Biliyorsunuz hemen hemen her gün gelen Marvel haberlerini yazdığımdan ve artık başarısı herkes tarafından kabullenilmiş Marvel Cinematic Universe’ün yapımlarını övdüğümden dolayı birçok kez Marvel fanboyu olmakla suçlandım. Bugün Thor: Love and Thunder incelemesini yazarken bu suçlamaları aklınızda bulunmasını istiyorum. Zira bugün haddinden biraz daha sert eleştirilerde bulunabilirim. Bu sert eleştirilerin bir Marvel fanboyundan geldiğini bilmek, belki sizi biraz daha rahatlatacaktır. Artık her şeyi netleştirdiğimize göre hemen Thor: Love and Thunder spoilerlı incelememize geçelim.

Ragnarok Seven Bunu da Sever mi?

Thor: Love and Thunder filmini izleyecek olanlar için “Thor: Ragnarok’u beğendin mi?” sorusu çok belirleyiciydi. Eğer Taika Waititi’nin çektiği ilk Thor filmini beğendiyseniz, bu filmden zevk almanız da gayet olasıydı. Fakat eğer Thor: Ragnarok’tan keyif almadıysanız, Thor: Love and Thunder da size göre olmayabilirdi. Şahsen ben, Thor: Ragnarok’u sevmemiş insan grubuna dâhil olduğum için bu filme karşı hiçbir şekilde heyecana sahip değildim. Yine de basın gösterimine davet edildiğimde, filmi sevmek için izleyeceğime dair kendime telkinlerde bulundum. Böylece negatif önyargımı kırabilecektim. Fakat işler hiç de benim bekledim gibi olmadı.

Hemen cevabı vermek gerekirse: Hayır dostlarım, Thor: Ragnarok filmini sevdiyseniz bile bu filmi seveceğinizi düşünmüyorum. Zira Thor: Love and Thunder en başından itibaren kendiyle dalga geçen ve kendi parodisine dönüşen bir film. Film kendine hiçbir saygı duymadığı için sizin de ona karşı saygı duymanızı beklemiyor. Taika Waititi ilk filmde kullandığı Led Zeppelin sahnesini bu filmde Guns N’ Roses kullanarak vermeye çalışmış fakat insana acı veren bir şekilde başarısız olmuş. Ne aksiyonu aksiyon, ne hikâyesi hikâye, ne diyalogları diyalog her şey yarım bile sayılmayacak kadar kötü ve hiçbir şeyden “tam” yok ne yazık ki.

Bizim Bir Karakter Gelişimi Vardı?

Thor, çok net bir şekilde MCU’nun en kötü süper kahraman filmlerine sahip kahramanı. Yine de bu Thor’u başarısız işlenen bir karakter yapmıyor. Özellikle Avengers filmlerinde yıldızı parlayan Thor’un benim için en üst noktası “Bring me Thanos!” repliğiyle Infinity War filmiydi. Fakat bu filmdeki yenilgisinin ardından kilo aldı ve End Game filminde yeniden bir komedi öğesine dönüştü. End Game’deki zaferin(!) ardından Tony Stark evrenin koruyucusu olarak hayata gözlerini yumdu, Steve Rogers geçmişe geri giderek hak ettiği hayatı yaşadı fakat Thor, Guardians of Galaxy ekibine katılarak yeni maceralara açılmayı tercih etti.

Her ne kadar bu kararı beğenmesem de Thor’un, Guardians of Galaxy ile ne gibi maceralar yaşayacağını, fit vücuduna nasıl geri kavuşacağını ve kendi yoluna gitmeye nasıl karar vereceğini merak ederek filme gittim. Filmimiz ise tüm bunları neredeyse filmin ilk beş on dakikasında anlatarak tüm bunları oldu bittiye getirdi ve aslında kendisine karşı öyle büyük umutlar beslemememiz gerektiğini de açıkça ifade etti. Korg’un anlatımıyla birlikte Thor’un yaşamına küçük bir bakış atma fırsatı bulduk ve bu bakış sayesinde Thor bir anda tüm kilolarından kurtuldu ve yepyeni vücuduyla macerasına başlamış oldu. Guardians of Galaxy ekibiyle yaptığı kısa macerada bir tanrının öldürüldüğünü öğrenip bu sıra dışı olayı araştırmak için yola çıktı. Böylece bizim filmden beklediğimiz karakter gelişiminin tamamı ilk birkaç dakikada yarım yamalak anlatılmış oldu.

