Çok geç, ve çok rastgele tanıştım Little Inferno’yla. 2012 çıkışlıymış Tomorrow Corporation imzalı bu oyun. Allan Blomquist, Kyle Gabler ve Kyle Gray isimli üç yapımcının imzasını taşıyan oyun, Kasım 2012’de Wii U’ya, birkaç gün sonra PC’ye, bir vakit sonra da iOS’a, OS X’e, Linux’a ve Android’e çıkmış. Ben 2014 ayının Eylül yılında, bir Humble Store indirimi aracılığıyla tanıştım kendisiyle. Ne olduğunu çok bilmiyordum esasında. Birkaç bölük pörçük kelime vardı oyunun tanıtımına iliştirilmiş. “Dokunaklı” gibi kelimelerdi bunlar. “İlham verici” diyen de vardı. Birileri de hiç lafını sakınmadan “büyüleyici” demişti.

Little Inferno 1

Bu kelimelerin her birini apoletine sıkıştırmak kolay değil bir oyun için. Çok az oyun gerçekten de içinizde bir yerlere dokunmayı başarabiliyor. Oyunların hemen hemen hepsi birer kaçış fantezisi olarak tasarlanıyorlar. Bu uğurda da en korktukları şey, size sınırsız güçten bir gıdım bile olsa aşağısını sunma gafleti. Önünüzdeki her şeyi tuzla buz edebildiğiniz oyunlar dokunaklı olamazlar, doğalarında yoktur bu. İster 2D olsun, isterse holografik. Bir şeyin sizin ruhunuzu burabilmesi için önce içinizde bir şeyleri dengesizleştirmesi gerekir. Oyunlar bunu yapmazlar. Çoğunlukla yapmazlar en azından.

Little Inferno yapmış. Bilerek, isteyerek mi yapmış bilmiyorum. Oyunun karanlık hazırlanan atmosferi, mahşeri müzikleri ve karanlık mizah anlayışı en azından birilerinin buna benzer bir şeylere niyetlendiğini gösterir nitelikte. Ruhunuzda çok ince bir yerlere dokunuyor bu oyun. Hani bazen, kelimenin tam anlamıyla ulvi bir şeylerin huzurunda olduğunuzu kulağınıza gelen müzikten, gözünüzün önünde beliren metinlerden ve içinizdeki o dalgalı huşu hissinden anlarsınız ya? Little Inferno da öyle bir şey işte; müziğiyle, kelimeleriyle ve sizde hissettirdikleriyle.

Little Inferno 2

Oyunun konusu; ne zamanı ne de yeri belli olmayan bir şöminenin karşısındaki çocuk üzerinden şekilleniyor. Bu alelade bir şömine değil. Kendisi bir Little Inferno şöminesi. İçine bir şeyler fırlatıp, alevlere tutuşturmak, bununla da hem ısınıp, hem de saatlerce eğlenmek için birebir. Siz sadece bu şömineye bakıyorsunuz. Dış dünyayla etkileşime girmek için üç yönteminiz var. Birincisi; komşunuz S.P.’den gelen mektuplar. İkincisi, “dumanların ve şehrin üstünden” durum raporu veren Hava Durumu Adamının yazdıkları. Üçüncüsü ise Little Inferno katalogundan sipariş verebildiğiniz, yakılacak şeyler.

Bu üçü üzerinden bir hikaye anlatıyor Little Inferno. Oyunun temel mekanikleri çok basit. Kataloglar yedi farklı kategoriye ayrılmış; her kategoriyi bir öncekisini bitirerek açıyorsunuz. Kategorilerin her biri yakılacak eşyalar içeriyorlar. Hepsini satın almak için de para gerekiyor, paraları da bir şey yaktıkça alıyorsunuz. Beraber yanması anlamlı olan, ya da yan yana koyduğunda bir tematik bütünlüğe sahip olan eşyalar kombo oluşturuyorlar. Bu kombolar da oyunun “ana amacı” olmaya en yaklaşan şeyler.

