İçeriğe geç
Sinema 5 dk okuma

Yeni IT Bizi STEPHEN KING’e Gazlamışken: Ustanın Kaleminden Uyarlanmış 7 Zamansız Film!

Yiğitcan Erdoğan
Yeni IT Bizi STEPHEN KING'e Gazlamışken: Ustanın Kaleminden Uyarlanmış 7 Zamansız Film!

Stephen King‘in O isminde bir kitabı var.

Yani bakın, bir yazarın kudretini ifade etmek için daha sert bir örnek bulamazsınız. Şöyle düşünün, bir yazarsınız. Kitap yazıyorsunuz. Sene de 1986. Daha internet CERN’in gözünde bir parıltıdan ibaret. İnsanlar hâlâ kitabı kapağına bakıp alıyorlar, ve sen öyle bir dönemde, kitabının adını O koyuyorsun. Buna yirmi birinci yüzyılda, herkesin kütüphanesini kot cebinde gezdirdiği dönemde cesaret edemeyen insanlar var, “Aşırı sıcak ve üf hem de nasıl yakın” diye kitap ismi koyuyor adam akılda kalmak için. “Sonra hepimiz kendimizden geçtik” diyor. Sen? Sen demişsin ki, “Merhaba, benim adım Stephen King, O diye bir kitap yazdım, siz de bundan sonra O denince, beni hatırlayacaksınız.”

Ve öyle hakikaten. Gerçekten, bir yazarın kudretini masaya bu denli sert vuran başka bir şey olamaz.

İşte O’nun yeni bir fragmanı düştü geçen gün. Biz önce onu bir şöyle huzurlarınıza bırakalım.

Sonra da, bundan yola çıkarak, geldiğimiz gazı paylaşalım. O gelsin, hemen vizyona girsin istiyoruz. Ancak filmin vizyon tarihi olan 8 Eylül‘e çok var. E ne yapacağız? Çok basit: Stephen King’in kaleminden uyarlanmış diğer filmleri izleyeceğiz. Toplamda 100’ün üstünde TV ve dizi uyarlaması var King’in. Biz naçizane 7 tanesini listeledik. Listenin başlığında “en” gibi bir niteleyici olmadığını hatırlatmak ister, yazımızı sizlere sunmaktan gurur duyarız. Buyurun!

 

Carrie

Carrie

Stephen King’in ilk romanı, ilk film uyarlaması. King romanı 1974’te kaleme almıştı. Esere öyle bir coşuldu ki, iki sene sonra filmi çıktı; ki hatırlatmak lazım, prodüksiyon süresini de hesaba katarsak muhtemelen kitap çıktığı gibi alındı filme çekme kararı. Kaç tane yazarın ilk kitabının, çıkar çıkmaz Hollywood masalarında kapışıldığını bilirsiniz? E alelade bir yazar değil elbette adam. Velhasıl, 1976 versiyonu filmi açın izleyin. Sissy Spacek’in oyunculuğu hâlâ tüyler ürpertici.

 

Misery

Misery

Stephen King yazar, Hollywood da alır film yapar. Burada bazen kavga dövüş yaşanabilir –oralara geleceğiz– ama bazen de her şey yolunda gider. Normalde komedilerle anılan bir yönetmen –Rob Reiner– King’i ikna eder mesela. Sonra da başrole gerçekten kusursuz bir tercih yapılır. O film, o başrolün sırtında, insanın altına bırakmasına sebebiyet verecek bir gerginlikle gider. Sonunda da 20 milyon bütçeye 61 milyon hasılat elde etmiş, başrolü Kathy Bates‘e de bir Oscar kazandırmış bir film olarak, efsaneler arasındaki yerini alır.

