İçeriğe geç
Oyun 9 dk okuma

Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Açık Dünya Serüven Oyunu

Yiğitcan Erdoğan
Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Açık Dünya Serüven Oyunu

Gelmiş geçmiş en iyi oyunları yazıp, bunları türlere ayırırken bazı sıkıntılarla karşılaşacağımızı biliyorduk. Birincil sıkıntımızın, okurların bu türlere katılmayacağına dair korkumuz olduğunu söylemek gerek; ki daha önceki listelerde hangi oyunun hangi türe ait olduğuna dair pek çok yorum yaparak çok da haksız olmadığımızı kanıtladınız. İkincil sıkıntımız ise türleri ayrıştırmaya başladığımızda kendini gösterdi. Bazı türler, çok fazla sıkışıklarmış gibi geliyordu bize, özellikle de son yıllarda yaratılmış “Action-Adventure” türü, ya da Türkçe adıyla, “Serüven”.

Bize göre türün varlığında bir problem yok. Eskiden olduğu gibi “vura vura ilerle oğlum” tipi oyunlar evrilerek daha Adventure vari hikayeler, görev yapıları ve diyaloglar içermeye başladılar, ismi de bu bağlamda, o yönde doğru gelişti. Bununla bir sıkıntımız yok. Fakat bizce türün ikiye ayrılması gerekiyor, lineer ve açık dünya olarak. Çünkü Grand Theft Auto serisi ile, Max Payne serisini aynı kefeye koymak, neresinden bakarsanız bakın, bize doğru gelmiyor. Bu yüzden bu alt türü aldık, serimizin göbeğine yerleştirdik.

Kriterlerimiz her zamanki gibi, yazıdan önce bold ve listelenmiş vaziyette, şu şekildeler.

  • Her seriden sadece bir oyun alıyoruz.
  • Açık dünya serüven oyunları, bizce diğer serüven oyunlarının tüm özelliklerini barındırıyorlar -ağırlıklı olarak çatışmayla geçen bir oynanış, görevlere bölünmüş bir hikaye, arkaya veya biraz daha yukarıya konuşlandırılmış bir kamera- fakat ana ayrıştırıcı olarak, sizi koridorlara maruz bırakmıyorlar. Adından da anlaşılacağı gibi açık bir arazide (şehir, dağ bayır, okyanus) geçen oyunlarda ana görevlerin yanında bol bol yan görev bulunuyor ve keşif ögesi oyunun genel tablosu içerisinde büyük bir yer kaplıyor. Türü böyle belirledik, elemeyi böyle yaptık.
  • Ve her zamanki gibi, tarihi önemlerinden çok, safi kalitelerini ele aldık, eğer aynı seride bir oyun ilk oyunun tüm hatalarını düzeltmişse, sadece ilkinin ehemmiyeti fazla diye almamazlık etmedik.

Bu serideki diğer listelerimiz ise şu şekildeydi:

Tamam mıyız? Buyurun o zaman!

 

10. Mafia II

Mafia 2

Listemizin kaidesini biliyorsunuz, bir oyunun tarihi önemi çok fazlaysa; ama bugün dönüp tekrar bir kurup oynadığınızda “ulan vaktinde nasıl oynayabilmişim bunu?” diyorsanız, listeye daha sonra çıkan, daha yeni ve daha iyi olanını alıyoruz. O yüzden burada kuvvetle muhtemel Mafia II’nin karşınıza çıkmasını zaten bekliyordunuz. Belki sıralaması daha yüksek olabilirdi diye düşünüyorsunuz ama eminiz, kimse Mafia II’nin listedeki yerini sorgulamıyor. İlk Mafia’nın iyi tüm yönlerini alıp, kalanları da geliştirmişti Mafia II. Mafia III’ü hâlâ bekler dururuz.

 

9. Saints Row: The Third

Saints Row The Third

Saints Row serisi, hayatına bir GTA klonu olarak başladı. Saints Row 2, multiplatform olarak satışa sunulduğunda, biraz daha hayat damarını bulmuş gibiydi; GTA’dan çok kendisine biraz daha çok benziyordu. Saints Row III üzerindeki tüm GTA havasını attı ve seriyi bambaşka bir kulvara taşıdı. Yanlış olmasın, Saints Row IV’ü de çok seviyoruz. Ama Saints Row: The Third’ün absürdlüğünün ayakları biraz daha yere basıyordu. Kıvam tam tadında, tam yerindeydi yani anlayacağınız.