Little Inferno 4

Eşyalar, yabancı tabirle o kadar “macabre” çizimlere ve tanımlara sahipler ki; bu Kyle Gabler’ın bestelediği aynı tondan müziklerle birleşince oyunun her gözeneklerinden ölümcül bir kara mizah duygusu sızmaya başlıyor. Kombolar da bu karanlık havayı destekliyorlar. “İlaçlanmış Anne’nin Hapları”‘ndan tutun, sıfır beden tasarlanmış “Düşük Özgüven Aksiyon Figürü”‘ne kadar sadece tasarımlarıyla size çarpıcı gelen objeler var. Bir de yakılınca bambaşka tepki verenleri mevcut. İnanılmaz bir iç parçalayıcı aryayla, güller yağarken yanan Valkyrie Doll var mesela. Ya da yakınca içinden olmayan ruhu çıkan Transhumanist Action Figure…

Bu tip eşyalar, siz oyunu oynayıp her birini alevlere verdikçe üst üste birikip sizi daha şiddetli etkilemeye başlıyorlar. Bir noktadan sonra, size oyun içi gelen mektupların da belirttiği gibi, elinize geçen her şeyi yakmaya başladığınızı fark ediyorsunuz; mektuplar da dahil. Kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Kombolara ulaşmak için yaktığınız şeylerin bazıları çok güzel geliyorlar size, ama yine de alevi basıyorsunuz. Bazı mektupları saklayasınız geliyor, ama dayanamıyorsunuz. Bu oyunun ana meselesi elinizdeki eşyaları karşınızdaki şömineye fırlatıp, fare ile üzerlerine tıklamak suretiyle yakmak. Siz de bu ana meseleden çıkamıyorsunuz.

İşin muazzam yanı şu, karakteriniz de çıkamıyor. Karakterinizin de eline geçen her şeyi Little Inferno şöminesinde yakması bekleniyor zaten. Oyun da işte bu meta-referansı inandırıcı kıldığı için vurucu gelmeye başlıyor. Bir sosyopat gibi her şeyi yakmaya devam ettikçe, hikaye sizin içine girdiğiniz her şeyi ateşe verme spirali üzerinden ilerleme fırsatı buluyor. Ve ilerledikçe, basit bir bulmaca oyununun çok daha ötesinde bir finale götürüyor sizi.

Little Inferno 3

Bu öyle bir final ki; hayatında büyük şeyleri devirip, bazı temelleri yıkıp ve bazı destek tekerleklerinden kurtulup yeni ama daha zorlu bir şeylere atılma döneminde olan herkes ilham verecek bir şeyler bulabilir. İster üniversiteye yeni başlamış olun, ister ailenizden ilk defa ayrı yaşayacak olmanın telaşı içerisinde. Fark etmez. Little Inferno bu biriktirdiği küçük alevlerle finalde sizi öyle bir yerden yakıyor ki, kendinize dair bir şeyler hissediyorsunuz. Ekranın içinde değil, bizzat kendi içinizde.

Belki inanması güç ama, Little Inferno Journey’yi hatırlattı bana. Journey’yi ve yer yer, çok hafif bir esintiyle, Braid’i. Dokunaklı oyunların ağa babası olan bu iki eser, belki size Little Inferno’nun durduğu yer konusunda bir bilgi verebilir. İki, taş çatlasa üç saatte biten kısa bir bulmaca oyunu halbuki Little Inferno. Ve muhtemelen yukarıdaki oyunlarla aynı nefeste telaffuz edilecek kadar uzun soluklu bir vuruculuğu yok. Ama sahip olduğu ufak yumruğu, tam boğazınızın ortasına yerleştirmeyi; finaliyle de uzun süre oradan çıkartmamayı biliyor.

Eğer daha önce Little Inferno’yu oynadıysanız, neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Oynamadıysanız, sizi temin ederim, bir kere denemeniz gerek. En az bir kere oturun o şöminenin başına. Söz veriyorum, şöminenin bacasından kafanızı uzattığınızda gördükleriniz sizin ruhunuzun bir yerlerine dokunacak…

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.