GUARDIANS OF THE GALAXY VOL. 2 İNCELEME! – İLK SAYFA SPOILER’SIZ
Galaksinin Cıvık Koruyucuları 2 sonunda sinemalara geldi ahali, gün bugündür! James Gunn’ın imzası olan bu eğlenceli ve müziklerine her daim aşık eden filmi Geekyapar olarak gidip izledik, sizler için değerlendirdik. Gerekli spoilerlı ve spoilersız videoları YouTube kanalımıza yüklendiği vakit bulabileceğinizi de unutturmayalım bu arada; oradan da farklı yorumlamaları izlemek isterseniz vakit kaybetmeyin deriz. Tabii eğer dinlemek yerine okuma taraftarıysanız, sizlere uzun uzun tartışacağımız Guardians of the Galaxy Vol 2 yazımıza buyur edelim efenim! Hepiniz hoş geldiniz galaksiyi içinde yaşadığı için seven şeker insanlar ve insan olmayan her türlü uzaylı türler!
SPOILERSIZ Genel Bakış

Onca senedir Marvel’ın çıkardığı her türlü filmden, öyle ya da böyle bir şekilde tarzını anlayabilmişsinizdir diye düşünüyorum. Her karakterin mizacı ve hikayeleriyle küme halinde ilerleyen çizgileri sayesinde Marvel’ın da kendi çapında birtakım imajı oldu denebilir. Kimine uyar kimine uymaz, orası çok ayrı mesele. Ama mesela Guardians of the Galaxy dendiğinde aklınızda canlanan şeyler aşağı yukarı çok farklı olmayacaktır; ister çok sevin ister nefret edin. 80’lerden gelen kulak pası temizleyen şarkılar, aykırılıklarıyla etkileyen karakterler, evrene dair uygun hikayeler, espriler şakalar, efendime söyleyeyim görsellikler vesaire… Bunların hepsinden bir tutam alıp bir köşede harmanladığınızda elinizde Guardians of the Galaxy’nin temel oluşum taslağı ortaya çıkıyor aslında.
Kabul edin, Guardians of the Galaxy hiçbir zaman cıvıklıktan sapacak türde bir film gibi gelmedi insanlara. İlk filmden yakaladığı o enerjiyi kaybetse tuhaf olurdu zaten, değil mi? İlginç bir dinamiği var ve insana mutluluk mu desem, neşe mi desem… öyle bir his veriyor. Birinci GotG filminde ne gördüyseniz, Vol 2 bünyesinde de çok farklı şeyler görmeyeceksiniz. Ha durduğu yerde sekmiyor film, ilerliyor elbette; üzerine konuşmaya çalıştığım husus dinamiği konusunda. Hareketlilik, enerji, komiklik, görsellik… Bu konularda gerileyen bir tanesi yok şükür ki. Hatta bana kalırsa bir tık fazla da başarmış olabilir film.

