BBAKzine: Arthenda Games ile Röportaj Bölüm 2
Son güncelleme: 22 Ocak 2020
Arthenda Games ile röportaj yazılarımın ilkinde stüdyoyu oluşturan çok değerli insanları, ilk oyunun ortaya çıkışını ve taze bir oyun stüdyosu olarak çeşitli tecrübelerini öğrenmiştik. Bu yazıda ise röportajın eZone Transporters‘ı geliştiririrken yaşananlar hakkında konuştuklarımızı aktarıyoruz.
Biz derken, tekil röportörünüz olan ben şahsen kendimden bahsediyorum tabii ki.
Bölüm 2: eZone Maceraları
Belen ve Buğra’nın çalıştıkları şirketten ayrıldıktan sonra bir boşluğa düştüklerinden bir önceki yazıda da bahsetmiştim. Bununla birlikte halen okula devam etmenin getirdiği bir hafiflik olduğunu da inkar etmiyorlar. eZone projesi de böyle bir boşluk ve hafiflik anında, bir kafede otururken ortaya çıkmış zaten. “Çok kör başladı.” diyor Belen, “Buğra ile bir kafeye oturduk. Bir oyun fikrinden bahsetti, onu da böyle tartışırken ben bir şey ekledim Buğra bir şey ekledi filan – o şekilde gelişti her şey. ‘Bunu yapar mıyız? E yaparız!’ dedik.”
Ardından bir heves oyunu geliştirmeye başladıklarından, her şey çok plansız ilerlemiş zaten. Döküman yok, plan program yok, ama çabucak bir yığın görsel çıkmış ortaya; sonlara doğru da oldukça pişman olmuşlar. Buğra süreci anlatırken hep “sonradan toparlaya toparlaya” ilerlediklerinden bahsediyor, ve ekliyor “Ekip iyi olunca hem eğleniyorsun hem yapıyorsun zaten.” Yaparak öğrenmeye oldukça hevesli bir takım Arthenda. Oyun yapmış olmayı değil, yapıyor olmayı seviyorlar.
Anlatı dediğin.
Süreçle ilgili bir iki soru daha sorduğumda, hikayeyi oluşturmanın ilk fikirden öte neredeyse bütün oyunu belirlediğine dikkat çektiler. Neredeyse her şey doğrudan senaryoyla uyumlu üretilmiş, hepsini hikayeyle birlikte götürmeye çalışmışlar. Ortam, arkaplan, karakterler, görseller – tümü üçlünün birlikte ortaya çıkardığı öykünün bir parçası. Projenin baştan sona ne kadar sürdüğünü de ilk kez konuşmanın bu noktasında öğreniyorum. İnsanlara onbeş aylık bir süreçten bahsedince beklentinin yükseldiğinden ve gerçekçilikten uzaklaştırığından dert yanıyorlar, “Biz hiç o beklentiye girmeden bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, öğrenerekten devam ediyoruz oyunu yapmaya.” diye de ekliyorlar.
Bunun üzerine küçük bir takım olarak oyun geliştirmenin iyi kötü yanlarından bahsetmeye başlıyoruz, ama çok geçmeden Buğra sazı eline alıyor: “Geniş bir ekip altında çalışırsın, sadece 3D görevin vardır onu yaparsın. O oyun beş ay da sürse onbeş ay da sürse çok bir önemi yoktur senin için, sen görevini yapmışsındır. Ama kendin bir ekip olup bir şey yapmak istediğin zaman, her türlü şeyi – sadece oyun yapmayı geçtim, ekibi yönetme, gidip bir yere sunum yapabilme, ofiste toplanmadan çalışabilme, hepsini öğreniyorsun.” Ardından da grup olarak niyetlerini kısaca özetliyor: “Amacımız düzgün bir şey yapalım, öğrenerek yapalım, öğrendiklerimiz doğru şeyler olsun. O anlamda bakınca onbeş ayı çok da uzun görmüyorum.”
Devamında onbeş ay boyunca oyunun geçirdiği evrelerden konuşuyoruz. eZone’un ilk haliyle bugün arasındaki farkları sorunca, Belen “FPS platformerdı başta oyun” diyor. Bir an inanıp sorgulayınca da Buğra endişeyle Belen’in dalga geçtiğini söylüyor bana, sonra da projenin başında oyunda karakterlerin olmadığını, oyuncunun kameradan ibaret olduğunu, hatta temel mekaniğin bile pek çok değişikliğe uğradığını anlatmaya koyuluyor. Artılı eksili yüklerden ve anlamadığım bir takım şeylerden söz açıyorlar ama ne ben tam anlıyorum, ne onlar tam hatırlıyorlar.
