5. Jeanne d’Arc

Jeanne darc

Level-5‘ın yapıp Atlus‘un dağıttığı oyunlardan zarar gelmez. Genel olarak gelmez en azından. Ama çok yüksek ihtimalle, fazla da satmayacaklardır. Taktiksel rol yapma oyunları zaten nispeten niş bir tür, bunun üzerine bir de bir o kadar niş bir dağıtımcı ile görece niş bir konu koyunca, “kimsenin oynamadığı bir klasik” yapmak için tüm gereksinimleri karşılamış oluyorsunuz. Jeanne d’Arc hakikaten muhteşem ara sinematiklere sahip, güzel bir savaş sistemiyle gelen bir oyundu. PSP’nin en güzel münhasır oyunlarındandı. Ama kimse oynamadı…

 

4. Tactics Ogre: Let Us Cling Together

Tactics Ogre

Eğer taktiksel rol yapma oyunlarına gönül verecekseniz kabul etmeniz gereken iki şey şunlardır, birincisi, tür çoğunlukla Japon yapımcıların tekelinde ve ikincisi, Japonlar bazen oyunlarına çok garip isimler koyuyorlar. Yani zaten bir serinin ismini Ogre Battle koymak garip bir şey, fakat sonra buna bir devam oyunu yapacaksan ismini değiştirme değil mi? Yok, Square Enix hiç kendini zorlamamış. Ama siz gerekiyorsa Tactics Ogre‘a bir şans vermek için kendinizi zorlayın. 95’te SNES‘e, 96’da Saturn‘e, 97’de ise PS1‘e gelen oyun, bize sorarsanız kendini 2011’de PSP‘ye geldiğinde buldu. Tabii bu sefer de konsolun ömrü bittiğinden, yüksek satış rakamlarına ulaşamadı. Halbuki bize sorarsanız dibine kadar da hak ediyordu.

 

3. Jagged Alliance 2

Jagged Alliance 2

İşte bu sefer merak ettiğimiz şey, “Ulan bu oyun güzeldi, ama kimse satın almadı, neden?” değil, daha ziyade şuydu: “Ulan bu oyun güzeldi, millet satın da aldı, neden devamı yapılmıyor?”. Jagged Alliance için bir kitle vardı, biliyorduk. Bunu sadece yeniden görmek istediğimiz için uyduruyor da değiliz, prequel projesi Jagged Alliance: Flashback‘in Kickstarter’da topladığı destek bunun delilidir. Çünkü JA serisinin çok ayrı bir yanı var, neredeyse başka hiçbir oyunda olmayan. Bu oynanışından mı, mekaniklerinden mi yoksa arka planından mı kaynaklanıyor bilmiyoruz, ama yaklaşık 15 yıldır eksikliğini çekiyoruz, Flashback’in gidermesini bekliyoruz.

 

2. XCOM: Enemy Unknown

XCOM Enemy Unknown

Gittim gittim geldim ilk iki sıra için. En nihayetinde bir numaraya niye o oyun geldiği orada anlatacağım, ama önce XCOM övme seanslarına şöyle etraflıca bir vakit ayırmam lazım. XCOM: Enemy Unknown, oynayıp oynayıp anı biriktireceğiniz oyunlardan biri. Sıfırdan yetiştirip, rumuzunu verdiğiniz askerinizin ölümünü seyretmek; bundan suçlu olduğunuzu bilmek XCOM: Enemy Unknown. Karınca çiftliği tarzı üssünüze yatırım yapmak, savaş çağrısı geldiğinde askerleriniz için korkup ürpermek. Bir yandan teknolojik ilerlemeleri düşünürken, bir yandan eğitim yapmak. Mikro, makro ve ortasındaki her şekilde düşünmek. Kanımca gelmiş geçmiş en iyi oyunlardan biri ve gerçekten rakibi şu oyun olmasaydı, bir numaraya ondan başka kimse yaklaşamazdı, ama gelin görün ki zirvenin sahibi şöyle oldu:

 

1. Fire Emblem: Awakening

Fire Emblem Awakening

Ne? Sadece 1 yıl önce çıkmış bir oyuna nasıl böyle bir paye veriyorum, ne hadle? Şu hadle, sevgili okuyucu: Fire Emblem: Awakening‘e başladığım günden, bitirdiğim ana kadar başka hiçbir oyuna kendimi kaptıramadım. Sadece ben, karakterim, Chrom ve devamlı eşlemeye çalıştığım ekibim vardı. Oyunun kendi harika hikayesinin yanı sıra, 18 saatlik senaryo sırasında kendi öykülerim de birikti. İlk andan son ana kadar birbirlerinden ayrılmayan, evlenen ve bir çocukları olan karı koca mesela. Ya da ana karakterimin saçlarının tıpkısını almış olan çocuğunun öldüğü savaş. Load etmeyi çok düşünmüştüm ama çok geçti artık, yapamamıştım. Son dakikada birbirlerine uyumlu olduğunu anlayan, hem savaş sırasında, hem de dışarıda birbirlerini geç bulan çiftle kazandığım savaş.

Ama bir numaraya en çok, bitirir bitirmez ikinci bir karakterle tekrar başlama arzumdan dolayı koymak istedim. Çünkü Fire Emblem: Awakening böyle bir oyun. Kapağı kapatıp, derin bir nefes bile aldırmadan başka opsiyonları denemek üzere tekrar açıyorsunuz oyunu. Permadeath yine var ve harika bir derinlik katıyor, ama XCOM’daki gibi sizin için çarpışan insanlar random generate edilmiş askerler değiller, gerçekten diyalogları yazılmış, seslendirmeleri yapılmış NPC’ler bunlar. Ve diğer karakterlerinizle onları eşleyebiliyor, çocuk yaptırabiliyorsunuz; o çocuk da biraz anneden, biraz babadan almış oluyor. Bu yüzden, ikinci bir kez oynayıp, ilk seferde ölen karakterleri kurtarmak istiyorsunuz, onların romantik hikaye opsiyonlarını keşfetmek, çocuklarıyla olan diyaloglarını görmek istiyorsunuz.

Kusursuz bir oyun mu? Hayır. Bana sorarsanız Jeanne d’Arc ve XCOM’da olan karakterlerin cepheden daha zayıf olması sistemini benimsemesi gerekiyor ve tek seferde permeadeath, özellikle şanssız critlerde çok can yakıyor. Ama hemen hemen diğer her özelliğiyle unutulmaz bir oyun olduğu kanıtlıyor Fire Emblem, karakterlerini aileniz gibi benimsiyor, öldüklerinde üzülüyor, çocukları olduğunda ve aşık olduklarında seviniyorsunuz. Tekrar tekrar oynanacak, hiçbir zaman 3DS‘in kartuş slotundan çıkartılmayacak, uğruna 3DS alınacak bir oyun. Çok iddialıyım, zira şunları söylerken bile oyunu oynamamak için kendimi çok zor tutuyorum. Güvenin bana.

1 2
Author

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.