Film gayet şeker ve tadında olmuş. Uzunca bir süre çok fazla aralıklarla gülmekten dolayı filmin yarısına doğru yorulduğumu bile söyleyebilirim. Müzikler her zamanki gibi zibilyonlarca kez kendini dinletecek kadar güzel seçilmiş, 80’lerin incileri bir bir sıralanmış. Karakterler ruhlarından pek bir şey kaybetmemiş, üzerine detaylandırılmışlar bile. Hikaye de bazı kafamı kurcalayan noktalar dışında gayet akıcı olmuş, bunu da söylemem lazım. Ayrıyetten belirtmeliyim ki çoğu karakterin sahip oldukları güçler bakımından tam bir gösteriş filmi çıkıyor karşınıza.
Aile meseleleri fazla filmin odak noktasında, her türlü aile draması itinayla yaşanmış; klişe olsa da hikayede güzel yedirilmiş yine de. Sıfır Marvel bilgisiyle sadece filmleri izleyenler için bile yeterli miktarda açıklamalarıyla doyurucu olmuş. Her türlü görselliği zaten yeterince övdüğümü ve ilerleyen kısımlarda da öveceğimi düşündüğümden çok bir şey eklemiyorum burada. Benim şahsi kararım filmin on üzerinden yedi buçuk-sekiz civarı bir puanlamayı yeterince hak ettiği yönünde. Yedi aşağısı hakaret olacaktır; sekiz buçuk yukarısı ise fazla teknik değerlendirme istediğinden dolayı ben puanlamamı bu sınırda tutmayı tercih ediyorum. Zira bu sınır harici bir değerlendirme de her türlü tartışmaya yol açacağından en anlaşılabilir puanlama bu zannımca.
İzleyince vereceğiniz karar ne olursa olsun, James Gunn’a kişisel bir teşekkürü az görmek istemiyorum. Adam yapmış olmuş. Onlar konuşur Gunn yapar! (Seni bizim ekibe transfer edelim mi Gunn? *kıps*)
Spoiler istemeyen ahali yazının buradan sonrasına geçmesin; bir sonraki sayfaya ilerlemesin, hemen burada bıraksın. Sonrasında olacaklardan müessesimiz sorumlu değildir!
Yorumlamalarda SPOILERLI Asteroid Kuşağı
Film genelinde değinmek istediğim iki temel başlık var: Karakterlerin güç gösterileri ve after credits sahneleri. Geriye kalan gerekli detayları da bu başlıklar altında ve de genel olarak kısa özette anlatacağım. Her bir olaya, her bir hikayeye tek tek değinmeyeceğim; çok da eşelemeye gerek yok her şeyi. Üzerinde konuşulması zaruri olan meselelere bakalım mı o halde, ne dersiniz?
Güç Dengeleri – Hayvan Gibi Şey Yapıyorsunuz!
Öncelikle gelin karakter güç dengeleri ile başlayalım. İlk GotG filmi ile ikinci filmi bu çerçevede değerlendirmeye aldığımızda aslında gözle görülür bir fark var ortada. Evet, hepsinin ne kadar harika dövüşçüler, ne kadar zeki yaratıklar olduğunu hepimiz elbette ki biliyoruz. Fakat sanırım bu husus her çizgi roman filminde gösterildiği kadarıyla sınırlı kalmıştı ilk filmde. Vol 2’de ise fazlasıyla açıklığa kavuşan nokta oldu benim açımdan bu konuda.

Kısa ve basit bir tanesiyle başlayalım: Yondu. Yondu’nun kafasında yer alan minik “yüzgeç” aslında gücünün asıl kaynağıymış. Yani ilk filmde buna dair bir bilgi verilmediği için o oku ıslıkla nasıl kontrol ettiğini anlamamız pek sağlam temellere dayandırılamayabiliyordu -en azından sadece film açısından bakınca. Fakat Yondu’nun bu yüzgeci Nebula tarafından tuzla buz edildikten sonra, bir yenisine ihtiyaç duyan kaptan; Groot’un da tatlı yardımlarıyla (o sahnelerde gülerken bayağı yoruldum cidden) yeni ve yükseltilmiş bir yüzgeci kafasına takıyor.
Bildiğiniz köpek balığı yüzgecinden hani, uzun yani. Zaten Yondu onu taktıktan sonra adeta bir sağanak ölü adam yağmuru başlıyor. “It’s raining men” şarkısı, harbiden de o sahneye güzel gidermiş mesela; o kısmı izlerken aklımdan geçen ilk şey buydu nedense. Adeta görsel ziyafet! Her neyse, konudan sapmayalım. Özet olarak gücünün kaynağı ve yapabileceklerinin aslında basit bir “upgrade” olayına göre geliştiğini gördük, güzeldi.

Bir diğer örneğe gelelim o halde: Misal, Gamora gerçekten de feci dövüşebilen güçlü bir suikastçi. Bunu izleyen izlemeyen herkes biliyor artık, çok net. Ama ne yalan söyleyeyim, koskoca geminin hayvani boyutlardaki lazer kolu kopup yere düştüğünde, onu Nebula’ya doğrultup ateşleyebileceğini hiç düşünmemiştim doğrusu. Ha, doğrulttu derken de hemen küçük düşünmeyin, bildiğiniz omuzladı koca parçayı, Nebula’ya doğru böğüre böğüre ilerlerken geri tepmesinden gram etkilenmeden üzerine boşalttı tüm silahı.
Bu kısım haricinde, kendini gemiye bağlayıp dışarıda silahla adam vurmak için savrulup duran Drax’ı kurtarabilmek için gösterdiği çaba da bir hayli takdire şayandı. Bir koluyla gemiden parçaya tutunurken diğer koluyla da Drax’ı bir kere bile güç kaybı yaşamadan tutmayı başarmıştı. Bunların hiçbiri şaşırtıcı bir özellik değil, Gamora’nın potansiyelinde olan şeyler elbette; ama temel nokta aslında bu güç gösterişlerinin ilk filmden ne denli farklı olduğu yönündeydi. Gamora örneği tatmin etmediyse farklısına geçebilirim.

