DC’nin Avengers’ı Yakalayabilmesi İçin Yapması Gereken 6 Elzem Şey
Son güncelleme: 23 Nisan 2014
Öncelikle başlıkta yer sıkıntısından belirtemediğimizi yazının girizgahında belirtelim: Çizgi roman evreninden söz etmiyoruz. Marvel’ın “Marvel Cinematic Universe” adı altında giriştiği ve şu an tam manasıyla para basan, ilk Avengers filmiyle de zirve yapan formülden söz ediyoruz. Marvel sinema evrenlerini birbirine bağlayıp, bununla maddi ve eleştirel anlamda başarılı olunca, DC de Batman vs. Superman ile birlikte aynı şeyi yapmaya başladı bildiğiniz gibi. Üstelik onların işleri aslında Marvel’dan daha kolay, zira bütün DC karakterlerinin film hakları DC’nin sahibi Warner Bros.’ta, Marvel ise bu yola en popüler karakterleri X-Men ve Spider-Man’den yoksun olarak başladı.
Eğer DC, aşağıdaki 6 maddeyi uygularsa, bizce Avengers’ı yakalayabilir, hatta geçebilir de. Şimdiden söyleyelim, casting kararlarını olmuş bitmiş kabul ediyoruz. Yani tutup da “Jesse Eisenberg’i Luthor yapmayacaktın hacı” gibi göze giren şemsiye minvalinde uyarılar yapmayacağız. Bizce şu 6 madde, bundan sonrası için DC’yi ferah bir zafere taşıyacak maddedir. Tamam mıyız? Buyurun.
1. İşbilen Birine Green Arrow, Aquaman, Nightwing Gibi Niş Karakterlerin Filmi Çekilmeli
Dünya üzerinde şu kadar sinemacı var, bunlardan biri illa ki DC’nin ana akım nezdinde çok da ön planda olmayan karakterlerine aşinadır diye düşünüyoruz, yanlış mıyız? İlla ki tüm ömrü boyunca Aquaman filmi yazmak istemiş, Green Arrow çekmek istemiş birileri vardır. DC’nin yapması gereken o tutkuyu bulmak ve sinemaya dökmek.
Kafanızdan geçen soruyu duyar gibiyim: “E ne işe yarayacak bu?”. Şu işe yarayacak, eğer gerçekten meselenin üstadı birine filmi yazdırır, ortaya süpersonik bir iş çıkartır, iyi de pazarlarsanız, o zaman film bir anda an itibariyle DC’ye karşı olan rüzgarı değiştirir. Bunu şöyle düşünün, herkes Superman filmlerine dair az çok bir beklentiye sahip, değil mi? O yüzden Man of Steel’a bir kere de olsa gidiyoruz. Ama beğenmediysek, o zaman DC’ye karşı olan tüm tutumumuz değişiyor, “Ya bunun devamına da gitmem” ben diyoruz. İşte tam o etkinin tersi. Beklentisiz gidip, çok şaşırıp, şaşırdığına sevinip yapanları kafada “artı” kategoriye yerleştirmek.
Ya da daha düz terimlerle konuşalım, Marvel’ın 2008’de Iron Man ile yaptığının aynını yapmak.
2. Batman’e Solo Film Yapılmamalı
Bu biraz yukarıdaki maddeyle ilintili, ama ondan daha da fazlası var. Evet, yukarıdaki maddede söylediklerimiz burada da geçerli, beklentilerin hali hazırda yüksek olduğu bir film yapmak komple gemiyi alabora etme ihtimalini de beraberinde taşır. Fakat burada, Batman öznelinde daha önemli bir mesele var. Batman filmleri, bundan yüz yıl sonra da çekilseler Nolan üçlemesiyle kıyaslanacaklar.
Nolan’ın The Dark Knight üçlemesi, belki de tam Grant Morrison’ın “Bat-Mite”‘larla dolu garabet dönemine denk geldiğinden, belki de genel olarak süper kahraman filmlerinin iki üç espri de çakıp, sekiz-on iki yaş aralığına hitap etmesi mecbur görüldüğü günlerde çıktığından hemen hemen herkes tarafından öpülüp başlara konuldu. Filmin kendi kalitesi bir yana, hemen hemen her rol için seçilen oyuncular da resmen mühür koydular o rollere. Siz elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, bundan sonra yeri göğe katsa, dağları devirse, bayırlardan şüheda fışkırtsa bir oyuncu için “Heath Ledger’dan daha iyi Joker olmuş” der misiniz? Zor. Aşağı yukarı aynı şey, biraz daha zayıf olmasına rağmen Harvey Dent, Ra’s al Ghul ve Bane için de geçerli. Baksanıza, yılların tecrübesi olmasına rağmen Jeremy Irons’ın Alfred’liğine gıcık oldu insanlar, halbuki tip olarak çizgi romanlardan aşina olduğumuz Alfred’e daha yakın Irons Michael Caine’den.
Bu yüzden Batman’e solo film yapılmamalı. Batman yan karakter olarak kullanılabilir, böylece filmlerin genelini değil, karakterin kendisini değerlendirir insanlar. Nolan üçlemesinin en az fanboya sahip halkası da Christian Bale olduğundan orası sorunsuz atlatılır.
