Üç haftadır devam ettirdiğim “kalıcılık” temalı dosyamın dördüncü ve son yazısına gelmiş bulunmaktayım; hepinize merhaba! Okuyanlarınız bilecektir, kalıcılık konusunu ele alırken hep farklı farklı yerlerden yaklaşmaya çalıştım; film, edebiyat ve müzikten kalıcılığı ile nam salmış örnekler verdim mesela. Bu sefer ise biraz değişiklik yapayım ve terimsel ve duygusal bir bakış açısıyla karşınıza çıkayım dedim.

Önceki yazılarımda farklı sanat dallarından ve türlerden örnekler göstermemin sebebi, olabildiğince objektif olmaktı. Özellikle de elli ila kırk yıllık eserler seçtim. Sadece bana hitap eden veya benim için kalıcı olan bir eseri size zamansız diye sunmak istemedim. Çünkü olay kişiselleştiğinde ya da işin içine duygu girince, bir eserin kalıcı olup olmadığı tamamen o kişiye bağlı kalıyor. Bazı eserlerin kalıcılığı, yazarın hayal gücünden veya konunun zamansızlığından gelir. Çoğu eser ise ilk karşılaşmamızda bizde uyandırdığı duygulardan dolayı kalıcıdır, bunun kaynağı ise nostaljidir.

Nostaljinin Kökenleri

1_PwaFjGvzQJYGGojsO8ce6g

Nostalji, 17. yüzyılda Johannes Hofer taratından Yunanca nostros ve algos kelimelerinin birleşmesiyle türetilmiştir. Bu iki kelimenin birleşimi “ev hasreti”ne çevrilir. Yurt dışında görev yapan İsveçli askerlerin fiziksel hastalıklarının sebebinin, yaşadıkları ev hasreti olduğunu tespit eden Johannes Hofer, nostaljiyi nörolojik bir hastalık olarak kitaplara geçirmiş. Ancak bilimin ilerlemesi ve yapılan deneylerin artmasıyla ise nostaljinin nörolojik bir hastalık olduğu kanaatinden vazgeçilmiş. Depresyona benzeyen mental bir sorun olduğu düşünülerek psikolojinin alanına dahil edilmiş. Günümüzde ise nostalji, bir sorun olarak değil de bir hissiyat olarak değerlendiriliyor. Nostalji ile aynı anda gözlemlenen fiziksel rahatsızlıklar arasındaki ilişki sebep-sonuçtan ziyade korelasyon, yani birlikte gözlemlenme ilişkisi, olarak açıklanmış. Kavram olarak da nostalji, uzun gözlemler sonucunda ev hasretinden genişleyip bugünkü anlamıyla bildiğimiz geçmişe hasret hissiyatı olarak tanımlanmış.

Nostalji, yakalanılan bir hastalık değil, ancak yaşanan hissi “yakalanmak” veya “kapılmak” kelimelerinden daha iyi ifade eden bir kelime bulmakta güçlük çekiyorum. Nostaljinin etkileri ilk başta olumsuzlukla tespit edilmişti, uzun bir müddet de nostalji ve hüzün bir arada anılmaya devam ettiler. Nostaljiye “yakalanan” kişilerin genellikle hayatlarında üzgün bir dönemde oldukları, eskiyi andıklarında daha da üzüldükleri görüldü. Nostaljinin en sık görüldüğü kişiler göçmenlerdi; yeni bir hayat için evlerini bırakan göçmenler, aradıklarını bulamadıkça evlerine karşı nostaljik hissettiler.

Bugün biliyoruz ki nostaljinin yarattığı his, sadece hüzünle özetlenemez. Nostalji duygusaldır; geçmişten bir melodi veya bir koku kimisinin kalbine dokunur. Geçmişten mutlu bir anıyı anmak hüzünlü olabileceği gibi manidardır da. Büyüklerimiz “nerede o eski bayramlar” diye bir yandan sitem ederken bir yandan da çocukluk anılarıyla mutlu olurlar misal. Ya da Hedwig’s Theme çalınca yeni Harry Potter kitabını heyecanla bekleyen dünün çocukları bugün hala duygulanır, ben de o çocuklardan biriyim. 

Duygusal Kalıcılık 

harry-potter1

Şöyle bir sosyolojik deney yapsak, en sevdiğiniz filmleri ya da kitapları sorsam size? Vereceğiniz cevaplardan en az bir tanesi eminim ki çocukluğunuza dayanıyordur ve bu çocukluğunuza dayanan eserin kendisi de güzel ve kaliteli bir yapımdır, hiçbir itirazım yok. Ancak nostalji hissini yaşarken fark etmeden pembe gözlükler takıyoruz. Okuduğumuz ilk macera kitabını birine anlatırken kitabın kendisinden çok o günkü yaşadığımız heyecan bizi motive ediyor. Yukarıda verdiğim örnek gibi, Harry Potter benim için böyle bir seriydi. Gelmiş geçmiş en iyi kitap serisi kesinlikle değil, ancak bunu gelin bir de on yaşlarındaki Aslı’ya anlatın.

