Yazılar, tweetler, resimler, çizimler, videolar, şarkılar görüyorum üç gündür. Üç gündür bekliyorum. Bu sırada illa ki arkadaşlarımdan “Gezi’yi anmadın” diye düşünen olmuştur. Arttırıp “bu çocuk da iyice bozdu, 1 Mayıs’a da çıkmamıştı zaten” diyen de vardır içinden elbet. “Hani Gezi bu ülkenin başına gelen en iyi şeydi, yıldönümünde bir tweet bile atmadı, vay hain…” diyen de var mıdır bilmiyorum. Umarım yoktur. Çünkü insanlar davul, zurna, yazı ve şarkılarla Gezi’nin yıldönümünü kutlamaya başladığında, ben Gezi’nin gerçek yıldönümünü bekliyordum. 31 Mayıs’ı. Bugünü.

Ben doğma büyüme uzak İstanbul’luyum. Merkezden çıkıp, yıllar ve yollardan sonra vardığınız toplu konutlardan birinde büyüdüm. Küçükken Taksim’e inerdik biz. Öyle uzak yani, düşünün. Liseyi de oralarda bir yerlerde okudum. Üniversiteyi ise Ankara‘da. İlk geldiğimde nefret ediyordum şehirden. Ben Bebek’te yalıda büyüdüğüm ve her gün Karaköy’de balık yediğim için “Bu nasıl şehir ya, denizi yok” diye çemkiriyordum dinleyen herkese. Eskişehir Yolu’nda on beş dakika trafik olunca hakir görüyordum, “Ben E-5’te kontakt kapatan şöför gördüm bu ne ki ya, hah hah” diye. Bu hissiyatım temiz bir iki sene sürdü. Sonra Ankara’lı bir kadına aşık oldum. Biraz ısınır gibi oldum şehre. Daha fazla vakit geçirmeye başladım.

Sonra Gezi oldu.

945486_10151657839509846_1952290511_n

31 Mayıs sabahıydı. Miskin miskin interneti kurcalıyordum. Gezi Parkı’nda protesto düzenleyen küçük gruptan haberim yoktu. Herkes gibi ben de aynı görüntülere denk geldim bir anda. Kırmızılı Kadın. Yanan çadırlar. Metro altına gaz atan polisler. Herkes gibi bende de önceki muhabbetlerle birleşen bir kan sıçraması yaşandı. Hayatında çok eyleme giden bir insan değildim öncesinde. Üniversitem ülkenin en siyasi alanlarından biri olduğu için, kortej görmüşlüğüm, işgal altındaki karakola uğramışlığım, işçilerle halay çekmişliğim, biber gazı yemişliğim vardı. Ama kendimi çok politik olarak angaje bir insan gibi hissetmiyordum.

O an bunların hiçbiri umrumda değildi. Arkadaşlarımı tek tek arayıp, “Akşam Tunalı’da destek eylemi olacakmış, geliyor musunuz?” dedim. “Ya gelen olmaz, boşver” diyen oldu. Benim için önemli değildi. Bir kişi bile olsa, onun yanında olmak istiyordum. Yapayalnız kalsam, dışarıda olmam gerekiyordu. İçimde atıl kalmamı engelleyen bir şey yanmıştı adeta. Bir arkadaşımı alıp, Tunalı’ya giden dolmuşa bindim.

Ve o an gördüm ki, bu yangın, tüm Ankara’ca paylaşılıyordu. 

964619_10151660947819846_1948611747_o

İlk gün bir şey olmadı çok fazla, toplanma Tunalı Hilmi ve Kuğulupark çevresindeydi, bu yüzden de çok sıkıntı çıkmadı. İkinci gün tekrar çıktık sokağa. Hatırlıyorum, üç arkadaş Güvenpark’ta indik dolmuştan. İndiğimiz an ayağımızın dibine biber gazı düştü. Dolmuş tam bir “S**erler!” hareketiyle aynen geri dönmeye yeltendi. Arkadaşlarım bana baktı, “Gel abi manyak mısın çok kötü durum” dediler. Ben “Şu an geri gidersem, kendimi asla affedemem” gibi korkunç beylik, korkunç dramatik bir laf ettim.

Ama fark ettim ki, bu hissiyat tüm Ankara’ca paylaşılıyordu.

