Genel anlamda mitolojik anlatılardaki tanrıların ne denli dramatik figürler oldukları konusunda artık hepimiz hemfikir olmuşuzdur diye düşünüyorum. Dramatik girişler ve çıkışlar yapmak konusunda üzerlerine yok. Hatta bazı anlatılarda kendi hayatlarını ve masum insanların hayatlarını belli bir amaç doğrultusunda yok etmek veya tehlikeye atmak, onlar için yalnızca sıradan bir salı günü olabiliyor. Dramatik tanrılar falan filan dediğim vakit, aklınıza ilk olarak Yunan tanrıları gelmiş olabilir- Bu durum beni kesinlikle şaşırtmaz. Lakin İskandinav mitlerinde de bu durumun pek değiştiğini söyleyemeyeceğim.

Böylesine bir açılıştan sonra artık size aslında kimden ve neyden bahsedeceğimi söyleyebilirim sanırım. En az kendisi kadar dramatik bir anons yapıyorum, hazır mısınız? Tanrıların en dramatiği, en kudretlisi hakkında bir mit üzerine konuşmak için bugün burada toplanmış bulunuyoruz: O tanrı, Odin!

Dramatik diyorum ama bunların hepsi şaka tabii ki, Odin yapıyorsa bir bildiği vardır da diyoruz. Zira o, yeri geldiğinde tek gözünden vazgeçmiş yeri geldiğinde de kendini kendine kurban etmiş bir tanrı- Haksız mıyım? Kendini kendine kurban ettiğini söyledim, evet, nasıl oluyor peki bu? Haydi, herkes ateşin başına geçsin. Hikâye zamanı!

Wotan and Yggrasil, Culhain (Deviantart)

Tanrıların üstündeki güçten, Nornlardan bahsetmiştim tam şurada, hatırladınız mı? Nornların kaderi iplikler üzerinden, örgüler ile ördüğünü anlatmıştım, bunun en yaygın mitlerden birisi olduğunu da söylemiştim. Bir diğeri de runik yazılar. Runik yazılar kutsaldır zira İskandinav mitlerine göre Nornlar kaderi rünler ile dokuz diyarı birleştiren ağaç Yggdrasil’in gövdesine işlerler. Runik yazılar, Yggdrasil’de hayat bulur, güçlerini Yggdrasil sayesinde dokuz diyar üzerinde de var ederler.

Nornlar, Yggdrasil’in de beslendiği Urd Kuyusu’nun yanında bulunurlar. Odin ise onlardan kaderin sırlarını öğrenmek için o denli heveslidir ki her şeyi yapmaya hazırdır. Lakin Nornlar sırlarını kimseye söylemezler, Nornların işlediği rünler de kendilerini herkese göstermezler. Rünleri yalnızca kendini kanıtlamış kimseler görebilir.

Bunu öğrenen Odin de gücünü ispatlamak adına vazgeçebileceği en büyük şeyden oracıkta vazgeçer: Kendinden. Kendini önce mızrağıyla yaralar, kanını Urd Kuyusu’na döker. Sonra da kendini Yggdrasil’de sallandırır. Diğer tanrıların ona yardıma gelmemelerini emreder, o yalnızca orada tek başına acı çekecektir.

I trow I hung on that windy Tree
Nine whole days and nights

Poetic Edda
Yggdrasil, Ertaç Altınöz

Dokuz gün ve dokuz gece, yaşam ve ölüm arasında bu şekilde kalır. Kanı Urd Kuyusu’na damlar, gözleri de kuyunun içine dikilmiştir. Ne pahasına olursa olsun o runik yazıları elde etmek ister Odin. Böylece dokuzuncu gecenin sonunda kuyuda parıltılı şekiller görmeye başlar. Bunlar, rünlerdir.

Odin’in fedakarlığını kabul eden rünler, sonunda kendi sırlarını ona göstermeye başlarlar. Odin bu rünlerden savaşmayı, iyileşmeyi, iyileştirmeyi, kötü büyülerden korunmayı, ateşleri söndürmeyi, ölüleri uyandırmayı, aşık olmayı öğrenir. Odin, ancak bu şekilde en bilge tanrı olabilmiştir.

Ere long I bare fruit, and throve full well,
I grew and waxed in wisdom;
Word following word, I found me words,
Deed following deed, I wrought deeds.

Poetic Edda

Odin’in kendini yaralayarak Yggdrasil’den sallandırması, her şeyden önce onun bir fedakarlık şeklidir. Neyden fedakarlık eder? Kendisinden. Kendi yaşamından. Peki, fedakarlıklar kimlere yapılır? Üstün güçlere değil mi? Tanrılara. Böylece, Odin kendisini kendisine kurban etmiş olmuyor mu? Haksız mıyım? Evet, Hávamál’de Odin kendisine bunu söylüyor zaten. Şöyle diyor:

Stabbed with a spear, offered to Odin,
Myself to mine own self given.

Poetic Edda

Tam çevirisiyle: “Kendimi kendime adadım”. Kendini kendine kurban ederek yeniden doğan bir tanrı oluyor Odin böylece. Yeniden doğuyor dediysem de küllerinden doğan bir anka kuşundan bahsetmiyorum tabii, eskisinden daha bilge bir Odin ortaya çıkmış oluyor demek istiyorum.

Yggdrasil Tree Of Life, Alayna (Deviantart)

Bu mitten başka ne çıkartıyoruz? Odin’e nasıl kurbanlar verildiğini. Odin’in verdiği kurban, kendisine layık olan tek kurbandı. Yani özel ve güçlü birisi olmalıydı, o da en özel ve en güçlü kişi olarak kendisini seçti. Dolayısıyla Odin de böyle kurbanlar istiyordu. Bu mit, dönemin insanlarına bu konuda bir yön gösterici oldu. Odin’e sıradan insanlar kurban edilmezdi. Yalnızca zenginler ve güçlüler kurban edilirdi. Üstüne üstlük, kurban edilme şekli de bu mitte tasvir edildiği gibiydi. Kurbanlar kanatılarak öldürülürdü, aynı Odin’in kanını Urd Kuyusu’na akıtması gibi.

Bu miti öğrendiğimize göre biz de artık Odin kadar bilge olmaya bir adım daha yakınız, diyebilir miyiz? İskandinav mitleri o kadar şiddetli oluyorlar ki bazen beni korkutuyorlar. Elbette diğer mitlerin de çok sakin ve uslu hikâyeler olduklarını söylemiyorum fakat mitlerin temelde evreni anlamlandırmak adına anlatılan hikâyeler olduğunu düşündüğümüzde İskandinav mitleri beni diğerlerinden daha fazla ürpertiyor. Bir yandan da ilgimi çekiyor, başka yöne bakamıyorum. Peki sizin yorumlarınız neler? Sizce bu mitten başka neler çıkartabiliriz?

Kaynak: 1

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.