BİR FİLMİ Sevmek İçin KAÇ FİLM İzlemeliyiz? Giderek Mesaisi Artan Geekleriz, Geeklersiniz, Geekler.
On üçüncü yılını geride bıraktığımız Geekyapar.com’da bazılarımız küçüklükten bazılarımız da hâlihazırda yetişkinlikten beri popüler kültürü takip ediyor. Tabii takip ettiğimiz her şey on üç yıldır ana akımda değil, sonradan popülere dönüşen nişlerimiz de var. Zaman zaman gerek kendi içimizde gerekse de bu sayfalarda bu dönüşümü konuştuk; önce, “Sonunda geeklerin çağı geldi!” dedik. Sonra, “Hayalini kurduğumuz o crossoverlar gerçekleşiyor!” dedik. Çok kısa bir sürede hayalimizden fazlası da oldu; paralel hikâyeleri aynı anda dinledik, aynı karakterin üç yorumunu aynı anda izledik. Bir noktada dönüp, “Yani bu işin de artık cılkı çıkmadı mı sizce de, bilemiyorum.” dedik hatta. Eh, sitenin de yeni yüzüne kavuştuğu bu dönemde, yine bu sayfalarda bir başka şey daha diyelim istedim ben de.
Popüler kültürde tek tek eserlerde değil, dönemlerde yaşıyoruz. Henüz siz ekrana doğru “Ee, evet?” diyen yandan bir bakış atmadan önce, bunun malumun ilamı olduğunun farkında olduğumu da peşinen söyleyeyim. Fakat gene de “birden patlayan, moda hâline gelen, çabuk sönen, kalıcı olmayan” gibi semantik karşılıkları olan bu popüler kelimesinin bizi devamlı biriktiren; devamlı sözlükler, web ansiklopedileri, easter egg arşivleri oluşturmaya iten ve hafızamızı zorlamak yönünde teşvik eden bir yere varması birkaç tekrara değer diye düşünüyorum. Bir yandan yeni geekler yetişiyor, ne güzel ki dolayısıyla gerekli bu birikim ama bir yandan da giderek daha fazla mesai talep ediyor ‘tükettiklerimiz‘. Tek bir eserden, tek başına, kendi biricikliği içerisinde bahsedemiyoruz.
“Bahsedemiyoruz” kısmını da iki açıdan düşünün. İlk olarak yeni çıkan ve ilgi alanımıza giren eserler birbirinin yarısı, tamamlayıcısı, prequel‘i, sequel‘i, spin-off‘u; bunlar değilse remastered‘ı, reboot‘u, what if‘i; haydi, bunların hiçbirisi değilse de tarihin başından beri metinlerarasılığa dâhil olduğu şekliyle uyarlaması, esinlenmesi, yapı-sökümcü versiyonu, director’s cut‘ı filan oluyor. İkinci olarak ise hem yeni bir Marvel, DC filmini izlemek için yaklaşık yirmi senelik külliyatın en azından yarısını, isabetli seçimlerle izlemek hem de geriye kalan türlerde misalen auteur yönetmenin en hype’lı filmini anlamamız için önce dünya mitolojisini, ardından dünya klasiklerini bitirip bir yandan bunların beyaz ekrandaki serüvenini takip etmiş olmamız, hatta üzerine sos olarak da filmcilik tarihini, yeni kamera teknolojilerinin imkânlarını yalayıp yutmuş olmamız gerektiği söyleniyor bize.
Bu malumun ilamından sonra şimdi hem Hollywood ve başka bilumum franchise‘ın hem de sosyal medyadaki “Bu filmle ilgili yargı belirtmek için önce akademik kariyer yapmak zorundasınız” insanlarının baskılarını bir kenara bırakalım. Hiçbiri yokken zevk ve taleplerimiz farklıydı, hepsi varken zevk ve taleplerimiz farklı. İstenen emek ise doğal olarak arttıkça artıyor. Burada bir sorun tespit edip çözüm sunma amacı gütmüyorum zira hayatın olağan akışında yaşıyoruz bunları. Ancak şunu yapmak istiyorum: Biz geekler, nerede duruyoruz? Bazen evet, yeni çıkan işlere eskisi kadar heyecanlanmıyoruz. Bazen evet, sırf çok heyecanlandığımız için alakasız şeyleri çok seviyoruz. Bazen sizlerden, enerjisiz ve bunalmış olduğumuzu duyuyor bazen de “Sizden geçti artık!” eleştirilerini ciddiye alıyoruz. Yine de hepsiyle birlikte en sevdiğimiz şeyleri en çok biz beğenmiyoruz.