Mantis konuşalım o zaman. Mantis tanıtım yazımızda da değindiğimiz bu karakter, filmde bir bakıma farklı anlatılmıştı. “İnsani” yaşama değerleri konusunda fazlasıyla toy olan Mantis’in güçleri aslında film boyunca çok önemli bir pozisyonda yer alıyor. Ego the Living Planet’in yüzeyinde başka bir canlının yaşamasına izin vermediğini ve yalnızca “amacı olan” Mantis’in bu hakka sahip olduğunu öğreniyoruz bir kere. Mantis, Ego’yu uyutabilme gibi güçlü de biri aynı zamanda, koskoca bir bünyeden; gezegenden bahsediyoruz! İnsanların duygularını okuyabilme gibi empatik güçleri olmasının yanı sıra, dokunduğu kişi üzerinde geçici duygusal değişimlere de neden olabiliyormuş kendisi. Güçlerinin sınırı konusu ise aslında potansiyelini ne kadar kullanmasıyla alakalı. Filmin sonlarına doğru ekibimiz Ego’nun yüzeyinde Ego’ya karşı büyük bir savaş verirken, Drax’ın gazlamalarıyla gelen bir destek ile koskoca bir gezegeni uykuya daldırabilmeyi başarıyor. Burada ne kadar yazsak izlediğinizde göreceğiniz etkiyi yaratmayacaktır muhtemelen ama sanırım olayı anladınız siz.

Bu güç hususunda sanırım beni en çok kıllandıran husus Peter’daydı, üzücü bir şekilde. Ego the Living Planet’in babası olduğunu öğrenen ve babasının gezegenine kısa bir ziyarette bulunan Peter, Ego’nun da kendisine odaklanmasını anlatmasıyla, bir şekilde içinde saklı olan potansiyeli ortaya çıkartmayı başarıyor. Kabul, bu “göksel varlık” olayı kanında olabilir ve evet Ego’dan kaynaklı bir “yarı-tanrı” vaziyeti de bulunabilir; ama gel gelelim bu “güce” alışma motivasyonu çok çabuk gerçekleşiyor. Ulan insan bir çuvallar, orayı burayı patlatır falan. Ya da ne bileyim en azından alışana kadar saçma sapan şeyler yapıp durur ama sonuna doğru hafiften ayak uydurur.
Beni fazla geren noktalardan biri, Ego’nun “yaratma” gücünün aynısına sahip olan Peter’ın buna çok çabuk adapte olmasıydı. Belki babası gibi bir insan bedeni yaratıp kendi bünyesini o bedene aktarmıyor; ya da koskoca bir gezegen şekillendiremiyor, ama bırakın da biraz zorlansın değil mi? Basit bir top yaratıyor oluşu alışılabilir bir şey, fakat Ego ile bire bir dövüş sahnesinin bazı yerlerinde uzuvlarını Kree Xavin’den hatırladığım gibi taşa kaplayıp pata küte babasına dalması da bir tuhaftı, ne yalan söyleyeyim.
Üstüne üstlük bu potansiyel kendisinde vardı, sadece dışarı çıkmayı bekliyordu desek bile Ego yok olduğunda kendisinden de yitip giden bu gücün hiç mi etkisi olmadı insan bedeninde? O Sonsuzluk Taşı’nı tutabilmesinin yegane sebebi Ego’dan gelen genetik kalıntılar olduğu bir gerçek; babası ölünce yüzde yüz insan kalan Peter Quill o halde bu güç kendisinden gittiğinde bir afallama yaşayamaz mıydı mesela? Ben mi çok yanlış beklentideyim?
Jenerik Sonrası Sahneler – Üç De Yetmez Beş Tane

Bunun haberini yapmıştık aslında; her zaman alışık olduğumuz bir ya da iki after credits sahneleri bu sefer beşe çıkmış. Bunlar tek tek şöyle sıralanabilir:
- Ölümünden sonra Yondu’nun okunun varisi olan Kraglin ve onun ıslıkla oku uçurma çabaları
- Sylvester Stallone’un filmde olmasının yegane sebebi: Orijinal Galaksinin Koruyucuları‘nı tanıtmak
- Baba-vari Peter’dan azar yiyen ergen Groot! (tüm gün oyun oynuyor falan, tipik bizden bir ergen)
- Saçı başı dağıtmış Ayesha’nın tanrıcılık oyunu (Adam diyor, yaratacağız diyor, beklemede kalın)
- Astronot Stan Lee ve Watcher’ların onu zerre kadar umursamayışı
Şu beş after credits sahnesi içinde hemen bir sonraki filme gönderme yapan çok yok ne yazık ki. Hemen hemen hepsi sadece GotG bünyesinde bir manaya sahip şimdilik -ama sadece şimdilik. Yine de birkaç film sonrasına ithafen yapılmış bir post credit sahnesi var ki, uf sormayın gitsin.

