Normalde Mr Robot inceleme yazıları spoiler-free olur bölümü izlememişlerin tadını kaçırmamak için. Ama bu seferki değil dostlar. Bu yazı çok fazla spoiler içerir ve eğer bölümü izlememişseniz tüm tadınız kaçar. Çok net. Öylesine mükemmel, öylesine dumur bir bölümdü ki, spoiler vermeden anlatılamazdı. O yüzden tekrar söylüyorum, hemen gidin ve bu bölümü izleyin. Sonra zaten koşarak yorum yapacaksınız, merak etmeyin.

Birkaç bölümdür, dizinin giderek klişeleştiğinden, fazla tahmin edilebilir olduğundan yakınıyordum ki, sekizinci bölüm erken konuştuğumu yüzüme yüzüme çarptı. Dumur üstüne dumur, şok üstüne şok. İlk bölümle bu bölümü, en iyi bölüm sıralamasında kapıştırıyorum ve bu bölümü daha öne koymaya da meyilim var, öyle düşünün.

robot_mediagallery_whiterose_blank

Bölüm finalini sona saklayalım, White Rose ile başlayalım. Gizem unsurunun bir karakteri daha etkileyici yaptığına pek çok kez şahit olmuştuk ve Mr Robot da bu yöntemi kullanarak beklentilerin altında ezilmeyen bir White Rose’la bizleri tanıştırmayı başardı. Karakterle ilgili çok fazla detay paylaşmamalarının yanında görünüm olarak da “ne kız ne erkek” bir stil tercih etmeleri karakterin gizem statüsünü yükseltiyor. Ama etkileyiciliği sadece gizeminden gelmiyor tabii ki. Zaman saplantısıyla kendisini sıradan insanlardan ayrılması, bir de Matrix’teki Oracle misali her şeye hakim olduğu izlenimi de yaratarak da karşımızdakinin ne kadar üstün olduğunu yüzümüze vurması etkileyiciliğini birkaç kat daha arttırıyor. Dehasına hayran olduğumuz Elliot’u ilkokul öğrencisi kıvamına getirerek de White Rose misyonunu tamamlamış oluyor.

White Rose buluşması kadar bu buluşmanın hazırlığı da mükemmeldi. CD olayını böylesi akıllıca bağlayarak hem White Rose’u öngörü ve planlama yeteneği konusunda daha heybetli bir hale getirdiler, hem de dizinin detayları ne kadar ince işlediğine dair süper bir örnek sunmuş oldular. Bu hazırlık aşamasında gıcık adam Ollie’nin ezik halinin verdiği keyif ayrı, olayın Angela’ya bağlanışı ve ikilimizin durumunun tadı ayrı. (Bu arada bölümü mükemmel kılan şeylerden biri “Angela dava açıyor” kısımlarının olmaması olabilir mi?) Dizi White Rose buluşmasından önce sizi hem keyiflendiriyor, hem de heyecanınızı ve beklentinizi güzel bir şekilde arttırıp White Rose etkisini başarılı bir şekilde arttırmış oluyor.

robot_mediagallery_whiterose_darlene

Buluşmanın sonrasında tempo düşmeyip tersine artış gösterdi. Artık bir aksiyon sekansındaydık, zamanımız kısıtlı ve çözmemiz gereken çok önemli bir sorun vardı. Bu kısımların en güzel yeri Elliot’un bir kez daha dördüncü duvarı kırması, biz “gözlemci”leri kullanarak zamanı yavaşlatması, üstüne de dizi klişelerine laf çarpıp onlardan birini pat diye uygulamasıydı. Nasıl eğlendiğimi anlatamam. Böyle bir girişin üstüne kurulan planın da başarıyla uygulaması da bu kısmı yüksek tempolu sahneler arasında üst sıralara yerleştirdi bence.

Kısaca hala hayal kırıklığımdan kurtulamadığım Tyrell kısmına geçersek, bölümde çok önem arz etmediği gibi, herhangi bir gelişme de olmadı cinayet olayıyla ilgili. Bu kısımların tek artısı karısının gözümüzde yükselmeye devam etmesiydi. Tyrell konusunda karizmatik kötü adamdan anasının kuzusuna geçişine hala gıcık oluyorum, onu bir not edelim. Ama bu bölümdeki Mr. Robot sahnesiyle beraber yeniden ilgi alanıma girebilir. Hatta bir an Mr Robot Tyrell’in babası mı diye düşünmedim de değil.

robot_mediagallery_whiterose_ballet

Amma velakin bu teori birkaç dakika içinde yerle bir oldu tabii ki. Her şey ortalama üstü, yan karakterimiz Darlene’in Elliot tarafından öpülmesiyle koptu. Bu sahnenin tuhaflığının oyuncular tarafından verilişini de takdir etmeyi unutmayalım. Sonrasında bir anda kız kardeş olayı, şizofreninin amneziyanın doruk noktaları, bu şizofreniyle dördüncü duvarı kırmanın çok başarılı harmanı ve tabii ki beklenmeyen son; “Elliot, ben senin babanım”. Öncelikle Darlene olayı, girişteki “Nooluyor ya?” tepkimize anlam kazandırdığı için bir artı puan buraya yazalım. Tekrar bahsetmeden olmaz, dördüncü duvarı kırması ve şizofreni bağlantısını çok güzel verdikleri sahneye ek puan da vermek lazım. Elliot’un kendini hackleme denemeleri ama başarısızlığı da güzel bir puanı hakkediyor sanırım.

Ama Mr Robot’un Elliot’un babası olması bambaşka bir yerde. -Ne oldu teorisyenler? Herkes ters köşe- Bu durum bir anda önceki bölümlerdeki o kadar çok şeyi aydınlattı ki, sezon finalinden sonra diziyi tekrar izleme zorunluluğu ortaya çıktı. Mr Robot’un Elliot’u aşağı attığı bölüm sonunu hatırlıyor musunuz? Artık çok daha anlamlı. Mr Robot’un iki-üç bölüm önce alaksız bir şekilde çıkıp “Bana Darlene anlattı” dediği kısım artık anlamlı. Bunlar şu kısacık zamanda aklıma gelenler. Tekrar izlediğimizde kim bilir ne detaylar vardır, şimdi çok daha anlamlı olan. Bir de bundan sonra açıklanması gereken -özellikle Elliot’un deliliğinin limitleri üzerine- bir sürü soruyu da katınca dizi adeta yeniden başlamış gibi.

robot_mediagallery_whiterose_alley

Toparlayıp artık sözü sizlere bırakmak, sizlerin yorumlarınızı dinlemek istiyorum, öyle heyecanlıyım ki. Zaten izlerken “Baya iyi bir bölüm olmuş yahu” diye düşünürken, finaliyle zirveyi vurdurdu ve Fight Club esinlenmesi söylemlerinin altında ezilmeyeceğini göstermiş oldu. Ama şimdi dizi kendine yeni bir problem edindi: İki bölüm kala bu kadar çok dumur yaratınca, son iki bölüm birden yükselen beklentileri karşılayabilecek mi? Tabi bir de sezon finalinde nasıl dumur yaşatacaksın ki bundan sonra? Ama açıkçası dizi bir bölüm hariç beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı, bu sorunları da mükemmel bir şekilde çözeceklerinden hiç şüphem yok.

Peki geekler sizin duygularınızı alalım bölümle ilgili. Ne diyorsunuz?

 

Author

A Man Who Walks Alone... @tutkutuzlu

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.