Çocukluğunda yer etmiş bir sanatçıya veda etmek zordur. Geçmişinde bir sabit gibidir o, çocukluğunu geçirdiğin yılların arka planındadır. Yatmadan önce televizyondaki son şeydir belki ya da ödevlerini yaparken salondan onun sesi gelir. Hatırladıkça içini ısıtır, geçmişe bir özlem duymanı sağlar. Birkaç neslin hayatında bir sabitti Huysuz Virjin. 90’lı yıllarda doğmuş benim gibi biri için o varsa bir şovda, yarışma bahane Huysuz şahaneydi.

Bir kere neşesi ve kantosu eksik olmazdı, yaşı kaç olursa olsun Katina’yı söylerdi. Fakat onu benzersiz kılan ise hiciv sanatıydı; on dakika ekranda duracaksa üç dakika kanto, yedi dakika Huysuz’un seyirciye ve yanındakilere bulaşmasını izlerdik. Gerek kendi şovları gerekse yarışma programlarında kantosu kadar hiciv sanatı da ön plana çıktı. Çok da iyi oldu, keza bu işi onun kadar iyi yapabileni çıkmadı. Üstelik, kırk seneyi aşkın bir süredir bu sanatı yapan Huysuz’a da durup bir kişi, yahu bana niye böyle dedi demedi.

Bugün de Seyfi Bey’i ve Huysuz’u kendime en yakın şekilde anmak istedim. Biraz sahnedeki kişiliğinden biraz da komedisinden bahsedelim.

Bir Drag Queen Olarak…

Huysuz Virjin bir drag queendir ve hiciv onların olmazsa olmaz yeteneklerinden sadece biridir. Drag Race izleyenlerin aşina olacağı bir dilde anlatmak gerekirse Huysuz bu mesleği “old school” yani klasik öğretisiyle, şimdiki nesle göre eski usul icra eder. Eski usul drag queenler, daha asil bir feminenliğe sahiptirler ve dişiliklerini değil kişiliklerini konuşturmayı tercih ederler. Kıyafetleri her daim şık, dansları her daim neşeli olsa da eski usul drag queenleri izlemekten ziyade dinlemeye gidilir. 

Huysuz da Seyfi Bey’in tabiriyle evde kalmış, aklından geçeni söyleyen dobra bir karakterdir. “Kız kurusu” tiplemesindeki abartılı hareketler ve huysuzlukla bir karaktere dönüşmüş ve karşımıza Huysuz Virjin çıkmış. Karakterin teatral özelliği sebebiyle de sahneye adımını atar atmaz seyirci, Huysuz’un söyleyeceği şeyleri ciddiye almaması gerektiğini bilir. Sahnede söylenen sahnede kalır. O andan itibaren de herkes sıranın kendisine geleceğini bilerek tatlı bir heyecanla Huysuz’un sataşmasını, bu vesileyle de kendilerine gülmeyi bekler. Yoksa neden onlarca insan evinden kalkıp Huysuz Show’a gitsin ki? 

Aslında hepimiz bir miktar kendimize gülmeyi kabul ederiz, bunu isteriz. Biri bizimle dalga geçtiğinde “Aman ya sen de” deyip tebessüm etmemizin, hatta eğer benim gibiyseniz kıkırdamamızın sebebi budur. Hakkınızda birkaç kelam eden, sizinle dalga geçen kişinin de abartılı makyajı ve hareketleri ile zaten karikatürize edilen bir karakter olması, ortamı yumuşatır. Bu sebeple de drag queenlerin yaptığı hiciv sanatına tahammül göstermemiz hatta keyifli bir zaman geçirmemiz daha da olasıdır. Nasılsa herkes olacakların farkında, her şey yolunda. 