 

Stand By Me

Stand By Me

Ki bu arada, Misery’nin Rob Reiner’a teslim edilmesinin sebebi de budur. Stephen King’in 1982 tarihli kısa romanı The Body‘den uyarlanan Stand By Me, bir anlamda Misery öncesi Reiner’ın test sürüşüdür. Bu filmin kötü olduğu anlamına gelmiyor bu arada. Günümüz standartlarında bir tık bayık gelme ihtimali var elbette, uyaralım. Ama hiçbir şey için değilse bile, bugün büyük adam olmuş pek çok aktörün ergenlik hâllerini görmek için açın izleyin filmi. John Cusack, Kiefer Sutherland, Corey Feldman, Jerry O’Connell, Wil Wheaton. Rahmetli River Phoenix de cabası.

The Dead Zone

The Dead Zone

Fark etmediyseniz, edeceksiniz muhtemelen; Stephen King romanlarından uyarlanan filmlerde şöyle bir kaide var: Başrol iyiyse, film iyi. Değilse, film sallantıda. King’in tam bir konu örme ustalığından, bu konuların da hep tekil karakterler etrafında örülmesinden mi kaynaklıdır mesele? Bilemiyoruz. Ama kaide Dead Zone’da da bozulmuyor. 1983 tarihli film, başrolü Christopher Walken‘ın enerjisinden çok faydalanıyor. Nitekim, bu kaidemizin şöyle bir ispatı da var:

The Green Mile

The Green Mile

Ağladınız. Ya itiraf edin, burada biz bizeyiz. Dostlar meclisinde iç rahatlığıyla söyleyebilirsiniz. Ağladınız. Ağladık yani, cümleten. Baştan aşağıya bizi ağlatan performanslarla doluydu zaten film. Tom Hanks ve Michael Clarke Duncan elbette, apayrı yerlerdeler. Ama filmdeki tek müthişlikler onlar da değil ki? Morse, Hunt, Cromwell, Rockwell… E bir de yani, her şeyin tepesinde, yönetmen dümeninde oturan muhteşem adam Frank Darabont. O Darabont ki, The Walking Dead‘in efsane olmasını sağlayan ilk iki sezonunu yapan adam, üç Akademi adaylığı olan… Ha bir de, şu aşağıdakini yapmıştı kendisi. Bilir misiniz?

 

The Shawshank Redemption

The Shawshank Redemption

Tarihin en enteresan film ömrü tartışmasız Shawshank Redemption’a ait. Film 1994’te vizyona girdiğinde, çok da büyük bir ses getirmemişti. Eleştirmenler filme sıcaktı ama gişe performansı mütevazı bütçeyi bile ihya edememiş; genel kitlelerce ses duyurulamamıştı. Film unutulup gitmek üzereydi. Sonra garip bir şey oldu. Stephen King’in kısa hikayesinden uyarlanan filmi yapan Castle Rock, Ted Turner tarafından satın alındı. Turner da “ucuzdur” diye, filmi TNT’de döndür babam döndürmeye başladı. Ve o bitmek bilmeyen tekrarlar esnasında, film kendisine bir kült takipçi kitlesi inşa etti. O takipçi kitlesi de öyle bir övdü ki filmi, film de o kadar iyiydi ki; orman yangını gibi yayıldı film. En sonunda da bugün geldiğimiz noktada, gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri kabul ediliyor. Nereden, nereye?

 

The Shining

The Shining

Eh. Eh yani. The Shining’i hâlâ izlememiş arkadaşlar varsa, kendilerine bir önerimiz var sadece. İzleyin. Bir bakın bakalım yani 40 senedir insanlar neyi övüyorlar. Halısından, bisikletine; kapısından, daktilosuna. Tek çekiminden, geniş planına. Finalinden, açılış sekansına. Bir göz atın bakalım 40 senedir nasıl efsane statüsünü koruyor film. Ama şunu da unutmayın: Shining Stephen King roman uyarlamaları arasında en yüksek mertebede duranlardan olmasına rağmen, King’in bizzat en tiksindiği uyarlamalardan da biri. Hayat işte, n’aparsın?

 

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.