Şu haberden hatırlarsınız belki, Adam Warlock’un Infinity War filmlerinde geleceğinden bahsetmiştik. GotG Vol 2 post credit sahnelerinin Ayesha’lı olanında da, bizim ekibi öldürebilmek adına intikam makinesi olarak kullanabileceği bir şey yaratmaktan bahsediyor Sovereign halkının baş rahibesi. Rocket’ın ta filmin en başında çaldığı bataryalar nedeniyle kendilerine düşman kesilen Sovereign halkı, genel olarak bizim bildiğimiz “dünyevi geleneksel üreme şekli” ile üreyen bir topluluk değil; filmin başında da Peter ile Ayesha arasında geçen bu gaftan öğreniyoruz bunu. Bildiğiniz seri üretim şeklinde, mekanik bir üreme şekli var bu halkta. Hal böyle olunca da, post credit sahnesinde karşımıza darmadağın olmuş Ayesha’nın “onları yok etmek için bir adam yaratacağım, adını da Adam koyacağım” tripleri bir bakıma Sovereign halkının teknolojik imkanlarını da ortaya koyuyor.
Filmden ilk çıktığım dakika bu Adam olayının nedense Warlock olacağını hiç düşünmemiştim. Bir an için Warlock’un Infinity War filmlerinde gelecek oluşu kafamdan çıktığından, sadece yaratma gafı üzerine “Adam” isimli bir “silah” yapacakları konusuna odaklanmıştım. Ama jeton düştüğünde büyük bir heyecan yaşamadım da değil ha, ciddi ciddi geliyor mu yani Adam Warlock şimdi? Vallahi geliyor! Orijin hikayesinde bilim adamları tarafından yaratılan Adam Warlock’un hikayesi, belirttiğim haberde James Gunn ve Marvel yetkililerinin de ima ettiği üzere aslına pek sadık olmayacak belli ki. MCU’da kendilerince ilerledikleri hikaye çizgisi ister istemez çizgi romanlardan bir bakıma ayrılıyor; buna zaten biz uzun süredir alışığız. Ama Adam Warlock’un tamamen dünya dışında yaratılıyor oluşu, olayı çok daha farklı yerlere çekecek belli ki. Infinity War’da koca bir evrenin tüm kahramanları var diye kenara da not düşersek, Adam Warlock’un bir intikam silahı olarak inşa ediliyor oluşu da bana kalırsa hikayeye fazlasıyla aksiyon katacaktır.

Ayesha’lı post credit sahnesi haricinde bir diğer önemli bulduğuma; Sylvester Stallone’un çok az miktarda gözükmesine rağmen neden filmde olduğunu anlamamızı sağlayan kısma gelelim. Yondu ile Stallone’un karakteri Stakar arasında geçen muhabbetlerden aslında bu yağmacılığın da bir raconu olduğunu ve Yondu’nun Peter’ı kaçırarak bu racona ters gittiğini öğreniyoruz. Bu sebepten ötürü de yağmacılar arasında hoş karşılanmayan Yondu ve mürettebatı arasında çıkan isyanlar bir yana, Stallone’un karakteri Stakar bir bakıma bu yağmacı grupların konseyinde yüksek rütbeli bir abimizmiş; onu görüyoruz. Yondu öldükten sonra da geleneklere uygun bir yağmacı cenazesi düzenleyen bu grupların liderlerinin, aslında post credit sahnesi ile 1969 yılı versiyonlu Galaksinin Koruyucuları çizgi romanlarındaki ekip olduğunu anlıyoruz. Yani bunu direkt olarak isimleri ve simaları bilmeden tahmin etmek biraz zor olsa da, küçük bir bilgi yüklemesiyle kolaylaştırılabiliriz. Peki bu “Orijinal Galaksinin Koruyucuları” tayfasının bir sonraki MCU filmlerinde ne gibi etkisi olur, henüz çok da tutulabilir bir köşesi yok şu esnada. Fakat GotG filmleri çerçevesinde önemli bir yer kapladığı çok net.