1 Haziran 2013. Güvenpark. Bilen bilir, Ankara’da meydan yoktur. Kızılay’da dört yol ağzında direndik biz bir ay boyunca. O ilk gün, Atatürk Bulvarı’nın Tunalı‘ya doğru giden kısmına polis iki TOMA’yla barikat kurmuştu. Kolej kısmından Halk Evleri geliyordu. Ulus tarafından Kaldıraç. Demirtepe tarafından ise adını hatırlayamadığım başka bir grup. Polis bu üç tarafa adam konuşlandırmıştı ve saldırıyordu. Çok agresiflerdi. Yerden taş kırıp atan da gördüm, nişan alıp biber gazı sıkan da. Organizelerdi. Ankara’nın polisi, Sol gruplar ile ODTÜ ve SBF sağ olsun, protestocu dağıtmak nedir, iyi bilirdi.  Ama dedim ya, çok agresiflerdi. 

2013-06-01 17.33.47

Bu agresifliklerinin sebebini, sonradan anladım. Güvenpark denilen yer, otobüs duraklarında Bakanlıklar diye geçer. TBMM’nin yaklaşık 300 metre ötesindedir. Parkın Başbakanlık binasına duvarı vardır. Genelkurmay Başkanlığı da taş çatlasa yüz elli metre geridedir. Biz tüm bunların göbeğinde direnmeye çalışıyorduk. Baya dört tarafını polisin tuttuğu, beş tarafı resmi ve hassas binalarla çevrili bir dört yol ağzının ortasında. Benim gibi ortada biber gazı yiyenler, GAMA’nın önünden, YKM’nin önüne kaçıyor, orada gazı yiyip, tekrar GAMA’nın önüne geri dönüyordu.

O gün, o YKM’nin önünde, Ethem’i vurdular.

O akşam, polis Güvenpark’tan çekildi. Dört yol ağzını halka bıraktılar ve Kızılay’dan Kuğulu’ya kadar insan doldu bir anda.

Bu Ankara’nın tek “zafere” benzeyen şeyiydi.

İstanbul Gezi’de komün kurdular, İmrenerek izledik. Biz otuz gün boyunca, memur kentliğimize yakışan bir edep ve adap ile aynı şekilde direndik halbuki. Öğlen ve öğleden sonra Güvenpark‘ta, Bakanlıkları koruma pahasına her türlü sertliği gösterme iznini almış polislerden dayak yedik. Akşama doğru Kuğulu‘ya geçildi. Polis biraz rahat bıraktıktan sonra, Cinnah’tan aşağıya Akreplerini salmaya başlardı. Gece de Kennedy Caddesine geçer, Bulvar girişine yan apartmanların çöplerini barikat diye biriktirip yakardık. TOMA hürmeten iki su fışkırtır, delicesine gazını sıkar, biz de Büklüm, Akay, Tunus, Bestekar gibi yerlerde oturan arkadaşlarımızın evine kaçardık. 30 gün böyle gitti bu. Bir tek bir akşam Emine Ülker Tarhan ve bir grup CHP’li milletvekili Kennedy’de TOMA’ların önüne oturmuşlardı da, o akşam yürüyerek gitmiştik arkadaşımızın evine. Bir de bir gün polis, yorulduğundan olsa gerek, Ziya Gökalp üzerinde sakin sakin protesto etmemize müsaade etmişti.

977582_10151665907929846_1033957262_o

“Bu sırada İstanbul’da yoga yapıyordunuz ulan” demek gibi bir niyetim yok. Ne yapılıyorsa yapılıyordu işte. Benim direniş seviyesi yargılamak gibi bir haddim yok. Böyle bir arzum da yok açıkçası. Niyetim de yok.

Ama affedin, Gezi’yi bir İstanbul olayı zannettiğiniz her an için size biraz kızma hakkım mevcut. 

Gezi’nin başlangıç tarihi 29 Mayıs değildir. Kusura bakmayın. Değil. “Mesele ağaç değil çünkü” anlatabiliyor muyum? Mesele Gezi Parkı’nın kendisi de değildi. Orada 30 gün boyunca aynı yer ve saatlerde görgüsüzce sıkan polislere kol gerenlerin çoğu hayatında Gezi Parkı’nı görmemişti zaten. Görmeleri de gerekmiyordu. Protesto edilen şeylerin küçük bir parçasıydı Gezi. Ve ne kadar “gezici” varsa, o kadar da Gezi vardı. Ama ne hikmetse, yaşarken yazılan tarihimizde, Gezi sadece İstanbul’a atfedildi.

 

Ama işte, Ankara da vardı orada. Eskişehir, Hatay, Antalya, TOMA’ya biblo atan muhteşem insanıyla Adana, İzmir de öyle… Tüm ülkenin direnişiydi bu. Tüm ülke ayaklandı ve desteğe kalktı bir anda. Biliyorum, benden belki de daha dokunaklı, daha Gezi’yi anlatan ve içten bir yazı bekliyordunuz bu yıldönümü günü ve saatinde. Hakkınızdı bu belki de. Ama benim bu şehre bir borcum var. 30 gün boyunca, altı şeritli bulvardan, yüz metrekare parka doğru direnen o güzel şehre çok borcum var. Laf arasında “memur kenti” diye ezdiğiniz o şehrin çıktığı bakanlığın önünde direnen memurlarına, “gri şehir” diye burun kıvırdığınız Ankara’nın düştüğümde yüzüme limon sıkan rengarenk, pasparlak insanlarına borcum var.

