siluetin bir ayı olduğunu biliyoruz ama o dönemde yaşasaydık dağın koruyucu ruhu ile tanışmış olacaktık.

Bu dağ ile ilgili şu kadarcık bilgiden sonra, dağ hakkındaki düşüncelerimiz az çok şöyle oluyor:

  1. Dağ, heybetli ve aşılması zor olduğu için yerleşim yerimizi saklıyor; bizi düşmanlardan koruyor. Muhtemelen bu yüzden evlerimizi dağın eteklerine kurmuştuk.
  2. Dağ ve çevresinde birtakım bitkiler, yemişler yetişiyor ve bunlar sayesinde hayatta kalıyoruz. Bitkilerden ilaçlar yapıyoruz, yemişleri biz yiyoruz veya hayvanlarımızı otlatıyoruz.
  3. Güneş çoğunlukla bu dağın tepesinden doğuyor veya batıyor, yağmurlu günlerde bazen bu dağın arkasından bir gökkuşağı beliriyor yahut bir şimşek çakıyor. Büyüklüğüne göre belki de bu dağın tepesi yaz mevsiminde bile karlı kalabiliyor. Bütün doğa olaylarının öyle veya böyle bu dağın tepesiyle bir alakası var. Haliyle dağ, bayağı büyülü bir şey.
  4. Dağın etrafındayken kullandığımız aletlere garip şeyler oluyor. Hayatımızı idame ettirmek için kullandığımız ekipman sanki dağa doğru çekiliyor. Dağ bunları bizden almak mı istiyor? Yoksa bunlar dağa mı ait?
  5.  Dağın üstünde bir şey yaşıyor. Kocaman, sesi korkunç. Hayvanlara ve insanlara zarar verebiliyor. Yemişleri yedik, hayvanlarımızı orada otlattık diye mi kızıyor? Onu kızdırmamalı veya rahatsız etmemeliyiz. Eğer onunla iyi geçinirsek, bize daha fazla yemiş verebilir ve bizi kötülüklerden koruyabilir.

Daha da çoğaltılabilecek olan bu beş maddeyle birlikte artık elimizde bir kült var.

syberiamountain

 

Kült ve Okültizm

Dağ kültünü oluşturduk ve dağın etrafında birtakım hikayeler anlatıyoruz. Dağ kültü artık hayatımızın önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Ondan hem korkuyoruz, hem de birtakım olağanüstülükler barındırdığı için gücünü kabul edip ona saygı duyuyoruz. Peki, Okültizm nerede devreye giriyor?

Kültlerin ayinler ile koparılamaz bir bağı olduğunu söylemiştik. Okültizm ise bilinmeyenle bağlantılı veya bilinmeyene yönelik bu ayinlerle ilgili öğretileri içeriyordu. Dağ kültü etrafında oluşturduğumuz düşüncelerden sonra, bu dağla temas söz konusu olduğunda yapabilecek olduğumuz şeyleri düşünelim:

  1. Dağın etrafına kesinlikle yalnız gitmiyoruz. Korunma amacıyla gruplar halinde dolaşıyoruz.
  2. Yanımızda dağı iyi bilen, hangi yemiş ve bitkilerden ne kadar alınması gerektiğini öğrenen tecrübeli birilerini götürüyoruz. Fazla veya az almak istemeyiz.
  3. Üzerimizde metal eşyalar varken dağa yanaşmıyoruz, kamufle olabilmek için toprak tonlarında giyiniyoruz.
  4. Dağın koruyucu ruhuna geldiğimizi haber vermek için ve biz varken oradan uzaklaşması için, yanımızda ondan daha çok ses çıkartan şeyler taşıyoruz. Mesela bir davulu sürekli çalıyoruz veya iki tane nesneyi birbirine vurarak yürüyoruz.
  5. Aldığımız yemişler için dağa teşekkür etmeliyiz. Bunun için ona hediyeler götürüyoruz, bir koyunu dağın eteklerinde kesiyoruz, dağa bu koyunu onun için getirdiğimizi bağırarak söylüyoruz ve dağ ruhunun götürmesi için oraya bırakıyoruz.
  6. Dağ ve dağ ruhu bizi kendilerinden kabul etsin diye, evlerimizde oradan topladığımız bazı bitkileri yakıyoruz. Bu bitkileri özellikle yazın, dağ ruhunun hoşuna gidecek sözler söyleyerek, evin içinde gezdiriyoruz.