Kurallar Olmazsa, Taika Waititi’den Ne Farkımız Kalır?

Love and Thunder, son zamanlarda izlediğimiz en “kendi içinde” filmdi. Spider-Man: No Way Home ya da Doctor Strange in the Multiverse of Madness gibi Marvel Cinematic Universe’de yeni bir kapı açmadı ya da evrene yeni bir şeyler ekleme misyonu gütmedi. Hatta geçtiğimiz günlerde Taika Waititi de filmin bu yönünün, kasıtlı verilmiş bir karar olduğunu söyleyerek benim övgümü kazanmıştı. Fakat sevgili yönetmenimiz bana göre çok daha büyük bir günah işledi ve bu zamana kadar MCU’nun öyle veya böyle koyduğu kuralları yıkmak bir kenara dursun kendi filmi içerisinde koyduğu kuralların bile yüzüne tükürdü. Bu da beni inanılmaz sinirlendirdi.

Garip bir şekilde çekiçlerle konuşma alışkanlığı baş gösteren Thor, hâlâ Jane Foster ile birlikteyken Mjolnir’in kulağına “Ne olursa olsun Jane’e göz kulak ol” diye fısıldadı ve bu yüzden Ragnarok filminde yok edildiğini düşündüğümüz Mjolnir, filmde kanser olduğunu öğrendiğimiz Jane’i kendisine çağırdı. Bu noktada Thor, tıpkı Odin’in “Kim layıksa Thor’un gücüne sahip olsun” sihrine benzer bir sihir yaptı. Fakat Taika Waititi, yaptığı bu sihrin nasıl meydana getirdiğini ne bize ne de Thor’a açıkladı ve bu da yetmezmiş gibi sihir yaptığından bile bihaber olan Thor, aynı sihri ikinci kez ama bu sefer isteyerek yaptı. Bu noktada benim artık sıdkım sıyrıldı. Yani tamam hadi bizi aptal yerine koydun sevgili Waititi fakat bari ne yaptığını Thor anlasaydı da ikinci kere yaptığında biz de itiraz etmeseydik.

Bu Karakterlere Ne Yaptınız Böyle?

Taika Waititi’nin, Marvel Cinematic Universe’deki kariyerini beğenmiyorum. Fakat yarattığı karakterleri ve bu karakterlerin gelişimlerini izlemek fazlasıyla keyifli olageldi bu zamana kadar. Cate Blanchett’in canlandırdığı Hela ve Tessa Thompson’ın hayat verdiği Valkyrie karakterleri, ilk filmin en güzel yanlarından biriydi. Love and Thunder filmi ise Valkyrie’yi neredeyse bir figüran konumuna itmiş. Yeni Asgard’ın kraliçesi olarak görev yapan Valkyrie sahnelerinin neredeyse tamamı bir şakadan ibaretti.

Onca zaman Natalie Portman’ın yeniden MCU’ya geri dönmesini bekledik ve Mighty Thor olarak dâhil olacağını öğrendiğimizde fazlasıyla heyecanlandık. Fakat Taika Waititi, bize olabilecek en kötü orijin hikâyeyle birlikte geri getirdiği Jane Foster’ı yine inanılmaz kötü bir karar vererek öldürdü. Resmen tüm heyecanımız tek bir film içindi. Bundan sonra Jane’in yaşadıkları ise Valkyrie’nin başına gelenlerden farksız değildi. Hiçbir sebep yokken kendine Mighty Thor demesi, fiyakalı sloganlar araması, hastalığını komik olmayan şakalar yaparak inkâr etmesi benim karakterin düştüğü duruma üzülmeme neden oldu. Yazık ya gerçekten…

Lakaytlığın Mümkün Olmadığı Seviyelere İndik!

Marvel filmleri genellikle çok cıvık(!) olduğu için eleştirilir fakat ben bu eleştirilere asla katılmıyorum. Yine de MCU’nun, mizah tonunun herkes için olmadığının da farkındayım. Taika Waititi’nin mizahını başka filmlerde izleyen ve seven biri olarak, Thor: Love and Thunder’daki mizah tonunun benim için inanılmaz kötü olduğunu söylemem gerekiyor. Özellikle Thor, Mjolnir ve Stormbreaker arasında devam eden aşk üçgenindeki esprileri neden bu kadar uzattıklarını anlamakta güçlük çekiyorum. Acaba böyle başlangıçta komik olmayan ama tekrar edildikçe komikleşen şakalardan biri olduğunu falan mı düşündüler? Hiç öyle değildi çünkü.