Çünkü ben, o direniş sırasında, o muhteşem şehre aşık olurken buldum kendimi. Ulus gazinolarından, Bağlar’ına, Maltepe’sinden, Cinnah’ına, Bahçeli’sinden, GOP’una kadar. Sarı lacivert formasıyla direnmeye gelmiş Ankaragüçlüsünden, onunla kol kola yürüyen Alkara’lısına; hayatında gaz görmemiş Bilkent’lisinden, onlara alışmışlıktan taktik veren ODTÜ’lüsüne; OSTİM’den gelen işçisinden, Adliye’den çıkan avukatına kadar. Herkese, hepsine ve her şeye aşık oldum.

Ve bu yüzden, onlara bu dev borcumu, bugün ödemek istedim. Gezi’yi anlatalım, Gezi’yi analım ve Gezi’yi göklere çıkartalım hep beraber.

Ama lütfen, bunu yaparken Ankara’yı unutmayalım.

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

31 Yorum

  1. Tamamen kişisel zevke dayalı olan ve herhangibir ideoloji ile bağ içermeyen geek kültürünü tanıtmayı amaçlayan sitede toplumun genelinin hakkında ortak bir görüş içinde olmadığı hatta hakkında kutuplaştığı ve siyasi bir içeriğe sahip olan paylaşımlar yapmamanız bence daha iyi olur

    Not: Hala oy vereceğim partiyi belirlemesemde oy vermeyeceğim parti AKP:)

  2. Mustafa Çağrı ÇALIŞKAN Cevap ver

    Trafalgar Law adlı arkadaşa bende katılyorum. Bu siteyi takip etmemin tek amacı var o da geek kültürü ile alakalı. Böyle siyasi içerikli paylaşımlar yapmamanız daha iyi olur.

  3. Bilgisayar oyunlarının yasaklanıp kitapların toplatıldığı,”toplumun genelinin hakkında ortak bir görüş içinde olmadığı” filmlerin gösterimden kaldırıldığı PKD romanınlarından hallice bir ortamda böyle bir yazıya olsa olsa teşekkür edilir.Yahu geek kültürü dediğiniz şeyin haşır neşir olduğu çizgi romandan edebiyata ne kadar içerik varsa zaten bilakis siyasi içeriğe sahipken bu neyin apolitikliği.Yarın Marvel-Dc neşriyatları,bilimkuru romanları,film festivalleri toplumun genel ahlakına aykırı bulup yasaklandığında Geekyapar’da özbek pilavı hakkında bilmedikleriniz yazısı okuruz o zaman.Hatta sitenin tüm içeriği hemen değiştirip yöresel lezzetlerimiz üzerine yazılar paylaşmasında fayda var hem toplumda kutuplaşmaya mahal vermemiş olurlar.Zaten Alan Moore Le Guin falan da ürettikleri herşeyi batı dünyasının damak tadını tanıtmak için ortaya koymuştu.Cümleten afiyet olsun !

  4. Cenk Boduroglu Cevap ver

    Bu siyasi bir içerik değildir. İçerisinde “Sosyalizm (sosyalizm burada örnek) süper lan” benzeri bir cümle yoktur, tıpkı “AKP ölsün” benzeri bir cümle olmadığı gibi. Bu yalnızca yazarın bize yaşadığı bir şeyi anlattığı bir noktadır ki, yazar kendi sitesinde yarın pornografik içerik paylaşmaya başlasa bizim ona “sen bu sitede porno paylaşamazsın birader!” demeye de hakkımız yoktur, sonuçta burası aşağı mahalledeki Ali Amca’nın arsası değil, üstüne bar inşa edecekleri zaman mahalleliyle toplaşıp kapattırasın, adamın kendi web sitesi. İnternet de öyle güzel bir şey işte. Son olarak; gezi aydın insanlar tarafından karanlığa karşı gerçekleştirilmiş bir harekettir, burada okuduğumuz, tartıştığımız, haberini aldığımız şeylerin daha fazla olmamasına karşı duran bir eylemdir.