3. SHIELD Gibi Filmleri Birbirine Bağlayacak Bir İp Olmalı
Marvel sinematik evreninde aslında Captain America’ya kadar, yani Iron Man 1-2, Thor ve Incredible Hulk’ta evreni birbirine bağlayan ciddi hikaye ögeleri yoktu. Thor’da hafiften bahsi geçen Tesseract, Captain America’da iyice incelendi, Avengers’ın da ana mevzularından biri oldu. Avengers sonrasında? Biraz daha derli toplu, evet, ama genel olarak yine credits sonrasına sıkıştırılmış vaziyette, küçük sahnelerden ibaret.
Yani anlayacağınız, Marvel devamlılığını büyük hikaye olaylarıyla sağlamıyor. Marvel’ın devamlılık hissiyatını seyirciye SHIELD veriyor. Özellikle de iki karakter: Samuel L. Jackson’ın oynadığı Nick Fury ve Clark Gregg’in oynadığı Phil Coulson. Bu karakterler çıkıp, iki üç beylik laf ettiklerinde kendinizi büyük bir evrenin içerisinde hissediyorsunuz. Iron Man’in sonunu hatırlayın. “Sen dünyadaki tek süper kahraman değilsin” diyordu Fury Stark’a. Evet, Fury bunu Stark’a diyordu, ama aslında Marvel o cümleyi bize kurmuştu. “Evet, biz ayrı ayrı filmler yapıyoruz, ama SHIELD ipiyle hepsini bağlayıp, ortasına Avengers çakacağız, rahat olun”. Biz de rahat olduk ve SHIELD, sevabıyla, günahıyla Marvel evrenini bir arada tutan yapışkan oldu.
DC’nin böyle bir organizasyona ihtiyacı var. Akla ilk gelen şeyler Wayne Enterprises, LexCorp gibi şirketler. Ya da S.T.A.R. Labs gibi organizasyonlar da mümkün. Her ne olursa olsun, filmler arasında büyük hikaye ögeleri devamlı taşınamayacağı için, küçük bir ip atmak zorunda DC. Bu ipin ne olacağını da acilen bulmalılar.
4. Odak Superman Olmamalı
Zack Snyder’ın defalarca söylediği bir şey var, buna Goyer’ler, genel olarak Warner’daki abiler de katıldı. 2016’da çıkacak filme şimdilik “Batman vs. Superman” diyoruz ama, aslında bu Man of Steel’ın devamı. Yani merkezinde Superman olacak ve bu bir Justice League filmi olmayacak. Özünde Man of Steel 2: Arada Batman da çıkıyor olacak film, sonradan Justice League of America’ya evrilecek.
Biz de buna şapka çıkartıyoruz, Batman vs. Superman Man of Steel’a devam filmi olabilir, merkezi Superman de olabilir. Bir sıkıntımız yok. Sıkıntımız, çelik adam merkez olmaya Batman vs. Superman’den sonra da devam ederse başlar. Superman’in JLA’da liderlik pozisyonunda olduğu zaten su götürmez bir gerçek. Fakat 1964’ten beri, ne zaman biri JLA resmi çizse, en öne üç karakteri çizer. Evet, bunlardan biri Superman’dir, ama diğer ikisi Batman ve Wonder Woman’dır. DC evreninin üç lideri vardır, bunlar tartışılmaz ve birbirlerinden daha ön plana da çok çıkmazlar. DC’nin sinemada da bu değeri tutturması lazım. Bana sorarsanız Gal Gadot Wonder Woman’ın o lider, asil ama aynı zamanda yer yer de acımasız tarafını yansıtacak karakterde bir oyuncu değil, ama yanılma ihtimalimiz de her zamanki gibi var.
Umarım da yanlırız. Çünkü DC evreninin o üçlü liderliği, aslında tüm DC evrenini simgeler. Superman, iyilik ve adaletin kusursuz timsali; Batman, düşmanlara korku salan gözü kara bir süvari ve Wonder Woman, Superman kadar onurlu, Batman kadar kararlı ve ikisi kadar da lider. Bu üçlü dengeyi oturtmak, DC film evrenini çerçevelemek demektir.
5. DC Comics’in Geniş Yazar Arşivi Kullanılmalı
DC sinematik evreninin kalemini az çok David S. Goyer’e teslim etmiş gözüküyor. Bununla ilgili zerre itirazımız yok. Gerçekten. Goyer iyi bir yazar ve iyi işler çıkartıyor. Bundan sonraki filmlerde de iyi işler çıkartacaktır, eminiz. Fakat sorun şu, Goyer tek bir adam. Chris Nolan belli ki hikayesel anlamda Goyer’e omuz çıkacak, ama en nihayetinde, eğer bütün işler tek bir adamdan çıkarsa ton farklılığı kalmaz.