Bu esnada Stanislav hep suskun, tam suskun – ta ki konu arayüze gelinceye kadar. Belli ki takımın tek programcısı olarak, arayüz değişiklikleri en çok onu yormuş. Belen ve Buğra bu noktada kendilerinin 3D görselciler olduğunu belirterek kısa bir savunma yapıyorlar, fakat biz bütün gerçeği çıplaklığıyla görebiliyoruz.
Bütün bunların yanında geliştirme sürecinde değişikliğe uğrayan bir diğer unsur da oyun modları olmuş. Şu an sonsuza uzayan bir hayatta kalma temasıyla işleyen oyunun, aslında önceden tasarlanmış bölümler üzerinden ilerlemesi planlanmış. Fakat hem bölüm yapmak yerine oyunun içerdiği diğer unsurlara ve özelliklere odaklanmak daha mantıklı olacağı için, hem de zaman ve kaynak sıkıntıları sebebiyle böyle bir yol seçmişler.
Ve gerçek hayat.
Ancak bu geri dönülmez bir karar değil, zaten Buğra da eğer gerekirse “üstüne level modu da ekleyebiliriz diye düşündük” şeklinde belirtiyor bunu. Bir yerden sonra yaratıcı enerjiler tükenmeye yüz tutunca, e gerçek hayat da çirkin yüzünü gösterip o korkunç “E hadi ama?!” hissiyatını gönüllere salınca, projeyi paketleme safhasına geçmeye karar vermişler. Ben bunun üzerine sıkıntı olmasa hiçbir projenin bitmeyeceğinden dem vurunca, unison bir şekilde hepsi bir ağızdan “Aaaynen öyle” diye ses veriyor, kaderin kahpe cilvesine bir veryansın ediyorlar.
Muhabbet oyun geliştirmenin daha uçar kaçar cephelerine kaydığında ise, grubun bütün işleri olabildiğince kendi başlarına halletmeye niyetli olduğunu öğreniyorum. Zaten eZone‘u yapmaya bodoslama giriştikleri için, böyle şeyleri düşünmek ancak projeyi yarıladıktan sonra akıllarına gelmiş. Ama yine de kararlı bir tavırları var. Buğra durumu “Açlıktan ölmeyeceğimizi biliyorsak yatırımcıya çok sıcak bakmıyoruz.” diyerek açıklıyor. Belen de hemen arkasından lafa giriyor: “Bir forsları oluyor grubun üstünde.” Proje üzerindeki kontrollerinden feragat etmekten çekiniyorlar belli ki.
Dağıtımcı da, aynı şekilde, hiç bulmayı düşünmemişler. Ama işe yaramadığını hissettiklerinden değil, oyunu da kendileri yayınlayıp bu sürecin detaylarını ve triklerini öğrenmek istemişler. “İlk projemiz ya, her şeyi deneyelim istiyoruz.” diyor Buğra, “İlerki projelerde her şeye açığız ama, bu projeyi kendimiz halledelim, neymiş ne oluyormuş görelim öğrenelim, insanlarla tanışalım istedik.” Oynanış açısından pek olmasa da, bu açılardan oldukça deneysel bir proje olarak görüyorlar.
Arthenda Games ile muhabbetimiz pek uzun sürmemesine rağmen öylesine doluydu iki, konuştuklarımız iki yazıya bile sığmadı. Başarıyla tamamlanmış eZone Kickstarter kampanyası ve sonrasıyla ilgili planlar, üçüncü yazıya kaldı.
Bu yazının da bu kadar geç yayınlanmasının sebepsiz olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Aslında niyetim bunu ilk yazıdan iki üç gün sonraya, Kickstarter kampanyasının son ya da sondan bir önceki gününe yetiştirmekti. Fakat tam o günlerde olan ve bütün ülke gibi benim de zihnimi bambaşka yerlere çeken olaylar yüzünden bu yazıyı hazırlayıp yayınlamakta böylesine geciktim. Düzenli okurlardan (eğer varsa) ve özellikle Arthenda Games’den çok büyük özür diler, ilk iki yazı kadar uzun ve meşakkatli olmayacağını umduğum üçüncü yazıyı en kısa zamanda yayınlayacağıma söz veririm.
Buradan bütün Geekyapar.com okurlarına seslenmek istiyorum: Hepiniz çok great herolarsınız. No more games.
I love you more than I can say yani.




Yorum Yap