Geriye kalan post credit sahneleri ise çok büyük ses getirecek türden değiller: Yondu’nun oku ve yüzgeci Kraglin’e miras kalıyor, Kraglin bunu kullanmayı öğrenirken çuvallıyor ve hatta Drax’a saplıyor yanlışlıkla. Groot artık bir bebek değil, en azından gelecek filmlerde büyümüş olduğunu göreceğiz; kendisi ergenlik dönemini yaşıyor şu sıralar. Etrafı dağıttığı “dalları” ile Peter’dan bir baba azarı yiyen Groot’un tüm gün yaptığı oyun oynamak, ah şu gençler… Stan Lee’nin olayına gelirsek, işler biraz teorisel kısımda kırılıyor sanırım. Watchers olarak bilinen ırkın genel olarak bütün evreni gözleme görevlerini ve de evrendeki daha az gelişmiş ırklara yardım amaçlarını bilirsiniz. Dünyayı gözleyen Watcher elemanının ismi de Uatu oluyor bu ırktan tanıdığımız kadarıyla. Stan Lee’nin bütün Marvel filmlerinde cameoya sahip oluşuyla ve de muhabbetten sıkılıp giden Watcher’lara dünya hakkında bilgi veriyor oluşu ihtimali ile bazı izleyiciler boş durmamış teori üretmiş anladığımız kadarıyla. Aslında çok mantıksız sayılmaz ama biraz ütopik bir ihtimal: Her Marvel kahramanının hayatında öyle ya da böyle bir şekilde belirmiş olan Stan Lee, aslında dünyayı gözleyen Uatu the Watcher olabilir mi? Soru bu, ama cevabı henüz yok, çünkü teoride kalmış. Siz ne dersiniz, sizin de fikirlerinizi duymak isteriz.
Son Özet – Marvel Ön Yargınızı Bir Kenara Bırakın ve Keyfine Varın!

Kim ne derse desin eğlenceli ve güzel bir film olduğunu düşünüyorum. Çok kez vurguladığım teknik özellikler de başarılı; tek bulduğum sıkıntı şu aile dramalarındaki yoğunluktu. Peter’ın babasıyla olan, Nebula’nın Gamora’yla yaşadığı o baskı yapan dakikalar ne kadar klişe olsa da bir şekilde kotarılmış. Quill’in, güçlerine o kadar hızlı adapte olması falan var bir de. Bu tür filmler hep bir tık daha uzun olsa daha mutlu olacakmışım gibi hissediyorum nedense, bu benim evrene karşı olan ilgi ve açlığımdan mı yoksa filmde yeterince anlatamamalarından mı hala karar veremiyorum. Yine de bir filmden ne kadar keyif aldığınıza karar verecek olan sizsiniz, biz ne dersek diyelim. Dilerseniz yerin dibine sokun, isterseniz göklere çıkarın: Sonuç sizde. Ben beğendim, hoşlandım, bir daha olsa bir daha izlerim. Esprilerine bol bol güldüm, hatta bir ara gülmekten yoruldum bile. Göndermeleri ararken eğlendim, Howard the Duck’tan tutun her türlü kozmik evreni içine kapsayacak karakterin bir sonraki filmlere bağlanma hikayesini tuttum. Karakter gelişimlerini beğendim, herkesin hala kafasına buyruk oluşu ama bir yandan da sorumluluklarının farkına varıyor oluşu hoşuma gitti. Öğrenmediğimiz detayların açığa çıkması hoştu. Baby Groot şahaneydi. (Tamam burada kim olsa objektif bakamayacak sanırım) Filmin başlangıcında kadronun isimleri filmden bir sekansla bizlere verilirken Groot’un Mr Blue Sky şarkısı üzerine deliler gibi dans edişi beni daha baştan yakaladı mesela. Yahu o şarkılarda kim olsa öyle dans ederdi, aferin Groot evladım, ben de destekliyorum!
Filmi izledikten sonra Muhit’e olur, sosyal medya hesaplarımıza olur; bir yerlere yorumlarınızı bırakmayı ihmal etmeyin olur mu? YouTube kanalında da Ömercan ve Türkdoğan ile beraber yorumluyor olacağız, bekleriz! Gözlerinizden öperiz güzel geekler! Son olarak: WE ARE GROOT!
Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser
Tüm yazıları (523)
Yorum Yap