Sitenin yeni döneminin ilk haftasında yazarlarımız, her biri kendi geekliğinin köşesine göre popülerdekileri yazdı. Son haftada yayınlanan yazılara baktığımda hepsinde tek tek eserleri değil, dönemleri görüyorum. Batuhan ve Emin, her ikisi de hem DC’nin James Gunn dönemini hem de DC’nin James Gunn döneminin içerisindeki az bütçeli ve gözden az lazer çıkartmalı, görece daha gerçekçi işler dönemini konuşuyorlar. Tam bu noktada en son hangi evreni demiştik; DCEU muydu, DCU muydu diye kafamın karışması ve bakıp düzeltmek yerine doğrudan DC yazmam da gözünüzden kaçmasın, argümanımı destekliyor.
Ruken, X’teki Muhteşem Yüzyıl vs. House of the Dragon kıyaslamasını odağına almış. Yazının bir tarafı, biri yerli dizilerimizi kuruluş, diriliş, yetişiş, cozutuş gibi bir furyaya sürükleyen tarihi dizi döneminin içinde. Diğer tarafı da dünyada fantastik dizi üretimine yönelen ilgi dönemini başlatan Game of Thrones‘un, Targaryen hanedanı döneminin içinde.
Berke ve İlk Bölüm Canavarı, Netflix’in yeni dizilerinden Cennetin Doğusu üzerine yazdı. Dizinin kendisi, birkaç dönem içinde bir ailenin kaderini işliyor, Berke de dizinin yazarının aynı zamanda bu eseri beyaz perdeye uyarlayan Elia Kazan‘ın torunu olmasıyla gerçek hayattaki bir ailenin birkaç kuşak serüvenini takip ediyor.
Arda, bizlere Venedik Film Festivali‘nin seksen üçüncü döneminden haberler veriyor ve film seçkisinde öne çıkanlarda 70’lerde geçen bir hikâye ile Wild Horse Nine, göçmen ailelerin çocuklarının bir sonraki kuşakta yaşadıklarına odaklanan psikolojik bir analiz ile A Place to Heal var. Cansu’ya da ayrı bir paragraf ayırmak isterdim ama o zaten hep birkaç dönemi, güncel bir temayla çekiştiriyor, bizlere olabilecek en güzel sentezi veriyor.
Bunları sadece biz konuşmuyoruz. Popüler kültürde var olanları bizler de konuşuyoruz. Ama biz geekler nerede duruyoruz? İşte tam burada, dönemlerin ortasında, takibinde, ilerisinin hayalinde, ansiklopedik bilgisinde, kimsenin hatırlamadığı afişteki o özel ayrıntısında, kalbimize yakın durduğu için aslında hiç önemli olmayan o küçük replikte.
Geekyapar.com’un yeni dönemi, kelimeyi, ne kadar anlamı varsa onunla kullanarak tüm bu dönemleri içinde barındırıyor. Marvel’ın yükseliş dönemi ile streaming servislerinin hayatımıza girişi, aynı sayfalarda. Hepsiyle ilgili olumlu ya da olumsuz birçok fikirle birlikte. Stüdyolar alınıyor, stüdyolar satılıyor. Steam Deck birkaç yılda bir hortlamış, bir Geekyapar yazarı mutlaka bununla ilgili de konuşmuş vakti zamanında. On yıl önce özlediği oyunun ikincisi gelmedi diye hayıflanmış bir yazarımız, on yıl sonra başka bir yazarımız “Müjdemi isterim, ikincisi geliyor!” diye başlık atmış. Hepsini şimdi arşivden tek tek değil, dönem dönem bir arada bulabiliyoruz. Bazen beraber sinirlenmek bazen beraber buhranlara girmek bazen herhangi bir şeyden hep birlikte zevk almamak için. Arada yolunu kaybeden olursa, ait olduğu evreni siteden kolayca bulabilir.
Hayvan dostu, çokça yalnız; ismiyle müsemma ama çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine şaşırarak ‘takı taluy takı müren‘ arıyor.
Tüm yazıları (435)
Yorum Yap