Bütün bunları bir kenara bırakıyorum, filmde iki Thor ve bir Valkyrie’nin mücadele ederken zorlandığı hatta iki tanesinin ölümcül yaralandığı gölge canavarlarını yenmek için Thor, az önce bahsettiğim Odin sihrine benzer bir sihri kullanarak “Kim gerçekten kalbiyle inanıyorsa Thor’un gücüne sahip olsun” diyerek bir grup çocuğa özel güçler verdi. Çocuklar da ellerinde tavşan oyuncaklarla birlikte şimşekler çaktırarak bu canavarları yendi. Sanırım ilk kez bir Disney masal filmi izlediğimi o zaman fark ettim ve “Acaba bu film benim yaş kitleme göre yapılmıyor mu?” diye sorguladım. Hakaret etmek istemiyorum fakat bu baya Disney’in gündüz kuşaklarında “Eğer yeterince inanırsanız her şeyi yapabilirsiniz çocuklar!” minvalinde bir

Kıyak Kötüymüşsün Helal Olsun!

Thor: Love and Thunder filmiyle ilgili en çok neye heyecanlandın deseniz hiç şüphesiz Gorr the God Butcher cevabını veririm. Christian Bale’in canlandırdığı karakterin o kadar güzel bir orijin hikâyesi var ki çok kolay bir şekilde MCU’nun üç büyük kötü adamından biri olabilirdi. Fakat Taika Waititi, ailesinin ölümünün ardından tüm tanrıları öldürmeye yemin eden karakterimizi alıp, kötülük yapan ama yaptığı kötülükle ders vermeye çalışan masal kötülerinden birine çevirmeyi başarmıştı. Ben Christian Bale’in oyunculuğuna laf edemem fakat karaktere yazılan diyaloglar o kadar ucuzdu ki belli bir noktadan sonra ciddiye alamıyordunuz. Bu da filmin zaten hâlihazırda olmayan gerilim hissini iyice yok ediyordu.

Aslında az önce Gorr the God Butcher’ın orijin hikâyesini övdük fakat bu hikâyenin sadece başlangıcının güzel olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Çizgi romanlarda Gorr, zamanın üzerinde hâkimiyet kurmak için zaman tanrılarının yaşadığı Chronux gezegenine saldırır ve bu gezegende Godbomb isimli bir bomba yaparak tüm tanrıları aynı anda yok etmenin planlarını kurar. Gorr the God Butcher’ın orijin hikâyesini okuyan Taika Waititi ise, hikâyenin iyi yanlarını değil en kötü yanlarını filmine katarak buna benzer bir senaryo yazmayı daha uygun görmüş. Eternity’e ulaşan ilk kişinin tek bir dileğini kabul edeceğini öğrenen Gorr the God Butcher, tüm planını evrenin merkezindeki Eternity’e ulaşmak ve söyleyeceği küçük birkaç cümle ile tüm tanrıların yok olmasını sağlamak üzerine yapıyor. Bunun ne kadar ucuz bir yazarlık olduğunu söylememe bile gerek yok sanıyorum.

Dünyayı Sevgi Kurtaracak Bir Çekici Sevmekle Başlayacak Her Şey…

Filmin sonuna geldiğimizde artık Thor: Love and Thunder’a dair hiçbir umudunuzun kalmadığını ve bu yüzden daha fazla üzülemeyeceğinizi hissediyorsunuz. Fakat işte Taika Waititi bir kez daha ne kadar yanılabildiğinizi gösteriyor. Sonunda tüm amacına ulaşan Gorr, Eternity’nin önünde tüm tanrıların ölmesini dileyecekken Thor’un yaptığı “Sen intikam aramıyorsun, sen aşkı arıyorsun. Sana sevgi gerek” konuşmasından etkileniyor ve tanrıları öldürmekten vazgeçip kızını hayata geri döndürüyor. Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz!?

Hayır sevgili senaristlerimiz Thor, Gorr’a hiçbir şekilde motivasyon konuşması veremez çünkü aynı şeyleri yaşamadılar. Evet Thor annesini, babasını ve kardeşini kaybetmiş olabilir fakat bunların hiçbiri Gorr’un ailesini kaybetmesine benzemiyor. Gel gelelim zaten Thor tüm bu kayıplarının da intikamını aldı. Şimdi çıkıp da Gorr’a, “Sen aşkı arıyorsun” diye bir cümle kuramaz. Hadi Thor bir geri zekâlı olduğu için bu cümleyi kurdu diyelim hiçbir kötü karakter bu basit cümleden etkilenip motivasyonunu bir anda değiştirmez. Gerçekten böyle ucuz duygusallıklar sayesinde filminizin hikâyesini bağladığınızı düşünerek sadece komik duruma düşüyorsunuz.