 

8. Spider-Man 2

Spider-Man 2

Tekrar tekrar söylüyorum, muhtemelen pek çoğunuzun oynamış olduğu PC VERSİYONUNDAN SÖZ ETMİYORUZ. Geçenlerde bu oyunu gelmiş geçmiş en iyi süper kahraman oyunları arasına da koymuş, sizlerden “e çok kötüydü bu?” yorumları almıştık. Evet, oyunun PC versiyonu gerçekten de çok kötüydü. Ama PS2 sürümü, size gerçekten New York’ta ağ atıyormuşsunuz hissi vermek için yaratılmıştı ve bunu muhteşem bir şekilde başarıyordu. Gelmiş geçmiş en iyi film oyunlarının da arasındadır aynı zamanda.

 

7. Batman: Arkham City

Batman Arkham City

Bir süper kahramanın üzerine bir başkasını koyup, listemize Arkham City ile devam ediyoruz. Batman: Arkham Asylum Metroidvania tarzı oynanışa sahipti ama, tüm oyun boyunca Arkham’da tıkılıydık. Yani açık dünyadan ziyade, açık bölge serüven oyunu gibiydi. Ama Rocksteady, bir sonraki oyunuyla aldı bize koskocaman bir şehir parçasının kapılarını açtı. Batman’le çatıdan çatıya süzülmek, binaların tepesinde suçla savaşmak, neredeyse hep hayalini kurduğumuz bir şeydi. Var ol Rocksteady!

 

6. Sid Meier’s Pirates!

Sid Meiers Pirates

Eski, çok eski Amiga sürümünden söz etmiyoruz. Bizim bahsettiğimiz 2004 yılında çıkan yeniden yapım. Daha önce kendisinden gelmiş geçmiş en iyi yeniden yapımlar listesinde de söz etmiştik. (O listede XCOM da vardı haliyle, vay arkadaş, Firaxis baya anlıyor yeniden yapmaktan!) Sid Meier’s Pirates, bir okyanusu sizin emrinize sunuyordu. İsterseniz intikam peşinde ana görevi takip edin, isterseniz kendinizi ticarete, eşkıyalığa, balo danslarına ya da hazine avcılığına verin. Açık dünya bir serüven oyunu yapacaksan, araba yerine gemi, asfalt yerine de okyanus yap işte, çok güzel oluyor!

 

5. Just Cause 2

Just Cause 2

1000 kilometre kare. 1000 kilometre kare arkadaş. Just Cause 2’nin size sunduğu oyun alanı işte tam bu kadardı. İlk oyun, şimdi eğri oturup doğru konuşalım, en hafifinden “meh” civarındaydı. Fakat Avelanche öyle bir aştı ki kendini Just Cause 2 ile, gelişimi görünce korktuk, ürperdik, sandalyelerimize tutunduk. O kadar iyiydi işte Just Cause 2. O 1000 kilometre kareyi yapmak ayrı bir iş, içini doldurmak ise apayrı. Just Cause 2 onu da başarıyordu…

 

4. Shenmue

Shenmue

Bu listedeki tüm oyunların babasıdır Shenmue. Açık dünya serüven oyunlarının yükselişi genelde Grand Theft Auto III’e atfedilir. Ama aslında GTA III’ün de uyduğu şablonun yaratıcısı, Shenmue’dur. Talihsizliği, ölmek üzere olan bir konsola çıkmış olmasıydı. Yoksa yerinde kullandığı QTE’leri, yaşayan dünyası, zamanına göre muhteşem olan grafikleri ile bambaşka bir tecrübeydi. Yapmanıza olanak tanıdığı şeyler gerçekten de insanın aklını başından alıyordu o zamanlar. Tabii Dreamcast’iniz yoksa, öyle bön bön uzaktan bakabiliyordunuz ancak, o ayrı.

 

3. Red Dead Redemption

Red Dead REdemption

Geldik işin ağa babasına. Artık biri “açık dünya” dedi mi, herkes ilk önce Rockstar’ın ağzına bakıyor. Haklılar da. GTA zaten neyse de, önce Bully sonra da Red Dead serisiyle, her koşulda açık dünyayı en iyi onların yapabileceklerini zaten defalarca kanıtladılar. İlk Red Dead baya iyiydi. Pek oynanmadı, sesi soluğu çok duyulmadı. Ama Redemption, tüm o “GTA’nın atlısı” önyargılarının arasından Kara Murat gibi fırladı. Nefes kesici bir oyundu her şeyiyle. Mini oyunları, dünya tasarımı, hikayesi, karakterleri, müziği… Muhteşemdi muhteşem.

