Facebook, Twitter, YouTube, haber sitelerinin yorum kısımları; eş dost muhabbeti, televizyon yorumcuları, sokakta sağda solda duyduklarım… Karşıma devamlı tek bir laf çıkıyor. Üst üste, her saniye; neredeyse her an. “Şu işe de siyaseti karıştırıyorsunuz ya, helal olsun…” minvalindeler çoğu. Bazıları araya alt metin de sokuyor, “Başbakan ne yapsın?” diye soruyor. Fatih Tezcan, Burhan Kuzu, zaten kimsenin mecbur kalmadıkça binmediği o otobüs şirketinin sahibi gibi herhangi bir seviyesi varsa da bunu uzun zaman önce kaybetmiş olanlar ise daha da ileri götürüp, siyasetin meseleye “sabotaj” ile katıldığını iddia ediyor. Gezi’nin yıl dönümü yaklaşıyor ya malum, onların sanrısal dünyalarında “birileri düğmeye basmış” olabilir nihayetinde.

Her söylenen “Siyaset karıştırmayın” lafı, Fatih Tezcan seviyesinde değil. Ama hemen hemen hepsi, aynı şeyi söylüyor özünde. “Bu acılı bir olaydır, bir faciadır ve siz bunu avantajınıza kullanıyorsunuz”. Ben de o zaman başka bir şey söyleyeceğim. Siyaset yapmak ve ihmali suçlamak, sorumlularının cezalandırıldığını görmek arasında üç kritik fark vardır. Şöyle.

 

1. Bir Şey Defalarca Oluyorsa, Bu Bir “Kaza” Değildir, Doğal Afetmiş Gibi Tepki Verilmez

gazetehaberleri

Maden işçiliği, tehlikeli bir iş. Bunu bütün bu süreç boyunca herhalde yirmi milyar kişi, yirmi milyar farklı şekilde söyledi. Evet, öyle. Amerika’da da, Şili’de de, Japonya’da da çok korkunç kazalar oluyor. Bazı işlerin hayat tehlikesi riski, her daim mevcut bulunuyor maalesef. Polisler, askerler, pilotlar… O yüzden boş bir düzlemde, hiçbir bağlamın olmadığı bir cümlede “Maden işçiliği tehlikeli” demek doğru.

Fakat boş bir düzlemde yaşamıyoruz. Bu ülkede bu, ilk maden kazası değil. Geçen sene Zonguldak’ta grizu patlaması yaşanmış, 8 işçi hayatını kaybetmişti. Ondan üç sene önce, yine Zonguldak’ta, 30 canı yine grizu patlamasına kaybetmiştik. 2009’da Bursa Mustafakemalpaşa, 2006’da Balıkesir Dursunbey, 2004 Kastamonu Küre, 2003 Karaman Ermenek’te gerçekleşen kazalar, toplam 65 işçinin hayatına mâl oldu. Bunlar sadece son 10 senede olanlar. Geçmişe dönüp baktığımızda, daha tonlarca fazlası da var; Tuzla gibi tersanelerde ölenleri saymıyorum bile.

Sorun şu, son 10 senede, madenlerde 65 kişi ölmüşse, birileri bir Soma faciasına dair tüm uyarıları hiç saymış demektir. Bu grizu patlamalarından biri, yine bir vardiya değişimine denk gelebilirdi. Kastamonu’da ve Soma’da olduğu gibi, bir yangın çıkabilirdi. Soma gösterdi ki, bunlar tekrar tekrar yaşanmasına rağmen, kimse önlem almak için kılını kıpırdatmadı. Eğer sorun dedikleri gibi trafoysa, trafoların güvenliğine ekstra çaba harcanabilirdi. Acil durumlar için kaçış planları, her türlü olanak gözetilerek yapılabilirdi. Kimse tam sebebi açıklamadığından, neyin yanlış yapıldığını yüzde yüz bilmiyor olabiliriz. Ama bir şeyler yanlış ya da eksik yapıldı. Sanırım en uç düşünenlerimiz bile bu konuda mutabık olabiliriz.

Peki neden? Çünkü maden sektörü, taşeronlara bırakıldı. Fiyat kırmak adına, pek çok güvenlik önlemi açıkça bertaraf edildi. Bu fiyat kırmalarda göğüs gere gere sağa sola anlatılacak denli yüksekti üstelik. Burada sorun kapitalist sistem gibi gözüküyor, ama değil. Aklı başında bir kapitalist, yani kapital sahibi bile güvenlik önlemleri alınmazsa; hiçbir şey değilse parasını kaybedeceğini bilir. Hiçbir şey değilse, bir kaza ya da bir facia yaşanırsa, rakiplerine karşı geri düşeceğini bilir.

Burada ise başka bir şey var. Kimse rekabet hâlinde değil birbiriyle. Yani Soma’yı işletenler, “ya bir kaza olur da, ben müşterim devleti kaybedersem, imajım zedelenir, özel sektörde de hasar alırsam?” diye düşünmemişler. Çünkü belli ki, onları denetleyecek devlet, denetimcilerini iki hafta önceden haber verip öyle gönderecek kadar sıcak dirsek temasında onlarla. Zaten PR şirketleri, özel danışmanlar ve eşler, dostlardan örülü bir bağlantı ağı var. Yerlerine çökmüşler ve orada rahatlar.