Ve ton farklılığına ciddi bir ihtiyaç olduğunu, daha doğrusu ton farklılığının janr farklılığına kadar yürüdüğü zaman ne kadar faydalı bir araç olduğunu Marvel kanıtladı. Iron Man filmleri tekno-thriller kafasındaydı, Thor Elf’leriyle, Buz Devleriyle tam bir fantastik filmdi, Captain America ise ilk filminde II. Dünya Savaşı serüven filmi, ikinci filminde ise tam bir 70’ler casus filmi kafasındaydı. Goyer tek başına -haklı olarak- bu kadar farklı türe bölünemez. Yani başka kahramanlar için, başka yazarlar gerekir. Bizce burada DC çareyi dışarıda aramasın. Kendi içerisinde Geoff Johns gibi, J. Michael Straczynski gibi hem senaryo, hem de çizgi roman tecrübesi olan yazarlar var. Özellikle Straczynski bir şekilde kullanılmalı, hele ki Superman: Earth One hikayesiyle evrene ne kadar uygun olduğunu kanıtlamışken.
Bu böyle olmalı, zira Marvel’ın şu dakikaya kadar hayatta kalabilmesinin en önemli sebebi bu janr farklılığıydı. İnsanlar asla aynı filmi 9 kere izliyorlarmış hissine kapılmadılar. Dolayısıyla da bir defa daha bilet almaktan gocunmadılar ve aynı zamanda Marvel, başka tür film seven insanlara da hitap edebildi. Fantezi sevenler Thor’u sevdi, casus filmi hastaları Cap 2’ye gittiler.
Ama eğer DC şu yazımızı okuyup, tek bir şey yapacaksa, o da şu olmalı…
6. Wonder Woman
Bakın, bunun öneminin altını ne kadar çizsek yeterli olmaz. Gal Gadot yanlış tercih gibi gözükebilir, ama öyle olsa bile doğru kullanılması gerekiyor. DC’nin kurtuluş bileti Batman veya Superman değil, hatta ilk maddede bahsettiğin niş karakterler bile çok değil. DC’nin kurtuluş bileti Wonder Woman. Bundan adımın J ile başlamadığı kadar eminim.
Biz küçükken, etrafta pek fazla geek kültürüyle ilgilenen kız yoktu. Ama biz büyüdük. Bizim geek/nerd neslimizin kız çocukları oldu ve onlar şimdi en baba geek kadar geek, en deli nerd kadar nerd’ler. An itibariyle 8-13 yaş arası, çizgi roman okuyan, odasına oyun posteri asan bir kız popülasyonu var ve onlara kimse hitap etmiyor. Black Widow’u kendisine idol belleyen kızlar dolanıyor etrafta. Onların Wonder Woman ile karşılaştıklarında hissedeceklerini düşünebiliyor musunuz? Artık 20-30 sene öncesinde, kızların çizgi romanlarla ilgili olmadığı dönemlerde yaşamıyoruz. Artık onlar erkek çocuklar kadar süper kahraman kültürüne göbekten bağlılar. Ve karşılarında idolize edebilecekleri, fangirl’i olabilecekleri bir kahraman bekliyorlar. İşin en önemli tarafı? Marvel’ın böyle bir kahramanı yok.
Evet, She-Hulk, Captain Marvel, Ms. Marvel, Spider-Woman gibi muhteşem karakterleri var gerçekten de Marvel evreninin. Ama hiçbiri bir Diana değil. Diana kadar etkileyici değiller. Eskiden kadın baş rollü filmler izleyici çekmez diye bir önyargı vardı. Kadın izleyiciler baş rolü kıskanır, erkekler de kendini özdeşleştirmez derdi bu mağara döneminden kalmış ön yargı. Hunger Games herhalde bu fikri alaşağı etmiştir yeterince diye düşünüyoruz. Etmediyse hatırlatalım, baş rolünde bir kadın olan, bütün promosyon malzemeleri (afişleri, fragmanları, billboardları) o kadın ve sadece o kadın üzerinden yapılan Hunger Games: Catching Fire 900 milyon dolara yakın hasılat elde etti. Man of Steel’ın fersah fersah üstünde.
Hunger Games’e gidip, “Ben büyüyünce Katniss olmak istiyorum” diyen kızlar var. DC bunların “Ben büyüyünce Wonder Woman olmak istiyorum” deme potansiyelini nasıl göremiyor? Eğer dertleri erkek seyircilerden uzaklaşmaksa, içlerini ferahlatalım, kendi içimizde de dürüst olalım, Hunger Games’e Jennifer Lawrence’ın seksapelitesi için giden de bir kitle var. Bunu görüp, gelmiş geçmiş en seksi çizgi roman karakterini nasıl filme çekmiyor?
Benim görebildiğim şey şu, DC’nin elinde Marvel’ın cevap veremeyeceği bir silah var. Ama bir veya öteki sebepten dolayı ateşlemiyor. Eğer olur da, tetiği çekerse, biz buraya yazıyoruz, bombası patlar. Sadece takım elbiseli eşrafın bunu yapacak cesareti bulmaları gerekiyor. E bulsunlar be bir zahmet!
Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.
Tüm yazıları (1579)





Yorum Yap