 

2. Assassin’s Creed: Brotherhood

Assassin's Creed Brothethood

Assassin’s Creed, çok iyi fikirleri olan ama bunları gerçekten de korkunç bir basiretsizlikle uygulayan bir oyundu. Assassin’s Creed II, o oyunu alıp, çağ atlattı. Brotherhood ise cilasıydı, o yüzden de burada. Assassin’s Creed II’nin sahip olduğu tüm özelliklere sahipti, ama Revelations kadar yorgun, III kadar kopuk, Black Flag kadar da şişman değildi. Neredeyse serinin kusursuzluğa en yaklaştığı an gibiydi. Roma şehri, Assassin’s Creed’e çok yakışmıştı gerçekten de. Mimari, süper; gizemler, tam yerinde; hikaye, cuk oturmuş; Assassin Brotherhood mantığı, inanılmaz. Oyunun herhalde tek falsosu, sinir bozuculuktan kurtulamayan Desmond’dı…

 

1. Grand Theft Auto: San Andreas

San Andreas

Şimdi biraz “yarı-objektif Geekyapar yazarı” şapkamı çıkarıp, “tam teşekküllü objektif Yiğitcan” şapkamı takıyorum. Grand Theft Auto: San Andreas bence dünya üzerinde yapılmış, gelmiş geçmiş en iyi üç oyundan biridir. Bu benim şahsi kanaatim, çünkü oyunu geçen 10 sene içerisinde yaklaşık 15-20 kere farklı platformlarda bitirdim, arada arkadaşlarımla hâlâ hikayesini ve karakterlerini yad ediyorum, oyunu ne zaman açsam daha önce dikkat etmediğim bir detayla karşılaşıyorum ve gerçekten de tası tarağı toplayıp San Fierro’da yaşamak kulağıma güzel bir fikir gibi geliyor.

Ama dilerseniz objektif şapkamı geri takıp açıklayayım. San Andreas’tan sonra çıkan GTA oyunlarında hep bir şeyler eksik kaldı. Evet, GTA IV’ün hikayesi San Andreas’tan daha derin ve katmanlıydı; ama görevler San Andreas kadar çeşitli değildi, karakterinizi özelleştiremiyordunuz; yan aktiviteler çok daha kısıtlıydı San Andreas’a kıyasla. Sonra GTA V geldi. Evet, GTA V’in dünyası San Andreas’tan daha kusursuz tasarlanmıştı (hatta daha’ya ne hacet, kusursuzdu işte), karakter özelleştirme geri gelmiş, yan aktiviteler de keyiflenmişti. Ama hikayesi ve karakterleri çok silikti, oyunu bitirdikten sonra aklınızda hiçbir şey kalmıyordu neredeyse.

San Andreas’ın karakterlerinin her biri efsane oldular: CJ, Sweet, Ryder, Big Smoke, Tenpenny, Pulaski, Toreno, The Truth, Cesar Vialpando… Hikayesi, insanı gerçekten de içine çekiyor, bir sonraki ara sinematikte ne olacağını merak ettiriyordu. Hiçbir görev bir öncekine benzemiyordu. Bir an dağda bisiklet sürerken, bir diğerinde jetpack çalıyor, sonrasında su altından bir gemiye çıkartma yapıyordunuz. Yan aktiviteler gerçekten de oyunun kendisinden daha fazla vaktinizi alabilecek potansiyeldelerdi. Dilerseniz kendinizi bilardoya, basketbola, oyun içi küçük atari oyunlarına verin; dilerseniz dansa gidin, arabanızı hoplattırın; olmadı spor yapın, dövüş öğrenin; triatlona katılın, araba çalıp satın, fotoğraf çekin, midye toplayın, grafiti yapın, at nalı peşinde koşturun… Kamyonla mal taşıyın, eyaletler arası tren hattından sorumlu olun, inşaatta çalışın, valelik yapın; hiçbiri mi olmadı, pezevenk olun arkadaş… San Andreas tüm bunlara müsaade ediyordu ve ettiği için siz, dünyanın daha da çok içine giriyordunuz.

Bambaşkadır San Andreas. O yüzden, listenin başındaki yerini sonuna kadar hak etmektedir.

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

5 yorum

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.