  5. Tayfun Ümitcan Çelik Cevap ver

    Pazar sabahı 9:30da burnuma gaz kokusunu getirmeyi başardın. Yüreğine sağlık

  6. Eray Baran İnan Cevap ver

    Yahu bir platformu (buranın bir platform olduğunu düşünüyorum yanlışım varsa düzeltin) kendi çıkarların doğrultusunda kullanma diyeceğim yanlış olacak sanırım. Fakat şu yazıyı okuduğumda aklıma gelen tek şey yanlış yönlendirme oldu. Gezi Parkı sayesinde olmuş olan Ankara’ya olan sempatin açıkçası beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor hocam. Bu siteyi takip etmemin sebebi içeriğinden dolayıdır. Herhangi bir taraf tutarak belirtmiyorum bunu, (elbette bir tarafım var ama bu konuyla ilişkilendirmiyorum) tarafımı çok merak ediyorsanız da sorabilirsiniz. Yine de şunu belirtmem gerekir, siyasi içerik paylaşman başka bir şey fakat kendi his ve düşüncelerini anlatmak istiyorsan sana önerim günlük tutmak olacaktır. Ama bu yazıyı (bu sitenin okuru olarak söylüyorum) okuyayım diye buraya koyma ki buna benzer şeyleri okuyabileceğim bir çok siyasi platform ve haber portalı mevcutken.

    • Şimdi yani yazının içeriği başlıktan belli, okumak istemeyen okumaz. Bu sitede yer alması hoşunuza gitmeyebilir ama site şimdiye kadar siyasi yazılar yayınlıyordu hep. Bence güzel de oluyor, sonuçta dışarıda, ülkede, dünyada bir şeyler oluyor ve buna kayıtsız kalınmadığının göstergesi, yazarların görüşlerini de okumuş oluyoruz. http://geekyapar.com/metro/geek-siyasetten-ne-anlar-sizden-cok-orasi-kesin/ bu yazıda da belirtiliyor, bu site geek kültürü sitesi, ancak siyasete, gündeme değinmeyecekler diye bir kural yok.

    • Hocam başlığı görüyorsun, okumayabilirsin. Yanlış mı düşünüyorum? Ayrıca bu ilk değil bu konuda bir yazı yazılmasında. Yani demek ki bu sitenin böyle yazılar yazma potansiyeli de var. Demek ki yazılıyor işte, rahatsız olduysan fikir belirt tabi ne güzel, fakat “böyle yazma!” demek çok medeni gelmiyor bana.

    • Ben de LoL oynamıyorum ama hiç aklıma LoL yazısı yayınlamayın demek gelmiyor. Yazıyı pas geçiyorum, hayatıma devam ediyorum.

      Neden Geek’liği belli bir kalıba sıkıştırma içerisindesiniz anlam veremiyorum. Hani burası sinema sitesi olur, çizgi romandan bahsedilir, tepki gösterirsin de, sitenin de adı Geekyapar. Temelde kendini Geek olarak tanımlayan insanların normal hayatlarında yaptıkları muhabbetleri sembolize ediyor. Eee şimdi ben bir Geek’im, bu konularda konuşuyorum, fikirlerim var, o zaman burada böyle bir yazının olmasında ne sakınca var anlamıyorum.

      Üzülerek “Yeni Türkiye”de böyle bir yaklaşım olduğunu görüyorum. Benim hoşuma gitmiyor, o zaman yapma. Eskiden televizyonda bir programı beğenmezseniz izlemezdiniz, şimdiki gibi açayım RTÜK’e şikayet edeyim demezdiniz, beni (yada çocuklarımı) kötü etkiliyor demezdiniz.(Bu noktada not, çocuklarını kötü etkiliyorsa ona izletme, programın başında uyarı çıkıyor ya zaten). O sebeple dünün başarılı dizileri bu şikayet kisvesi altında müdahaleye uğramaz hala yayında kalırlardı.

      Neden bu benden değilsen, yok ol zihniyeti? Özgürlük başkalarını kısıtlamakla ilgili değildir, özgürlük senin o beğenmediğin şeyden uzak durma hakkındır.

      LoL örneğine dönersek, yazının başlığını gördün mü, gördün, açtın mı açtın. Niye o zaman yazara suç atıyorsun, bir sonraki habere geçmediğin için? Hemen iki başlık altında film haberi var (teknolojik haber de sevmiyorum ben, onlar da yapılmasın 🙂 ), ona baksaydın. Kim seni zorla bu habere soktu Eray’ım?

      Farkındaysan birşeyi empoze etmek değil derdimiz, inanmazsın yorumları silebiliyoruz, ya da bizim tarafımızdan onaylandıktan sonra yayınlanır hale getirebiliyoruz. Ama biz herkes rahatça yorum yapabilsin istiyoruz (Spoiler yeme riskini de alarak). Peki sen niye bizi sansürlemek istiyorsun?