Nostaljinin örneği için uzaklara gitmeye gerek yok, en bariz olanı tartışmasız Yeşilçam filmleri. Bakın, şimdiden söylüyorum, amacım bu filmleri kötülemek değil. Fakat kabul edelim, bu filmler kalıcılıklarını başka neye borçlu olabilirler ki? Filmlerin konusu günümüzde de işlenmeye devam ediyor, ancak bu Yeşilçam filmlerinin başarısı olduğu gibi kültürümüzün de bir parçası. Zengin kız-fakir oğlan hikayesi, fakir kız-zengin oğlana evrilse de konu yine sınıfların karşılaşması üzerine. Tarık Akan’ın, Gülşen Bubikoğlu’nu otobüsün camından öptükten sonra başka romantik jest yapılmadı mı Türk sinemasında? Yani konu seçimi değil kalıcılığı sağlayan. Peki ya filmlerin kalitesi? 

img-ahnerede-467

“Nerede eski filmler” ya da “Yeşilçam bir başkaydı!” söylemleri bir yerde doğru. Gerçekten de Yeşilçam filmleri ile günümüzde çekilen filmler arasında çok büyük farklılıklar var. Konuşmalardan set tasarımına, Yeşilçam filmleri gerçekten de farklıydı. Sırf oyuncuların karizması ve oyunculuklardaki genel zarafet bile elli yıl sonra tekrar izletiyor.

Keloğlan’dan daha halk, tabiri caizse daha köylü, bir karakter bulmak zordur. Onun konuşması bile tane tane ve anlaşılır geliyor kulağa. Dönün bir de şimdiki zamanda çekilen dizi ve filmleri düşünün, nerede köylü bir karakter, orada şive. Gerçekten eski Yeşilçam filmleriyle günümüz sineması arasında dağlar kadar fark var.

Evet, Yeşilçam filmlerinde herkes hoş giyimli ve kibar konuşan kişiler. Evet, konu olarak aileyi ve eşitliği ele alan bir çok film, insanın içine iyilik dolduruyor. Hababam Sınıfı komik, Kemal Sunal canımızın içi. Çok samimiyim bu söylediklerimde. Fakat hiç mi kötü özellikleri yok bu filmlerin, aradan yıllar geçmesine rağmen neden hala hasretle anıyoruz? 

selvi-boylum-al-yazmalim-1

Selvi Boylum Al Yazmalım mesela, Türk sinemasının en efsane filmleri arasında. Özellikle konusu itibariyle çok severim kendisini. Klişelerden uzaktır bir kere: Asya, aşık olduğu İlyas’ı değil ona iyi davranan ve sadık olan, çocuğuna babalık yapacağından emin olduğu Cemşit’i seçer. Ama hadi gelin itiraf edelim, bu film bugün çekilse izlemeyiz. Bir kere olur olmadık yerden kesiliyor, sahneler arası geçiş zayıf. Sinematografisi günümüzdeki iyi filmlerle kıyaslanamaz bile. Hikaye olarak baktığınızda çok güzel bir hikaye, ancak film olarak bakarsanız, hele de son on senede çekilen Ahlat Ağacı, Kelebekler gibi filmlerle kıyaslarsanız epey geride kalır. Peki neden hala televizyonda her çıktığında bu filmi izliyorum ben? Annem bu filmi her izlediğinde neden ağlar?

Çünkü benim ilk izlediğim filmlerden biridir Selvi Boylum Al Yazmalım, annemin de gençlik filmlerinden. Çünkü filmin son sahnesinde çalan müzik ve “Sevgi neydi?” diye sorulduğunda “Sevgi emekti.” diye cevap vermek, nostaljinin ta kendisidir. İşte bu kadar. 

Kısacası sevgili geekler, kimi eserler gerçekten zamansızdır. Buram buram kalite kokarlar, konusu ya çok evrenseldir ve dünya çapında kabul edilir ya da çok bireyseldir kolay içselleştirilir. Bazı eserler de doğru yerde, doğru zamanda karşımıza çıkarlar. Duygularla bağlanırız onlara. Bu sayede bizimle birlikte kalıcılıklarını korurlar. 

Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Esprileri komik diyebiliriz, bugüne kadar bir tek müdürünü güldüremedi. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.