Önümüzdeki Kasım ayında gerçekleşecek olan Amerikan seçimlerinin, sadece Birleşik Devletler için değil; tüm Amerika için inanılmaz önemli bir dönüm noktası olacağı ortada. Bu önem, ideolojik bir farklılıktan geçmiyor esasında. Amerika’nın zaten dar olan politik spektrumunun, çok da farkı uçlarında durmayan iki aday söz konusu. Bu seçimi mühim kılan ekonomik planlar ya da refah politikalarındaki farklılıklar değil. Ticari sektöre kamunun yaklaşımının belirlenmesi de değil. Çok daha temel: 2016 Birleşik Devletler Başkanlık seçimi, şoven kültürün son şansını temsil ediyor.

Burada dikkat ettiyseniz “milliyetçi” ya da “ataerkil” kelimelerini ayrı ayrı değil, bir arada kapsayan şoven kelimesini tercih ettim; bu da kazara değil elbette. Bir tarafta Hillary Clinton var. Standart bir Amerikan politikacısı kadar yoz, geçmişi soru işaretleriyle dolu, biraz daha merkezi güç strüktürüne fazlaca gömülü. Bir Bernie değil kesinlikle. Ama Amerika’nın alışılageldik profilinden, bir şeyle sıyrılıyor, onu da Obama’nın da son döneminde yakaladığı rüzgara binerek yapıyor: Sosyal adalet bayraktarlığı. 

Öteki tarafta ise Donald Trump var. Trump’ın samimi olarak açıp okuyabileceğiniz, üzerine tartışabileceğiniz, bir fikir yürütebileceğiniz ekonomik planları yok. Sosyal alanda ne yapar bilinmiyor. Geçen Cosmopolitan, hem danışmanı hem de kızı olan Ivanka Trump’a doğum izni politikalarını sordu, Ivanka “çok kabasınız” diye röportajı terk etti. Trump’ın tüm platformu, 4chan’da oyuncakları elinden alındığı için velvele yapan beyaz erkek çocuklarıyla aynı yerden çıkıyor: Politik doğruculuk karşıtlığı. 

Adam bir seçim kampanyası boyunca söylenebilecek her türlü ırkçı, seksist, homofobik lafı söyledi. Herhalde kızına “Vücudu falan müthiş Ivanka’nın, evli olmasam, bi de babası olmasam tabi, çıkardım” deyişi ile, Hillary Clinton’a yönelik sarf ettiği suikast imalı sözleri zirveydi. İki lafı arka arkaya getirme cürmü yok, ancak tarihin giderek geride bıraktığı insanlara bu ısrarlı öküzlüğüyle hitap ediyor. Onlar için Trump, kendilerinin tozlu sayfalarda birer utanç tablosu olmalarından önceki son çıkışları. Kaybettikleri at koşturma alanını tekrar konsolide etmek için son çabaları.

Bu başarılı olur mu, olmaz mı bilinmez; ancak eğlence dünyası bunun olmaması için geçmiş ayıplarını da örtüp, can gücüyle Trump’a saldırıyor. Stephen Colbert’in geçtiğimiz gün baya CBS sansürlerini de es geçip “T***klarımı ağzına sok” diye gürlediği segment ayrı, Seth Meyers’ın alametifarika nezaketini kenara bırakıp Trump’a saydırdığı monolog ayrı, Emmy ödüllerindeki kabul konuşmaları apayrı… Jimmy Fallon, Trump’ın saçını karıştırdı ve ciddi hiçbir soru sormadı diye alaya alındı yani, düşünün.

İşte onun ışığında, Joss Whedon da baya eski projelerinden kankalarını toplamış, bir “oy verin” videosu çekmiş. Yalnız Türkiye’deki oy verin videoları gibi, bipartizan bir şey bekliyorsanız, üzülürsünüz. Whedon baya “oy verin, hakkınız, sesinizi duyurun” diye başladığı videoya, “Lan Trump gibi iğrenç bir adamı mı seçeceksiniz saçmalamayın” diye son veriyor. Aradakiler de MCU ve Whedonverse severlerin adı gibi bildiği isimler. Hatta sonda müthiş bir vaat de var. Buyurun, biz tutmayalım, siz izleyin efendim!

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.