Hayırlı olsun, bir okült örneğiyle karşı karşıyayız artık. Çünkü bu altı madde dışarıdan şöyle görünüyor:

Bir örnek, belirli kıyafetler giymiş on-on beş kişi, belirli bir gün ve saatte ellerinde vurmalı çalgılarla ıssız bir dağın yamacına gidiyorlar. Aşırı derecede temkinli hareket ediyorlar, etraflarına ve birbirlerine bakmıyorlar. Aralarından en tecrübeli olanları, önceden hazırlanmış ve ezberlenmiş bir şeyleri büyük bir dikkatle söylüyor. Çıt çıkmıyor. Bunun ardından bir koyun, belirli bir ritimle yapılan hareketlerle grubun ortasına getiriliyor. İnsanlardan oluşturulmuş dairenin ortasındaki koyun, atar damarına vurulan bir bıçak darbesiyle öldürülüyor ve kanı yine çeşitli sözler eşliğinde dağın eteklerine savruluyor. Sonra grup, yine geldikleri gibi müzik aletlerini belirli bir ritimle çalarak, başları önlerine eğik; dikkatlice uzaklaşıyorlar. Evlerine döndüklerinde bazı bitkileri yakıp, kesilen koyundan alınmış bir parça kan ile karıştırıyorlar ve bu karışımı huşu içinde etrafta dolaştırıyorlar.

Tam teşekküllü gizli örgüt ayini gibi değil mi? Ortada bir bilinmeyen var, bu bilinmeyenle başa çıkmak için belirlenmiş bir yol var, yapılması gereken ve yapılması yasaklanan şeyler var, bunları öğreten ve uygulayan insanlar var. Hepsinin toplamıyla ise okültizm ilgileniyor.

Bütün bu seremoni yüzyıllar boyunca aktarılarak devam ediyor. Bir süre sonra insanlar belki de dağ ruhunun davuldan çok, insan sesinden korktuğunu keşfediyorlar ve şarkılar söylemeye başlıyorlar. Veya başlarına bir kukuleta geçirip gittiklerinde, yırtıcı hayvanların onlardan daha çok korktuğunu fark ettikleri için, özel cübbeler yapmaya başlıyorlar. Belki de zaferlerinin tadını çıkartmak için dağa gitmedikleri zamanlarda da bu cübbeleri giyiyorlar, dağda söyledikleri şarkılar artık onların marşı hâline geliyor.

Birkaç yüzyıl daha sonra, bir derebeylik döneminde aynı insanların torunları bu şarkıları ve kıyafetleri bir aile sembolü hâline getirmiş olabilir. Dağa doğru yol alan gruptakilerin varisleri, kendilerine ayırıcı dövmeler yaptırıp yeni bir sosyal sınıf oluşturmuş, bir lonca kurmuş; aralarına başkalarını almıyor olabilirler. Birkaç yüzyıl daha geçince, bu hikayelerle büyüyen insanların bilmem kaçıncı kuşaktan torunları, dövmeyle kendilerini damgalamaktan vazgeçmiş ve dağ ruhunun sembolize edildiği yüzükler takmaya başlamış olabilirler. Artık apartman dairelerinde toplanıp, büyük büyük atalarının heybetli ve kutsal olan dağdan topladıkları bitkileri tütsülerde yakıyor olabilirler. Hatta şu an bu satırları okuyan sizler ve ben, hepimiz birlikte bir tarikat başlatmış olabiliriz!

epsilonsite
Epsilon Program’ın neyin parodisi olduğu bir yana, modern zamanlarda kültlerin oluşumuna bakış açısından Kifflom da dikkate değer.