      • Eray Baran İnan Cevap ver

        Düşüncelerimi belirtirken amacım asla ve asla herhangi bir şekilde sansür yapmak olmadı. Ben gezide bulundum ama içimden gayet Ankara hakkında kişisel düşüncelerini paylaşabilirsin, bunlar siyaside olabilir fakat buranın bir okuyucusu olarak sırf yazar olduğun için burada paylaşma demek geldi. Beni de en azından (diğer arkadaşların yazdıklarına istinaden) başlığa bakarak yanlış yönlendirmiş olmamasını isterdim. Bu bencilce bir istek olabilir sanırım. Sivil kimlik ile siyasi kimlik arasındaki farkın tam yapılamadığını düşünüyorum. Bir şeyi başlığa bakarak değerlendirmenin yanlış olduğu kanısındayım. Ayrıca istediğim her şeyi okuyup yine istediğim, uygun olabilecek, tutarlı şekillerde -beğenmezsem dahi- dile getirmekte de özgür olduğumu düşünüyorum (yine diğer arkadaşların söylediklerine istinaden). Bir önceki hususa dönecek olursak sivil, sivillik kavramı büyük ihtimalle bizde doğal bir tanıma (kendiliğinden, toplumla gelişmiş) sahip olmadığı için bu yazılar yazılıyor olabilir. Burada kimseyi suçlamıyorum fakat kendi isteğimle okuduğum şeyleri beğenmediğimi, bunun nedenini belirtme hakkımın eleştirilmesinin bir güven kırıcı çaba veya ileride ortaya çıkacak farklı eleştirilere birer sansür olabileceği düşüncesindeyim biraz alıngan bir algı içerisindeysem affedin.

        • Alınganlıktan çok çelişkiler içerisindesin kanımca. Yani bir yazıya eleştiri getirmek doğal hakkım diyorsun, haklısın, o konudaki yaklaşımımızı zaten önceden belirttim, sonra da eleştirin eleştirilince savunmaya (düşünceni savunuyorsun şeklinde değil, “beni eleştirip güvenimi kırmaya çalışıyorsunuz” şeklinde) geçiyorsun. O biraz değişik olmuş.

          Başlığın seni nasıl yanlış yönlendirdiğini anlamadım. Hani clickbait bir başlık olur anlarım da içeriği net bir şekilde anlatmış gibi geliyor bu başlık.

          Sivil kimlik-siyasi kimlik ayrımını da anlamadım. Hani mesleki kimlik-siyasi kimlik ayrımını anlarım, orada işine bakılsın, siyasi görüşüne değil denilebilir de, bu öyle bir alan değil ki. Bilakis o siyasi görüşü falan yazarı oluşturan şeylerden biri. Onu nasıl ayırsın?Başka birşey anlatmak istediysen de ben anlamadıysam özür dilerim, gerçekten.

          Sonuçta diyeceğim şudur ki, tabii ki eleştirebilirsin, yazıyı beğenmeyebilirsin, fikirleri reddebilirsin, karşıt görüş sunabilirsin. Ama “bu yazı burada olmamış, git şurada yaz, ben bunu görmek istemiyorum, senin düşüncelerin beni ilgilendirmiyor” sözleri eleştiri niteliği taşımıyor sanki. Ama bu benim yorumum, kimse seni böyle dedin diye siteden atacak, sana kin duyacak değil, herşeyi (küfür, hakaret, kişiliğe saldırı falan dışında) söylemekte özgürsün ve burası özgür bir ortam.

          PS: Bu arada önceki yorumum sana cevap olarak yazılmış olmasına rağmen, “bu sitede siyaset ne alaka” diyen herkese hitaben yazılmıştı, onu da ek olarak belirtmek isterim.

          • Eray Baran İnan

            Çok uzadı farkındayım ama ikimizin de amacının bir şeylere açıklık getirmek, ortada bir yanlış anlaşılma veya bir yanlışlık varsa düzeltmek gibi bir kaygısı olduğu varsayımını göz önünde bulundurarak başlıyorum.

            “LoL örneğine dönersek, yazının başlığını gördün mü, gördün, açtın mı açtın. Niye o zaman yazara suç atıyorsun, bir sonraki habere geçmediğin için? Hemen iki başlık altında film haberi var (teknolojik haber de sevmiyorum ben, onlar da yapılmasın 🙂 ), ona baksaydın. Kim seni zorla bu habere soktu Eray’ım?”

            -Beğenmiyorsan okuma, bu yazıyı istemiyorsan bunu okuma arkadaşım. Kimse seni zorlamıyor, bunu madem okuyorsun neden bu şekilde eleştiriyorsun, okuma o zaman, başka şeyler oku vb. düşüncelerin başından bir takım sorunlar içerdiği kanaatindeyim.