Bir şey tekrar tekrar oluyorsa, bu kaza değildir. Buradaki suçlu da bellidir. O kapital sahipleri, firmalardan daha da büyük bir suçlu var burada. O bağlantı ağını oraya yerleştirip, maden sahiplerini yerlerinde rahat hissettiren; işi en iyi yapacak olana değil, kendisine en çok yarayacak olana veren; bunu da sadece kendi güç ağını genişletmek ve kendi iktidarını daha da derine gömmek uğruna yapan devlet.

Dilerseniz kendinizi “CHP olsa onlar da böyle yapardı” diye teselli edebilirsiniz. Belki doğrudur da. Birileri çıkıp, “CHP başta olsaydı, bu kıyak mantığı olmazdı” derse, onlara tutup “Nereden biliyorsun?” diye sormak hakkınızdır. Ama böyle bir “eş-dost” ağıyla yürüyen sistemin, direkt olarak 600 kişinin canına kast etmesine birilerinin “Sen baştasın, niye böyle yapıyorsun?” diye sorması, protesto etmesi, siyaset yapmak değil; yanlış giden bir şeyin, düzeltilmesini talep etmektir. Muktedirin iktidarından bunu talep etme hakkı yoksa, zaten demokratik bir ülkede değilizdir.

Bu da bizi ikinci maddemize getiriyor.

 

2. Kimse “Başta CHP/MHP/BDP/VB. Olsaydı, Böyle Olmazdı” Demiyorsa, Ona Siyaset Denmez

ankaaara
Cumhuriyet gazetesinin sitesinden alınmıştır. Ankara’daki protestolardan çekilmiştir.

İnternette gezinmek, son günlerde kendini mutsuz, çaresiz, bitik ve umutsuz hissetmek için bir kısa yol resmen. Kafamızı dağıtabilecek kadar dizi izliyor, oyun oynuyoruz belki ama, Facebook’umuzu, Twitter’ımızı açtığımızda, aynı hissiyata geri düşüyoruz. Yüzlerce kişi öldü. Belki rakamın artabileceği de söyleniyor. Böyle bir günde ,herhangi bir anda mutlu olmak pek mümkün değil. Olmuyor.

Hep Facebook’taki yorumları okuyorum. Twitter’da alakası tweetleri geziyorum. Ekşisözlük de baktığım yerlerden biri. Listemde ideolojik olarak, veya tarihsel olarak CHP’ye kökten bağlı insanlar var. Lise, üniversite ve iş arkadaşlarımın bir bölümü, pek çok kişinin “Kemalist” olarak tanımlayacağı kategoriye tekabül ediyor. Pek çok BDP/HDP’li arkadaşım da var. Sayısız sol örgütte, aktif yer alan tanıdıklarım, arkadaşlarım da var. Ailem bile örgütlü; annem CHP kadın kolları üyesi, babam ÖDP’li.

Bir tanesinden bile, son dört gündür “Bizim parti başta olsaydı, böyle olmazdı” gibi bir laf duymadım. Herkes “Bu yaşananlar AK Parti’nin hatası” dedi, bunu yineledi, ama kimseden kendi partisinin başta olmasına dair bir temenni okumadım. Sadece arkadaşlarım, dostlarım, tanıdıklarım değil. Ekşi’de de böyle bir şey görmedim. Twitter’da alakasız tweetler arasında da. Buna en yaklaşan şey, Şilili başkanın kurtarılan madencilere sarıldığı fotoğrafı, Taner Yıldız ve ekibinin Soma’da çıkanlara kol mesafesinde, uzak durduğu fotoğrafla yan yana koyan, ve “Keşke bizim liderimiz de böyle olsa” diyen caps idi.

Bu “siyaset karıştırmayın” uyarısı, tenzihi, yapmakla itham ettiği kişileri soğukluk, insandışılıkla suçluyor. Yani bunun söylediği şey, “Millet ölüyor, siz siyasi rant derdindesiniz” şeklinde. Peki kim siyasi rant derdinde? Kim çıkıp “Bakın gördünüz mü durumu, işte bu yüzden bize oy verin” diyor? Protestolarda bile, sendikaların önlükleri ve birkaç damgalı döviz haricinde flama, sancak, bayrak sallanmıyor. Elbet benim baktığım yüzlerce resime çıkmamış birkaç parti bayrağı vardır. Ama olsalar bile, onlarca gazetecinin, yüzlerce karesine denk gelmeyecek kadar azlar belli ki.

Kim bundan avantaj sağlamak istiyor ki siz o meçhul kişilere “siyaset yapmayın” diyorsunuz? Dedik ya, bir şey yüz kere oluyorsa, kaza değildir; ihmalin sorumlusunu aramak da kaza değildir diye? Birileri eğer bu sorumlu arama sürecini kendisine siyasi çıkar, avantaj, artı güç sağlamak için kullanırsa, tepesine çökebilirsiniz. Doğruluğunu yanlışlığını o çökme sonlandıktan sonra tartışırız. Ama şu an bunu kim yapıyor? Muhalefet liderlerinden böyle bir açıklama gelmedi. O partilerin üyelerinden de bu yönde bir emare yok.

Eğer ortada yapılan tek şey, ihmalkarı suçlamaksa; bu vuku bulurken kimse “hmm bakın alternatif de var bu arada” demiyorsa, kimse bir şeyin siyasetini yapmıyordur. Siyaset yapmak, böyle bir şey değildir zira. Burada yapılan tek şey, organik bir öfkeyi, haklı bir acıyı dışavurmaktır. Ve o acının da, affedin ama, dışavurulacağı tek bir hedef vardır. Bu da üçüncü maddemize girizgah yapmak demek.

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.