Buraya kadar söylenilenlerin büyük bir kısmı farazi ve çok çok basite indirgenmişti ancak bütün kültler hemen hemen böyle oluşuyor. Hatta bugün şehir efsanesi olarak duyduğumuz olağanüstü hikayeler de az veya çok bu şekilde ortaya çıkıyor. İşin ilginç bir yanı daha var, dünya üzerindeki kültürlerde yer alan ayin, büyü ve ibadetlerin hemen hepsinin kökeninde de benzer kültler var. Yukarıda italik yazılan kısmı ve devamında oluşmuş olabilecek yeni tarikatla ilgili kısımları okurken, aklınızda birkaç grup veya topluluğun belireceğinden de eminim.

Zaman içinde heybetli ve ulu dağımız çevresinde bir yapılanma oluşmuş olsun, hâliyle geçen zamandan ötürü bu dağla ilgili bilimsel gerçeklerle birlikte pek çok yeni bilgi de bu yapılanmanın üyelerinin hafızasında yer etmiş olacak. Bu insanlar mutlaka bu dağa bir isim verecekler, kendi kökenlerini, soylarını araştırırken bu dağa ziyaretlere gidecekler. Aralarından zaman zaman bu dağdan akan bir ırmağın sıtmaya veya başka bir hastalığa iyi geldiğini söyleyenler çıkacak; bu dağ etrafında hâlâ bir yerleşim yeri varsa, buraya bazı otantik zevkler veya nostaljik arayışlar için turlar düzenleyenler olacak. Gelinen son noktada dağa ve dağın bulunduğu coğrafyaya yönelik, burada yaşananlara yönelik büyük bir literatür bulunacak ve bu literatür geniş veya dar bir alanda aktarılmaya devam edilecek. Belki bu dağla ilgili filmler çekilecek, romanlar yazılacak. Elimizde oldukça mistik, oldukça ezoterik bir öğreti bulunacak, hâliyle akademisyenler de zaman zaman bu coğrafyayı içeren tezlerde, araştırmalarda bunlardan bahsedecekler.

Okült ve okültizm denince sizlerin aklında ne vardı bilmiyorum; ben konu hakkında okumaya başlamadan önce, tükettiğim ürünlerle bağlantılı olarak, bu kavramı daha ziyade birtakım karanlık uğraşlarla ilgili düşünüyordum. İşin aktarmayı seçtiğim kültlerle ilgili kısmı pek böyle değil ancak; okültün kara büyü veya Satanizm gibi oluşumlarla bağlantılı bolca uygulaması da var. Sanıyorum ki okültle ilgili popüler çoğu üründe, okültün karanlık tarafına yönelik unsurların kullanılmasının bir nedeni, insanların korku gibi daha temel içgüdülerine seslenmek.

Bir giriş yazısı olan bu yazıdan sonra, serinin ikinci yazısında okültün daha cezbedici karanlık taraflarına yöneleceğimizi söyleyerek, sizlere gaipten bir haber de ben veriyorum.

every once in a while in your life you reach a decision point. a crossroad leading left or right. you can not look far enough to make the perfect step, but you have to decide anyways. is it left or right? or even turning back?
Bu görsel de bir sonraki yazı için ipucu barındırıyor olabilirmiş, bize öyle bir bilgi geldi.

Geçenlerde bir akşamüstü yürürken karşılaştığım ve kesinlikle tanımadığım bir kadın bana, yazacağım bir sonraki yazının çok popüler bir video oyunuyla ilgili olması gerektiğini; yoksa çok kötü şeyler olacağını söyledi. Aynı gece, rüyama giren esrarengiz siluetler, söz konusu yazının bu oyunun içindeki bir okült örneğiyle alakalı olacağını bildirdiler. Hatta tam şu an, bu satırları yazarken, net bir şekilde tanımlayamadığım bir ses, bana yazıda sadece oyun ve okültün değil, birtakım dinî ve edebî referansların da olacağını fısıldıyor.

 

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.