Bir Komedyen Olarak…

Yabancılarda “insult comedy” veya “roast” bizde de hicvin bireysel boyutu olan şey, karşındaki kişi hakkında esprili bir dille yorum yapmaktır. Buna birçok insan yeltenir fakat üstadı olmak çok zordur. Tabiri caizse dalga geçtiğin kişinin de seninle birlikte gülmesi gerekir. Eğer o da gülmüyor aksine sinirleniyorsa mikrofonu tutan kişi amacından sapmıştır. Tam tersini düşünürsek de çok naifçe yapılan hicivler yapıldığı ile kalır, başarısız gözükür. “Bula bula bunu mu buldun” dedirtir insana. Bu yüzdendir ki günümüzde de birçok komedyenin tutturmakta zorlandığı bir dengedir. 

Huysuz ise hiciv sanatını layığı ile yapan nadir insanlardandır. Huysuz Show’da masa masa dolaştığı kısımlarda dört-beş kişi hakkında gördüğü ilk şeyi, komik ama kimseyi üzmeyecek bir şekilde söylerdi. Mesela bir masa hakkında olağan dışı, herkesin objektif olarak fark edebileceği bir şeye dikkat çekip o durumu tiye alırdı. Eğer masa çok sıkıcı görünüyor ise bu sefer bu sıkıcılığa dikkat çekip masadakilere sorduğu sorularıyla malzeme çıkarırdı. Kıvrak zekası ve laf cambazlığı sayesinde seyircinin verdiği cevaba yönelik bir espriyi hızlıca yapıştırırdı. Bir masada geçirdiği süre ben diyeyim bir, siz deyin iki dakika olsun. Esprileri zaman zaman bel altı olsa bile Huysuz masadan ayrıldığında o masada keyifli bir vakit geçirmeyen olmazdı. 

Seyfi Dursunoğlu’nun da çokça kez belirttiği üzere dobra bir kişilik demek, herkesin aklından geçirip söylemeye cesaret edemediği şeyleri dile getirmek de demekti.  Popstar yarışmasında “İmparator” lakabıyla bilinen İbrahim Tatlıses’in yersiz yorumlarına karşı hem kendini savunur hem de onu, ağzının payını verircesine eleştirirdi. O dönemler “İmparator” Tatlıses’e laf etmek kolay değildi, hele ki televizyonun başında milyonlar var ise. Huysuz ise halkın biriciğiydi, İmparator gibilerine karşı koyabilecek yegane kişilerdendi. Yine aynı şekilde “kaşınan kadın dövülmelidir” diyen Levent Oran’ı da şovuna davet edip, aklınca sempatik gözükmeye çalışan tiyatrocuya haddini bir güzel bildirdi. Huysuz birine sataştığı zamanoh be” demeyen aklı selim kişi yoktu, hele ki hicvinin hedefi olan kişi bunu hak ediyorsa. 

Her ne kadar Seyfi Bey, Huysuz Virjin karakteri sebebiyle 2002’den sonra birçok kez RTÜK ile karşı karşıya gelse de bir neslin en sevdiği televizyon kişiliklerinden biri oldu. Lafı gediğine oturtmayı bilse de asla kibarlığı ve saygısından ödün vermeyen Seyfi Bey, Huysuz Virjin ile ekranlara daima neşe kattı. Öyle ki 90’lar ne güzeldi denildiğinde akla Huysuz Show gelir. Bir nesle kendine gülebilmeyi öğreten Seyfi Dursunoğlu’nun hem kendisi hem de Huysuz Virjin olarak bizim kalbimizde ve kültürümüzde yeri tartışmasız çok büyüktür. Halk olarak komedimiz ve kültürümüzde büyük bir yer edinen Huysuz’u sizden de duymayı çok isterim.  Yorumlarınızı bekliyorum!

Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

3 Yorum

  1. Ayşe Semra Şahin Cevap ver

    Bu kadar genç bir yazarın Huysuz’u bu kadar iyi anlayıp anlatmasını beklemiyordum doğrusu, sizden çok eski bir kuşak olarak yazdıklarınıza tamamen katılıyorum.

Leave a Reply to Çağatay Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.