            Başlığın bir öneminin benim için geçerli olmadığını belirtmeme rağmen bu tabi ki de objektif bir tavır değil öznel bir fikrimdi. Başlık ” 2. Yıldönümünde, Gezi’nin Unutulan Şehri: ANKARA” yerine “Yiğitcan’ın Ankara serüveni, anıları veya Yiğitcan ve Ankara” (sadece saçmaladığım bir örnek :)) yanına da “Gezi içerir” yazsaydı da ne anlattığı daha net anlaşılabilirdi -tabi ki benim haddim değil başlığı belirlemek-. Yine de yazarların (her nerede yazarlarsa yazsınlar) bir takım sorumluluğa sahip olduğunu düşünüyorum. -Şunu da belirtmem gerekir ki bu sorumlulukları net bir şekilde belirtemem şu an-

            Burada bir kalıba sokma ihtiyacından öte, bu sitede yazılanların kültürel, entelektüel, estetik, siyasi, teknolojik , bilimsel içeriklere sahip olduğunu düşünüyorum ve bu durum bu sitenin bir okuru olma sebebim. Sanırım düşüncelerimi ilk belirttiğimdeki amacımı biraz seyreltmem gerekli uzlaşım için. Şimdi önceki yazdıklarımı da göz önünde bulundurarak diyorum ki eğer bir deneme yazısı, kaynağını kişinin kendisinden alan, birinci kişi menşeli bir yazı yazıldığında bu belirtilirse daha iyi olabilir. Belirtildiği yazılar var, belirtilmeyen yazılar da var geçmişte okuduklarımdan hatırladığım kadarıyla. Belirtilmezse de , belirtilirse de ben yazılanları okumaya devam edeceğim orası ayrı bir konu. 🙂

          • Trollük mü yapıosun, ciddi misin anlamakta zorluk çekiyorum. Yazdıklarını okumadan mı gönderiyorsun acaba?

            Senin yazdığın başlıklarla kullanılan başlık arasında bir fark yok. -Yazar kısmında Yiğitcan adı geçiyor, Gezi parkıyla ilgili olduğu anlaşılıyor, Ankara’yı temel alacağı belirtiliyor.-

            Beğenmediğin yazıları okuma demekte de bir sıkıntı göremiyorum. -Lol örneğindeki gibi, başlıkta lol diyor, bana hitap etmiyor, okumuyorum. Basit yani.-

            Son olarak da buradaki bütün yazılar, yazarın kişisel bakış açısını içerir. -Paylaştığımız haberlerde bile yazıyı yazanın yorumları var, foto gelmiş, onun hakkında yazar bir yorum yapar, fragman gelmiş beğenip beğenmediğini belirtir gibi. Kuru yorumsuz yazı yazmıyoruz.-

            Neyse en azından bu konunun gereksiz bir şekilde uzadığı konusunda hemfikiriz. Saygılar dileyerek konuyu kapatayım.

  7. Bir insan böyle bir vatan hainliğiyle nasıl övünür anlamış değilim. Ulan tamam hükümeti sevmiyo olabilirsin ama sen bu ülkeyi maddi zarar uğratıyorsan hainsindir! Eğer gücün varsa sandıkta indir o hükümeti.

    • Bu eylem size kaç lira kaybettirdi?
      Devletin kazancı da kaybı da sizi etkilemez. Ama emin olun, oraya çıkanlar 11 yıldır özgürlüklerini kısıtlayanlara tepkiletini ortaya koymak için çıktılar. Eğer öldürülen insanlar yerine devletin kaybettiği parayı düşünüyorsanız vicdanınızı bir sorgulayın derim.

        • AKP’nin neyini çekemeyeyim yahu, siyasi parti kurucusu falan değilim ki ben? Aldıkları oy yüzdesini mi kıskanayım?
          Gezi’yi neden desteklediğimi soruyorsanız, işin asıl başlangıcını açıklayayım.
          31 Mayıs Cuma günü, Ak Parti’yi destekleyen, referandumda evet oyu vermiş fakat çoğunlukla apolitik olan biri olarak, kardeşimi tiyatroya götürmek üzere Taksim’e yaklaşık 20 dakika uzaklıkta bir yerdeydim. Bir anda, ortalıkta tek bir eylemci bile yokken, ağır bir biber gazı kokusu geldi. İkimiz de hayatımızda ilk defa gaz yiyorduk. Kardeşim hala korkuyor, ben alıştım artık. Her neyse, işte o gün gördüm ki, televizyonlarda gösterilen ‘teröristler’, terörist değilmiş. Onlar, olanların farkına benden önce varan insanlarmış sadece. Onların sayesinde oradan kaçabildim, korkmuş kardeşimi eve götürdüm, akşama da geri döndüm oraya.
          Kaybettiğimi ilk fark ettiğim özgürlüğüm de polisten veya çoğunluk olduğu için palayla dolaşabilenlerden korkmadan sokağa çıkmak, soruna cevap vermek gerekirse.