Bu Thor’u Artık Öldürün Ya!

Aslında Thor: Love and Thunder’ın yapması gereken şey o kadar basitti ki: Jane Foster’ı hikâyeye dâhil edecek, Thor ile Jane arasında birkaç güzel diyalog ekleyecek, Thor’un Jane’i kurtarmak için kendisini feda ederek ölmesini sağlayacak ve Jane Foster Mighty Thor olarak süper kahraman hayatına başlatacaktı. Biz de bundan sonra hem Thor’u saygıyla anacak hem de yepyeni ve ilgi çekici bir karaktere kavuşmuş olacaktık. Fakat Taika Waititi tüm bunları elinin tersiyle itmeyi ve Thor’un hikâyesini devam etmeyi tercih etmiş.

Benim bundan sonra Thor filmlerinden tek bir beklentim var: Thor’un ölmesi. Lütfen bu karaktere hak ettiği sonu verin. Bakın yukarıda da yazdım bir daha yazıyor, Iron Man’in hikâyesi kahramanca bir şekilde son buldu, Captain America hak ettiği hayatı yaşadı fakat Thor hâlâ daha hikâyesini devam ettirerek tüm geçmişini rezil etmeye devam ediyor. Şimdi bir de karakterin yanına Gorr the God Butcher’ın küçük kızını vererek bir baba figürü yaptılar. N’olur artık daha fazla rezil etmeyin şu karakteri. Güzel bir son yazın ve biz de kendisini Infinity War’daki hâliyle hatırlayıp güzel yad edelim. Ben artık “Thor will return” yazısı görmek istemiyorum ya!

After Credits ve End Credits

Bir Marvel filmini incelerken after credits ve end credits sahnelerinden bahsetmemek olmaz. Öncelikle after creditsimiz, Russel Crowe’un canlandırdığı Zeus karakterinin ölmediğini görmemizle başlıyor. Zeus, tanrı olmanın güzel olduğu eski günleri yad ederken Thor’u öldürmesi için Herkül’ü görevlendiriyor. Kameramız Herkül’e döndüğünde ise çok sevdiğim Ted Lasso dizisindeki Roy Kent’in, Herkül rolüyle MCU’ya girdiğini anlıyoruz. Bu noktada o kadar fazla güldüm ki size anlatamam. Yani oyuncuyu çok seven biri olarak, kendisini Herkül rolünde MCU’da görmek hâlâ bir şaka gibi geliyor bana. Yakışmış ya da yakışmamış demek için henüz çok erken ama bir türlü kafamda Brett Goldstein ile Herkül’ü bağdaştıramadım.

İkinci after creditsimiz ise çok daha garip. Filmde Thor’un kollarında ölen ve tıpkı Odin gibi yıldız ışığına dönen Jane’in Valhalla’ya girdiğini ve burada Heimdall ile karşılaştığını görüyoruz. Bunu, Jane’in de Valhalla’ya girmeye layık olduğunu göstermek için mi yoksa buradaki karakterlerin hâlâ MCU içerisinde yer aldığını söylemek için mi yaptıklarını bilmiyorum. Fakat umarım ikincisi değildir. Zira bir de ölüler yeniden dirilmeye başlarsa MCU, tutarlılık ve ciddiyet seviyelerini iyice kaybeder bana göre.

Bizim Thor: Love and Thunder filmiyle ilgili yorumlarımız bunlar sevgili dostlarım? Siz filmi izlediniz mi, izlediyseniz nasıl buldunuz? Taika Waititi sizce süper kahraman filmlerini bitirmek için Martin Scorsese’nin görevlendirdiği özel bir ajan mı? Yorumlarınızı bekliyoruz.

Yazar

Kalabalıkta sesini kaybetmemek için içerik üreten biri. Her ateşin iyi bir hikâyeye ihtiyacı olduğunu düşünür. Film, kitap, dizi, karikatür oyun ve müziğin her türlüsüne ilgisi vardır ama parası yoktur. Onu her yerde "Tavşan" diye çağırabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.