          • zaten her gün biber gazı yiyip palalı adamlar tarafından kovalanıyoruz, tasvip etmesem de bunların sebebi de bu ayaklanma girişimidir..

          • Her gün biber gazı yemiyoruz, ayda bir biber gazı yemek normal o zaman?
            Ayrıca, eğer Fatih gibi bir yerde topluluğa uymazsanız pala olmasa bile bıçakla, o da olmazsa etrafra duran sopayla kovalanabilirsiniz. Hem önümüz Ramazan, yani inanmıyorsanız denemek için bol bol fırsatınız olur.

    • Yiğitcan Erdoğan Cevap ver

      ne bileyim yani enes, nasıl bir yorum bu, neresinden tutayım…

      maddi zarar çok güzel, çok harika elbette. yanan otobüsler falan da çok acıklı tablolar hakikaten. ben özellikle bana doğru gelen bir biber gazı kutusunu çok şık bir kafa hareketiyle reklam panosunun tam göbeğine gönçürmüştüm mesela. bir arkadaşımla iddialaştık, “abi şu otobüsü deviremezsin” dedi, bir döner tekme koymuşum var ya haddi var hesabı yok, otobüs bir anda takla attı… falan…

      enes “vatan” dediğin şeyi oturduğun yerden tanımlamak çok kolay. dolayısıyla hıyanetini belirlemek de herkese caiz olagelmiş, belli. bu “vatan” benim soluduğum havadan vergi alıyor doğduğumdan beri. bu “vatan” on beş senedir deprem vergisi alıp, depremzedelere parası yetişmediğinde “e yol yaptık?” diyor. aldığım her paradan %20 vergi, kestiğim her faturadan samimi KDV, stopaj bilmemne alıyor. sigaramın vergisi ayrı, ÖTV ayrı. mesela geçen devlet bana hiç sormadan GSS yapmış sağ olsun. gittim “ben özel hastanede işimi görüyordum, size para vermesem olur mu?” diye sordum, cıks, yine aldılar parayı. bir de “daha da alıcaz kardeş, sen internet girişimcisin, sigortan yoktur diye düşündük, buyur fatura” demişler. “vatan sağ olsun” dedim, ödedim.

      kaç milyon kişi vardı gezide? hadi seni kırmayayım, bir diyeyim. ya hatta boşver, yarım milyon diyelim ya. ya da bir şey diyeyim mi, onu da geç, iki yüz bin falan diyelim. bu insanların kaçından çocukluklarından beri aldıkları cikletten vergi kesiliyor? hepsinden. yarısı sigara içiyor olsa, oradan verdikleri vergi karşılar “maddi hasar” dediğin şeyi. ne kaybetti bu ülke gezi sonrası, var mı rakamı? açıklandı mı öyle bir şey?

      bu “olayları” peki, kim tırmandırdı? gezi parkında bir avuç insan toplanıp “heheyt be, yakalım bu ülkeyi canımız sıkılıyor” mu dedi? sen orada değil miydin enes? milletin çadırını yakıp, suratına biber gazı sıkıp, metroya kuvaladıktan sonra içeriye gaz atmadılar mı? bir sonraki gün ethem’i öldürmedi mi polis kurşunuyla? ali ismail’i döverek hastanelik edip, sonra da kasetleri silmediler mi? abdullah’ın kafasından çıkanlar neydi?

      sana şunu sorayım, elinde silah olan kimdi o olaylarda? ve eğer polis olmasaydı, “gezi” diye bir şey olur muydu?

      devlet eliyle modifiye edilen tarihe inanmak gibi bir pratik var memlekette. yıllardır var. şimdi de oluyor. gezi seksen yıl önce değil, kırk sekiz ay önce oldu, ama yine de oluyor işte. o kadar çok “darbe girişimi” dendi ki (askersiz darbe mi olur, ne saçma laf?), o kadar çok komplo dendi ki (çünkü insanlar organik olarak bir şeye tepki veremezler), o kadar çok maddi hasar dendi ki (türkiye’nin ekonomisi çöktü çünkü sabaha), retorik değişmiş artık. halbuki oradaydık hep beraber. gördük. inkar edilecek bir tarafı yoktu. ülkeyi fevrice yöneten bir adam, ve bu fevrilikten sıkılmış bir kitle vardı. buna inanmak zor geldi sanırım aylar geçtikçe. geldiğimiz noktada da buradayız. “maddi hasar”.

      enes sen dışarısındaymışsın belli ki, izah edeyim. o 30 gün, sen yanan otobüslere ağlarken dışarıda türkiye yaşanabilecek bir yerdi ilk defa. insanlar birbirlerini seviyorlardı sokakta. düşen ötekisini kaldırıyordu. birine gelen biber gazı kovasını, diğeri savuşturuyordu. ülkücü kürdün yüzüne talcid sıkıyordu. ateist namaz kılan devrimci müslümanı koruyordu. çok acayip bir 30 gün yaşandı bu ülkede. kimse de kimseden nefret etmedi, kimse kimseye “hainsin!” diye bağırmadı, kin kusmadı. yasal mermileriyle bir bölük polis vardı, onların karşısında da kol kola biz gidiyor, gazı yiyor, bir tur kendi etrafımızda dönüp tekrar yiyorduk. sonradan insanlar forumlara oturdu, birbirlerine dertlerini anlattılar konuşarak. millet birbirini anladı. empati kurdu. sevdi.

      ha ama tabii, otobüsler devrildi, fışkiyeler kırıldı. hainlik işte.

  8. Bu siteyi savunmak saçma geliyor ama yeter artık. Eğer bu ağzınızdan düşürmediğiniz ‘geek kültürü’, en okkalı sistem eleştirilerini barındırırken siz bu yazıya anlam veremiyorsanız, okuduğunuz eserlerdeki metaforları anlamayacak kadar aptalsınız ve okuduklarınız sizin için sadece ışınlanan süper güçlü adamların maceraları.

  9. İnanın çocuklar inanın ama güzel günler falan göremeyeceksiniz 🙂 her zaman olduğu gibi küçük bi azınlığın gürültüsü olarak kalacak kimse kusura bakmasın..

    • Küçük bir azınlığın haykırışını dinlemeyecek ve onları dertleriyle başbaşa bırakacak kadar vicdansız olmasan keşke. Azınlık olmanın insana kazandırdığı bu işte. Gün gelir bir gün “çoğunluk” olursan, “azınlık” olanları dinleyebilme erdemine sahip oluyorsun.

  10. “Gezi sadece İstanbul’a atfedildi.”

    Ben bu olaylara bu yüzden “Milli Öfke” deme taraftarıyım.

  11. Çok güzel insanlar var bu sitede, yolunuz açık olsun! Gezi’yi anlattığınız gibi Ankara’da yaşamış biri olarak duygulandım. Siyasi olarak değerlendirlmemesi lazım çünkü zaten hiçbir parti bu olayları gerektiği gibi değerlendiremedi. İyi de oldu, şimdi dönüp baktığımızda bunun siyasi bir mesele olmadığı ortada. Potansiyelinin farkında olmadan kabadayılar tarafından ezilen çocukların ayağa kalkması bu sadece 🙂

  12. O dönemde tüm ülkenin gençlerine apolitik diyorlardı ve bundan şikayet ediyorlardı. Şimdi gençlerin politik olmasının nasıl bir şey olduğunu görmüş olacaklar ki burası bir geek sitesi, politik yazmayın, apolitik olun diyorlar ama sadece ön yargıyla yaklaştıklarını unutuyorlar. Yazar, Ankara’da yaşadığı bir olayı yazmış. Eğer Ankara’da yaşadığı olay bir Ak Parti mitingine gitmek olsaydı ve buna alkış tutsaydı, gururlansaydı onların da bu olaya buradan alkış tutacaklarına ve siyaset yapmayın demeyeceklerine eminim. Bunun yerine yazar Ankara’daki Gezi Parkı protestoları sırasındaki yaşadığı olayları yazmış ki fazla politik bir yazı yazmadığını belirteyim. Bu yazıya eleştiri olarak çok maddi zarar yapıldı, otobüsü yan yatırdınız (göstericiler Hulk ya), reklam panosunu göçürtmüşler (May the force be with you), dozer kaçırıp TOMA’ları kaçırdılar (bu gerçekten yaşandı :D) diyorlar. Gezi olaylarının ülkeye zararı 100 milyon TL civarındadır ama bunun yanında 31 Mart’ta yaşadığımız elektrik kesintisinin maliyeti saatlik 100 milyon dolar olmak üzere 700 milyon dolardır. Gezi’nin hesabını soracağına elektrik kesintisinin nedenini ve hesabını sordun mu hiç? Veya sana bu konuda doğru düzgün bir bilgi verebildiler mi?

Leave a Reply to diskas Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.